– Hanımefendi, ne zaman gelir acaba ambulans? Kızımın ateşi neredeyse kırk derece, bir türlü düşmüyor…
– Şu anda tüm ekipler dışarıda, – yorgun bir sesle cevap verdi bir kadın. – Lütfen bekleyin.
Gözyaşlarını zorlukla tutarak telefonu kapatan Ayşe, hemen kızının yanına koştu. Küçük Elif, kanepenin üzerinde ince bir örtüyle yatıyor, güçlükle nefes alıyordu. Beş yaşındaki kızın vücudu ateşle yanıyordu; ateşi bir türlü düşmek bilmiyor ve kırk dereceye dayanıyordu.
Kapının zili aniden çaldı. Ayşe irkilerek yerinden fırladı ve kapıya doğru koştu.
– Ateşi azaldı, serum işe yarıyor. Küçük kızın iki tarafında da hışırtı var. Bence hastaneye yatışı gerekiyor. – Uzun boylu, saçları ağarmış bir adam, genç hemşirenin şırıngayı kutuya koyuşunu izlerken burnunu ovuşturdu.
– Evde baş edemez miyiz?
– Baş edemezsiniz. Hastaneye gidelim, gözlem altında kalsın.
Ayşe pasaportu ve eşyalarının bulunduğu çantayı alarak koridora çıktı:
– Şimdi Elif’i giydireceğim ve… Aa, siz kimsiniz?
Açık kapıdan kalın kaşlı, kırklı yaşlarda sakallı bir doktor, otuz iki yaşlarında zayıf bir sağlık memuru ve çilli, kızıl saçlı bir asistan içeriye girdi.
– Ambulansı siz mi çağırdınız? – diye sordu sakallı doktor.
– Evet, ama başka bir doktordu. – şaşkınlıkla cevap verdi Ayşe.
– Hangi başka doktor? – dedi genç asistan.
– Yani… Uzun boylu, saçları ağarmış biriydi. Elif’in ateşini düşürdü ve hastaneye gitmemizi söyledi… – diye kekeledi genç kadın.
Doktor ve sağlık memuru birbirlerine baktılar:
– Semih Bey!
– İki ekip aynı vakaya mı yönlendirildi? – diye şaşırdı asistan.
Sakallı doktor genç kadına dönerek:
– Kızınızı giydirin. Hastaneye götüreceğiz.
Ayşe odaya dönerken, şaşkın asistan doktora sordu:
– Hiç mi muayene etmeyeceğiz?
– Semih Bey asla yanılmaz!
– Semih Bey de kim?
Sağlık memuru hafifçe güldü:
– Semih Bey, ambulansın en tecrübelisiydi… Rahmetli. Onu defalarca İstanbul’a çağırdılar ama o her defasında reddetti. Derdi ki işi insanların hayatını kurtarmak, ofiste oturmak değil.
Bir yıl önce, Semih Bey’in ekibi acil bir vakaya gidiyordu. Bir sürücü ambulansa yol vermek yerine önünden geçmeye çalıştı.
Sağlık memuru yere baktı. Sakallı doktor onun omzuna hafifçe vurup devam etti:
– O kazada kurtulan olmadı. Kırk gün sonra şehirde tuhaf olaylar başladı.
Genç bir delikanlı sokakta saldırıya uğradı. Acilden isimsiz bir arama geldi: delikanlının karaciğerine saplanmış bir yara. Nöbetteydik o zaman. Geldik, delikanlı yerde yatıyor, bir adam onu sarmış ve serum tutuyor. Adama kim ilk müdahaleyi yaptı diye sorduk. Adam kafasını salladı, dedi ki: “Az önce buradaydı ambulans, uzun boylu, saçları ağarmış bir doktor ve yanında genç bir hemşire vardı. İlk yardımı onlar yaptılar, serumu taktılar. Saçları ağarmış olan böyle tut dedi… Bir anlık gözümü ayırıp delikanlıya baktım: nefes alıyor mu almıyor mu diye. Derken siz geldiniz. Peki saçları ağarmış olan nerede?”
Ürperdik. Çünkü tarif edilen kişi, Semih Bey ve ekibiydi. Delikanlıyı hastaneye götürdük, dosyasına bizim gelişimizden önce ilk yardım yapıldığı not edildi. Semih Bey’den bahsedilmedi. O günden sonra merkezde herkes ondan konuşmaya başladı.
– Zaten kimse bize inanmazdı! – diye gülümsedi sağlık memuru. Sakallı doktor stetoskopunu düzelterek devam etti:
– Birkaç gün sonra, bir işçi depoda düştü: inme ve kafa travması. Belediye ambulansı gelene kadar, “uzun boylu, saçları ağarmış doktor ve genç hemşire” ilk yardımı yapmış: serum takmışlar, oksijen vermişler ve teşhis koymuşlar. “Sonra da kayboldular.”
– Trafik ışıklarında doğum olayını hatırlıyor musun? – diye gülümsedi sağlık memuru, gözlüklerini düzelterek.
– Hayaletler doğum mu yaptırıyor? – diye şaşırdı kızıl saçlı stajyer.
– Sözlerine dikkat et, – diye kaşlarını çattı doktor. – Bu işin aslını bilmiyorum ama “Semih Bey’in ekibi” hayalet olamaz. Onlar daha çok kentin koruyucu melekleri.
– Özür dilerim… – diye utandı asistan. – Yani doğum olayında ne oldu?
– Taksici kadını hastaneye götürüyordu: otuz dört yaşında, ikinci doğum, otuz dokuz hafta. Trafik ışıklarında durdu, erken doğum başladı. Taksici panikledi, arabayı dörtlüye aldı, ambulansı aradı ama ne yapacağını bilemedi, arabanın etrafında koşturup yardım istedi. Meydan okuyarak: “Erkek, sakin olun, telefonu hoparlöre ayarlayın, size ne yapacağınızı anlatacağım,” dedi. Ancak adamın sinirleri bozuldu, hiçbir şey anlamadı.
İşte tam bu an Semih Bey ve onun genç hemşiresi yardıma geldi. Bebek ters geliyordu, bir de göbek kordonu boynuna dolanmıştı. Onlar olmasaydı bebek hayatta kalamazdı.
Derken ambulans geldi, mutlu anneyi ve sağlıklı bebeği aldı.
Bir yılda kaç olay yaşandı kim bilir. “Semih Bey’in Ekibi” sadece en zor durumlarda ortaya çıkıyor. Ve eğer Semih Bey olmasaydı, belediye ambulansı gelene kadar o hastaların hiçbiri yaşamazdı. İşte bu türden olaylar.
– Hazırız. – diye yanıtladı Ayşe, kızını alarak koridora çıktı. Sakallı doktor, kadından eşyaları aldı ve küçük kıza gülümseyerek:
– Artık her şey yoluna girecek! dedi.




