Bazen hayat bizi öyle bir seçimle karşı karşıya getirir ki, bu seçim ailemizin bütünlüğünü belirler. Şimdi tam da buradayım. Haftalardır kendimi bir ikilemin içinde buluyorum: Oğluma gözlerimle gördüklerimi anlatmalı mıyım, yoksa sessiz kalıp hem onun hayallerini hem de aramızdaki bağı yıkmaktan korkmalı mıyım?
Oğlum çalışkan, dürüst ve ilkeli bir insan. Sabahın erken saatlerinden akşamın geç vakitlerine kadar çalışıyor, eve yorgun argın dönüyor. Peki ya karısı? Nasıl söylesem… Onu her akşam gümüş renkli bir jiple eve getiren bir adam var. Bir kez, iki kez diyeceğim, ama her akşam? Tesadüf olamaz. Arabada dakikalarca kalıyor, sonra ağır adımlarla eve çıkıyor.
Dayanamadım, gidip ona açıkça sordum: “Mahalle dedikodu yapıyor, ailemizin adını lekeliyorsun” dedim. Hiç utanmadan, “Bu seni ilgilendirmez, iş arkadaşım, iş konuşuyoruz” diye cevap verdi. Her akşam bomboş bir parkta iş mi konuşulur? Hem de birbirlerine sarılarak vedalaşıyorlar!
Oğlum eve geldiğinde, bir erkek olarak, bir eş olarak en azından şüphelenir diye düşündüm. Ama o bana bağırdı: “Karımı incittin, stresten yemek bile yiyemiyor!” dedi. Mahallenin dedikodusunu ima ettim, ama o, “Bunda yanlış bir şey yok, ona güveniyorum, sen de saygı duymalısın” diye karşılık verdi. Hatta özür dilememi bile istedi.
Özür dilemedim tabii. Ama o günden beri kafam allak bullak. Acaba oğlum gerçekten görmüyor mu, yoksa evliliğini kurtarmak için görmezden mi geliyor? Yoksa ben mi abartıyorum?
Komşu kadınlarla konuştum. Hepsi benim tarafımda. “Bir ay boyunca her akşam evli bir kadını iş arkadaşı bırakmaz, üstelik arabada bekletmez” diyorlar. Kesinlikle masum bir durum değil.
Bir tanesi, “Oğluna doğruyu söyle, gözlerini açsın” dedi. Ama işte mesele bu. Söylersem, bana ihanetmiş gibi davranabilir. Karısını affeder, beni hayatından çıkarır. “İşine karışan anne” olarak kalırım.
Ama artık sessiz kalmak da mümkün değil. Oğlum onun için her şeyini verdi, gece gündüz çalışıyor, o ise güvenini istismar ediyor. Şimdi gerçeği söyleme korkusuyla kaybetme korkusu arasında sıkışıp kaldım. Hangisi daha kötü: Gerçeği bilmek mi, yoksa söylemenin bedelini ödemek mi?
Hayat bazen bize susmanın da, konuşmanın da bir bedeli olduğunu öğretir. Önemli olan, hangisinin vicdanımızı daha çok rahatlatacağını bilmektir.




