— Bu benim evim! Annem ve akrabalarım, hamile kız kardeşini evden atan bir kızın bu kadar acımasız olabileceğine inanamıyor!
Ama bu evi bana hediye etmiştiniz!
— Hiç mi anlamıyorsun? Aile dediğin böyle mi olur? Sen nasıl öz yeğenini, hem de hamileyken kapı dışarı edersin?
Elif mutfakta oturmuş, telefonunu sıkıca tutuyordu. Annesinin sesi hem yalvarıyor hem de suçluyordu. Tipik annesi: Rica ederken bile baskı kurmayı biliyordu.
— Anne, yardım etmek istemiyor değilim ama… — Elif kelimelerini tartarak konuşuyordu. — Sibel tam sekiz aydır benimle kalıyor. Sekiz! Fatma Teyze başta “iki hafta, iş bulana kadar” demişti, hatırlıyor musun?
— Ne var bunda? Zaman zor, iş bulmak…
— Aramıyor bile! — Elif’in içinde öfke kabarıyordu. — Dün bütün gün banyoda saç maskesi yapıp diziler izledi. Sonra…
— Elifciğim, hamile işte…
— Bir aydır biliyor! Öncesinde ne engel vardı?
Telefonda ağır bir sessizlik oldu. Elif, annesinin derin bir iç çekişini duydu. O bildik çekiş: “Nasıl böyle kalpsiz olabildin, seni böyle mi büyüttüm?”
— Anne, bu ev benim. Fatma Teyze’nin hissesini satın almanızın sebebi buydu, hatırlasana?
— Teknik olarak, — annesinin sesi keskinleşti — ev bizim. Sadece burada yaşaman için izin verdik.
Elif gözlerini kapadı. İki yüzlülük yine başlamıştı.
— Üniversite mezuniyet hediyem olduğunu sanıyordum.
— Tabii ki hediye! Ama ailede dayanışma…
— Dayanışma mı? — Elif sözünü kesti. — Sibel’in yemeğimi yiyip makyaj malzemelerimi izinsiz kullanmasına, ben yokken erkek arkadaşını eve getirmesine katlanmak mı? Üstelik hamile kalmasına sebep olan adamı!
— Elif! — Annenin sesi çelik kesildi. — Fatma Teyze bizim için neler yaptı! Baban hasta yatarken kim yardım etti? Ben iki işte çalışırken kim seninle ilgilendi?
Elif iç geçirdi. Bu şarkıyı bin kere dinlemişti. Fatma Teyze’ye olan borç hiç bitmeyecek gibiydi.
— Minnettarım, ama bu Sibel’in…
— Fatma Teyze dün ağlayarak aradı, — anne sözünü kesti. — Senin Sibel’i ezdiğini söyledi. En ufak şeye takıyormuşsun.
Elif homurdandı.
— Ufak şey mi? Yeni kazağımı izinsiz alıp üstüne meyve suyu döktü! “Kızma, aileyiz ya” deyip özür bile dilemedi!
— Aman Elif, kazak önemli mi…
— Kazak değil mesele! — Elif’in boğazı düğümlendi. — Saygı meselesi! Eve geldiğimde kendi evimde misafir gibi hissediyorum!
Sessizlik tekrar çöktü. Sonra anne alçak ama kararlı bir sesle:
— Büyükannemiz hayatta olsa bu tavrına çok üzülürdü. Onun için aile…
— Yeter! — Elif sözünü kesti. — Beni ikna edeceksen büyükannemi kullanma.
— Gerçek bu! Bu ev onun mirasıydı. O…
— Ne? Sibel’le ömrümüzce beraber mi yaşayalım?
Telefon çaldı: Fatma Teyze. Elif gözlerini devirdi.
— Anne, Fatma Teyze arıyor. Sanırım kötü yeğenimi dinleyeceğim.
— Aç telefonu. Nazikçe konuş.
Elif iç çekerek hattı değiştirdi.
— Alo, Teyzeciğim.
— Elifim! — Teyzenin sesi yapay bir neşeyle çınlıyordu. — Nasılsın güzelim?
“Güzelim.” Elif burun kıvırdı. Bu hitap sadece bir şey isteyeceği zaman gelirdi.
— İyiyim.
— Sibelcik diyor ki aranızda… tatsızlık varmış?
Elif gözlerini devirdi. “Tatsızlık.”
— Teyze, Sibel’in birkaç hafta kalacağı söylenmişti.
— Aman Elifim, aile hesap kitap işi mi? — Teyze gergin bir kahkaha attı. — Aile böyle davranmaz.
— Aile nasıl davranır? — Elif’in öfkesi kabardı. — İzinsiz eşya alır mı? Ev sahibi yokken…
— Sibel içten bir çocuk, alışkanlığı…
— Alışkanlığı başkalarının sırtından yaşamak! Bu evi annemle babam sizin hissenizi satın alarak bana hediye etti.
— Öyle değil! — Teyzenin sesi buz kesti. — Büyükannenin mirası. Aramızda anlaşmıştık…
— Anlaşma, sizin hissenizi onlara satmanızdı. Piyasa değerinde ödediler.
— Para mı önemli? — Teyzenin sesi tizleşti. — Sibel hamile! Nereye gidecek?
— Çocuğun babası var.
— O sorumsuzun evi bile yok! Sibel hamile kalınca İstanbul’dan kaçtı.
Elif alaycı bir gülümsemeyle:
— Sizin üç odalı eviniz var. Niye Sibel orada kalamıyor?
Teyze duraksadı.
— Kocam evden çalışıyor, sessizlik lazım. Hem siz kardeş gibisiniz! Bebek bakım tecrübesi…
“Kardeş.” Elif acı acı güldü. Hep Sibel’in hataları görmezden gelinirken, o “sorumlu” rolüne mahkûm edilmişti.
— Teyze, daha fazla dayanamıyorum. Sibel başka yer bulmalı.
— Ne?! — Teyzenin çığlığı kulakları tırmaladı. — Stresten düşük yaparsa vebali senin!
Elif öfkeyle titredi. Son silah: çocuk kozu.
— Hemen değil, bir ay süre…
— Anneni arıyorum! — Teyze bağırarak kapattı.
Elif telefonu masaya bıraktı. Elleri titriyordu.
Kapı çarpıldı. Topuk sesleri yaklaştı.
— Elifciim! — Sibel’in yapışkan sesi. — Kâğıthane’de Esra’yla karşılaştım! Zengin bir yazılımcıyla evlenmiş. Hani lisedeki kız?
Sibel mutfağa girdi. Bronz tenli, pahalı kot pantolonlu. Hamilelik izi yoktu.
— Biraz eşya alsak… — Koltuğa çöktü. — Bebek doğunca odası için yer lazım.
Elif son sabrının koptuğunu hissetti.
— Sibel, konuşmalıyız.
— Şimdi olmaz! — Sibel el salladı. — Hormonlarım altüst. Dinlenmeliyim.
— Sibel, — Elif sesini yükseltti. — Taşınman lazım.
Sibel donakaldı.
— Ne?
— Bir ay süren var.
Sibel’in yüzü öfkeyle kızardı:
— Bu ev büyükannemin mirası! Benim de hakkım var!
— Annemler seninkilerin hissesini aldı. Yasal olarak onların.
— Yasaya tükürürüm! — Sibel bağırdı. — Aile bu kadar mı? Hamileyim!
— Annenlerin evi var. Çocuğun babası…
— Annemi ararım! — Sibel telefonu çıkardı.
— Gerek yok. Zaten aradılar.
Sibel nefretle baktı:
— Pişman olacaksın!
Kapıyı çarparak çıktı.
Elif pencereden dışarı bakarken suçluluk değil, huzur hissediyordu.
Telefon titredi: Anneden mesaj. “Fatma Teyze perişan. Ne yaptın sen?”
Elif cevap vermedi. İnternetten “İzmir kiralık daire” yazdı.
Üç ay sonra, Kordon’da bir kafede oturmuş, yağmuru izliyordu. Karşısında Deniz — İstanbul’dan tanıdığı, İzmir’e yerleşen sevgilisi.
— Pişman mısın?
Elif başını iki yana salladı:
— Keşke daha erken yapsaydım.
Telefon çaldı: Babası.
— Kızım, haberim var. Evi sattık.
Elif dondu:
— Büyükannemin evini mi?
— Sibel ailesine taşındı. Sen gidince direndi ama… Artık yeter dedik. Parayı sana göndereceğiz.
— Bana mı?
— Sana. Mezuniyet hediyendi. Baskılara boyun eğdiğimiz için özür dileriz.
Elif’in gözleri doldu.
— Baba, nasıl teşekkür…
— Konuşma. Mutlu ol yeter. Sana güveniyoruz.
Elif telefonu kapattı. Deniz’in bakışlarına baktı:
— Sanırım gerçekten büyüdüm.
Dışarıda yağmur, geçmişin izlerini silerek yeni bir hayatın sayfasını açıyordu. Kendi kurallarıyla yaşayacağı bir hayat.




