Annemin Çilesi: Emeğin Boşa Gidişi ve Çaresizliğin Sessiz Çığlığı

“Beni Tüketen Nankörlük: Nasıl Başa Çıkacağımı Bilmiyorum”

Sanırım artık çığlık atma noktasına geldim: “Nerede hata yaptım? Bunu hak etmek için ne yaptım?” Çocuklarım 11 ve 15 yaşlarında; bir oğlum ve bir kızım. Sadece yorgun değilim, tükenmiş haldeyim. Dinlemiyorlar, saygı duymuyorlar, sürekli talep ediyor ve beni manipüle ediyorlar. Üstelik tek başıma, her şeyin omuzlarımda olduğu bir anne olarak artık dayanacak gücüm kalmadı. Ne bedenen ne de ruhen…

Neredeyse on yıldır bu aileyi tek başıma taşıyorum. Elif dört, Emre ise bir yaşındayken babaları yurtdışına “iş için” gitti ve bir daha dönmedi. Sırra kadem bastı adeta. Zamanla duydum ki Almanya’da yeni bir aile kurmuş, yeni çocukları varmış. Tabii bize ayıracak vakti yok. Boşanma işlemlerini bile uzaktan hallettim. O günden beri ne aradı, ne sordu, ne de çocuklarının nasıl büyüdüğünü merak etti.

Elif, her şeyi hatırlıyor. Babasının gidişini, geceleri sessizce ağladığımı… Ona karşı içinde derin bir kırgınlık var. Emre ise babasını sadece fotoğraflardan tanıyor. Ara sıra, “Anne, o hiç gelecek mi?” diye soruyor. Gözlerindeki o umut ışığı yüreğimi burkuyor.

Ama en acısı, tüm benliğimi adadığım bu çocukların, asla olmasını istemediğim insanlara dönüşmelerini izlemek. Elif küstahlaştı. Odasında sigara kokusu, kıyafetlerinde duman izleri… “Arkadaşlarımdan bulaşıyor,” diye savunuyor. Okulu asıyor, öğretmenlerini umursamıyor. Ev işlerinde yardım istediğimde ya ağlayarak tepki veriyor ya da “Neden ben yapmak zorundayım?” diye isyan ediyor.

Emre henüz küçük ama ablasını örnek alıyor. Sorumlulukları reddediyor, öfkeli ve huysuz. “Çöpü bile şikâyet etmeden çıkar,” desen, yine sorun. Notları düştü, öğretmenleri “derslere ilgisiz” diye şikâyet ediyor.

İki işte çalışıyorum. Eve yorgun argın döndüğümde karşılaştığım manzara: Kavga, bağrışma, dağınıklık… Biliyorum, ergenlik bu; kimlik arayışı, hormonlar… Ama benim de sabrımın sınırı var. Tek istedikleri telefon, cips, harçlık, eğlence… Her şey hazır. Peki ya yardım? Ya saygı?

İtiraf etmekten utanıyorum ama onları şımarttım. Küçükken babalarının yokluğunu telafi etmek için elimden geleni yaptım. Cebimin izin vermediği şeyleri aldım, her dakikamı onlara adadım. Şimdi “anne hep yanında, anne her şeyi verir”e alıştılar. Haklarıymış gibi talep ediyorlar. Vermezsem tehditler başlıyor. Geçen gün Elif, sesimi yükselttiğimde, “Bir daha bağırırsan çocuk esirgeme kurumunu ararım. Görsünler nasıl yaşıyoruz!” dedi. Ben de, “Seni alırlarsa cips alacak, telefon faturasını ödeyecek baban mı var?” diye sordum. Cevabı yüreğimi parçaladı: “Belki de senden iyi bakarlar.”

O gece banyoda kilitlenip hıçkıra hıçkıra ağladım. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bağırmak işe yaramıyor. Konuşmaya çalışsam duymuyorlar. Şiddet ise asla seçenek değil; ima etsem bile “kurumu ararım” diyorlar. Kendilerini “yetmişin” sanan iki gence karşı tek başınayım.

Ama onlar hâlâ çocuk. Benim çocuklarım. İlişkimizi kaybetmek istemiyorum. Bencil, sevgisiz bireyler olmalarından korkuyorum. Sonsuza kadar yaşamayacağım. Ya yarın hastalanırsam? Ya bir şey olursa? Kim yemek yapacak, kim ilgilenecek?

Belki şu an beni yargılıyorsunuz: “Kendi ettiğin,” diyorsunuz. Haklı da olabilirsiniz. Ama kimse “mükemmel anne” kılavuzu vermedi

Rate article
Lifequest
Annemin Çilesi: Emeğin Boşa Gidişi ve Çaresizliğin Sessiz Çığlığı