Kayınvalidemin Bitmek Bilmez Kontrolünden Yoruldum

Kaynana Kontrolünden Yorgunum

Evlenirken, hayatın en büyük zorluklarının konut kredisi, çocuklar ve günlük işler olduğunu sanıyordum. Meğer sabrımın asıl sınavı ne yoksulluktu ne de uykusuz gecelerin yorgunluğu. En ağır yük… kaynanamın kendisiydi!

Aramız hiç iyi olmadı. Onu rahatsız eden her şeydi: giyimim, yemek yapışım, çocuk yetiştirme tarzım, evi toplama şeklim. Ama asıl sorun, susmayı reddedişimdi. Ben, “Evet efendim” diyen kadınlardan değilim. Sabırlı biri hiç olmadım. Sanırım onu en çok bu kızdırıyordu.

İlk önce yemek yeteneğime çattı. Hamur işi yapmayı sevmiyorum, beceremiyorum da. Üstelik unlu gıdaları pek sağlıklı da bulmuyorum, yemiyorum bile. Ama kaynanam için bu neredeyse suçtu!

“Hamur yoğuramıyorsan, ev hanımı değilsin demektir!” diyordu, her gelişinde elinde bir börekle. “En azından ben oğluma börek yapayım, gelinim beceriksiz çıktı!”

Kocam tabii ki börekleri alıyordu, hatta minnetle. Ofiste çalışanların hepsini bir çırpıda bitirdiğini anlatıyordu sonra. Kaynanam da göğsüne madalya takmış gibi kasılarak geziniyordu. Canım sıkılıyordu ama sesimi çıkarmıyordum. O ana kadar.

Yemek konusu sadece başlangıçtı. Ardından her şeye karışmaya başladı. Yerleri elde silmem gerektiğini, paspasın “tembellerin aleti” olduğunu söylüyordu. Çamaşır makinesine iç çamaşırı atılmazmış, mutlaka elde yıkanmalıymış. Ütülenmesi gerekenler listesinde çarşaflar ve çoraplar da varmış. Çünkü o, “hep böyle yapmış”. Ben mi? Bence 21. yüzyılda bir kadının kendini ev işleriyle harap etmesi, hafif deyimiyle, tuhaftı.

Çamaşır ve kurutma makineleri en iyi dostlarım. Kıyafetleri katlayıp dolaba yerleştiriyorum. Fazla buruşmuşsa ütülüyorum, ama sadece gerçekten gerekirse. Kadının kendini çamaşırcıya çevirmesi gerekmiyor. Hele de erkekler kadar çalışıyorsa.

Sonra sıra dış görünüşüme geldi.

Terfi alıp maaşım artınca, kendime biraz zaman ayırmaya başladım. Cilt bakımına, spor salonuna gidiyor, ara sıra masaj yaptırıyordum. Normal şeyler, değil mi? Ama kaynanam neredeyse boğulacak gibi oldu:

“Bu salonlar da neyin nesi? Evde su mu yok? Yoğurt kalmadı mı? Biz gençken sabunla yüzümüzü yıkar, saçlarımızı sirkeli suyla durulardık, böyle de güzel olurduk!”

Ama asıl kötüsü, kocamın ona katılmaya başlamasıydı. Önce üstü kapalı— “Belki biraz tutumlu olmalıyız?”— sonra daha açıktan. Meğer kendime hücum etmemden endişeleniyormuş. Ona göre arabaya, tatile veya birikime para ayrılmalıydı. Bense, “savurgan”dım.

O noktada patladım.

“Ciddi misin?” dedim. “Ben de senin kadar çalışıyorum. Bütçeye eşit katkı sağlıyorum. Çocuk doyuruluyor, giydiriliyor. Evde düzen var, akşam yemeği hazır. Sevgilim yok, gece hayatına da düşkün değilim. Neden kendim için bir şeyler yapmayayım?”

Sus pus oldu. Ben devam ettim:

“Paralarımı gereksiz harcadığımı düşünüyorsan, eşyalarını topla ve annene git. O sana börek yapsın, çoraplarını yıkasın, kadın nasıl terbiye edilir anlatsın. Ben, insan gibi yaşadığım için suçluymuşum gibi hissetmekten bıktım!”

Ne hissetti bilmiyorum, ama o günden sonra daha dikkatli davrandı. Kaynanam da bir süre sus pus oldu. Galiba anladılar ki, dikte edileni sessizce kabullenenlerden değilim.

Hayır, kaynanam kötü niyetli bir cadı değil. Belki kendi çapında iyilik yapmaya çalışıyor. Ama dayatılan, eleştirilerle dolu bir iyilik, iyilik değildir. Artık kimsenin—hatta ailemin bile—hayatıma müdahale etmesine izin vermeyeceğim. Ben, eski kalıplara göre yeniden şekillendirilecek bir oyuncak değilim. Canlı, nefes alan bir kadınım. Nasıl biri olacağıma da kendim karar veririm.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidemin Bitmek Bilmez Kontrolünden Yoruldum