Annemi Gençliğimdeki Koşullarla Yanıma Taşıdım

Benim adım Ayşe Yılmaz ve İstanbul’un tarihi dokusu ve sakin sokaklarının arasında yaşıyorum. Tekirdağ’da sıradan bir ailede doğup büyüdüm, ancak hayatım yedi yaşımdayken değişti — babam bizi, annem Selma’yla, kendi halimize bırakarak evi terk etti. O andan itibaren hayatımda sadece annemi gördüm. Sert ve kararlı duruşu sayesinde bütün dünyam oldu. Elinden geldiğince bana her şeyi vermeye çalıştı ama eğitimi, kış rüzgarı kadar soğuktu. Evimizin içinde sevgiye ya da merhamete yer yoktu — yalnızca katı kurallar, bitmek bilmeyen talepler ve omuzlarıma yüklenen ağır görev duygusu vardı.

Okuldan döndüğümde, sıcak bir akşam yemeği ya da günümle ilgili nazik bir soru karşılamazdı beni. Bunun yerine sert bir ses: “Bulaşıkları yıka, odanı toparla, ödevlerini yap.” Yorgunluk mu? Konuşma isteği mi? Bunlar önemsenmezdi. Annem, hayatın disiplin ve bağımsızlık olduğuna inanırdı. “Ben tek başıma aileyi ayakta tutuyorum, kendi başının çaresine bakmayı öğren,” derdi bana. Sözleri bıçak gibi içime işlerdi, beni erken yaşta olgunlaşmaya zorlayarak. Ressam ya da yazar olmak istiyordum ama ne zaman bunu paylaşmaya çalışsam, soğuk bir sesle “Bunlar karın doyurmaz, ekonomist ya da avukat ol,” derdi. Hayallerim bakışları altında solup giderken, kendi taleplerim değişmez bir şekilde: “Başını sokacak bir çatı ve masada yemek olduğuna şükret,” karşılığıyla sonuçlanırdı.

Yıllar geçti. Ben büyüdüm, kendi evime ve işime sahip oldum, sıcaklık, dikkat ve özenle yaşamayı öğrendim. Ancak annem yaşlanıp yalnız kalmamak için yanıma taşınmamı istediğinde, geçmişin yaraları yeniden açıldı. Onun sevgisine ve desteğine aç kaldığım o yıllar gözümün önünde canlandı. Bu yüzden, benimle yaşamak istiyorsa, çocukken bana dayattığı şartlarla olması gerektiğine karar verdim.

Evin arka tarafında ona bir oda ayırdım. “Burada rahat edersin,” dedim, basit bir yatak, sandalye ve komodin yerleştirerek. Bana şaşkınlıkla baktı ama sessiz kaldı. Çabucak bir program yaptım: belirli yemek saatleri, ev işlerinin listesi. “Temizlik ve çamaşır işlerine yardımcı olabilirsin,” dedim, o bana ne zaman emir verirdiyse aynı sert ses tonuyla. Sırt ağrısı ya da yorgunluktan şikayet ettiğinde ise, “Başını sokacak bir çatı ve masada yemek olduğuna şükret,” derdim. Kişisel bir konuda konuşmaya çalıştığında, yoğunluğumu öne sürerek kısa cevaplarla konuyu kapatırdım.

Başta, geçmişini ona yansıttığımı anlamadı. Gülümseyip, bir arada olmanın ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. Ama kısa sürede bakışlarının solduğunu, sessizleştiğini, daha sık odasına kapandığını fark ettim. Geceleyin iç çekişlerini duyardım ama yanına gitmezdim — çocukluğumda tavana bakıp bir parça sıcaklık beklediğim anları hatırlardım. Birkaç hafta sonra, utana sıkıla “Ayşe, sana yük olmuyorum değil mi?” diye sordu. Aynı soruyu nasıl sorduğumu hatırladım, ve onun tonunu taklit ederek, “Bağımsız olmayı öğrenmelisin, hepimiz başkalarının yardımı olmadan yaşamayı öğrenmeliyiz,” dedim. Gözlerinde, pişmanlık gibi bir şey belirdi. Verdiği kendi derslerinin ona geri döndüğünü fark etmeye başladı.

Bir akşam, onu mutfakta buldum. Yaşlı, güçsüz ellerine bakıyor ve sessizce: “Beni affet. Seni güçlü yapmak istedim ama galiba çok fazla şey istedim,” dedi. Donakaldım. İçimde hem kırgınlık hem de merhamet çarpışıyordu. İntikam almak, ona her şeyi kanıtlamak istiyordum ama onun yorgun yüzüne bakarken, onun için de kolay olmadığını anladım. Belki de farklı sevmeyi bilmiyordu.

O gece iki fincan çay götürdüm ve karşısına oturdum. Yıllar sonra ilk kez konuştuk — yaşam, geçmiş, gerçekleşmeyen hayallerim hakkında. Sözümü kesmeden dinledi ve ilk kez sözlerimin boşa gitmediğini hissettim. O günden sonra her şey değişmeye başladı. Evdeki düzeni korudum ama daha yumuşak bir tavır ekledim. Artık zamanımızı takvime göre değil, isteğimize göre birlikte geçiriyorduk. Onun sertliği beni güçlendirmişti ama merhameti kendim bulmuştum.

Artık annemi yanıma aldığım için pişman değilim. Hikayemiz, intikam üzerine değil, yıllar sonra bile olsun acı ve hayal kırıklıklarından sonra bir uzlaşma yolunun bulunabileceği üzerine kurulu. O bana sert de olsa güç verdi, ben de ona sıcaklığı öğrettim. İkimiz de değiştik ve bir zamanlar soğuk olan bu evde, artık yumuşak sohbetler ve fincan şıkırtıları yankılanıyor — eski yaralardan doğan yeni bir yakınlığın işaretleri.

Rate article
Lifequest
Annemi Gençliğimdeki Koşullarla Yanıma Taşıdım