“Anne, on beş yıldır birlikteyiz ama belki de üç çocuk yapmamalıydık…” dedi oğlum, bu sözleri duyduğumda yer yarıldı sanki altımda.
Otuz altı yaşındaki oğlum Emre bana bunları nasıl söyleyebilirdi? Onun hayatımın gururu, neşesi, dayanağım olduğunu bilirdim. Aklıma geldi, lise yıllarında Neriman yüzünden ne çekmişti. O kız, okuldayken ona zorbalık eder, alay açar, dedikodu yayardı. Şimdiyse her şeyi yıkmaya hazırdı—ailesini, çocuklarını, yıllarını, hayatını.
Hatırlıyorum, Emre sessizce katlanırdı. Güreşçiydi, karşılık verebilirdi. Ama terbiyeli, adaletli bir çocuktu. Kendim tepem atacakken, müdüre şikâyet edip onu başka okula almayı düşündüğümde bile direnmişti. Sabretti.
Lise bittiğinde Emre yeniden doğmuş gibiydi. Üniversiteyi kazandı, çalıştı, hayatını kurdu. Saygın bir adam oldu. Sonra… sonra bir gün evimizin eşiğinde belirdi O. Neriman. Kabus gibi geri dönmüştü. Emre, büyülenmiş gibi ona yöneldi. Her şeyi affetti, âşık oldu. Neriman düğünden önce başkasına kaçtığında bile kırıldı ama kin beslemedi.
Sonra İpek çıktı hayatına. Kızımızın arkadaşı, iyi bir ailenin kızıydı. Evlendiler, üç çocukları oldu, ev aldılar. Ben elimden geleni yaptım. İpek, evine bağlı, sevecen bir anneydi. Bağırmaz, kavga etmez, her şeyi üstlenirdi. Hayat nihayet düzene girmişti.
Derken bir gün her şey altüst oldu. Neriman İstanbul’a döndü. Tesadüfen karşılaştılar, birkaç kelime etti—Emre bir anda değişti. İpek’i sevmediğini, asla sevmediğini söylüyordu. Çocukların bir hata olduğunu, Neriman’ı kaybetmenin acısıyla yaptığını… Bunları buz gibi, donuk bir sesle anlatıyordu. Sanki çocuklarından, yıllardır birlikte olduğu kadından değil, yanlış hesaplanmış bir denklemden bahsediyordu.
Nasıl unutabilirdi Neriman’ın ihanetini? Nasıl güvenebilirdi onu bir başkası için bırakmış birine? Şimdi Doğu’da işleri bozulunca geri dönmüş, yine her şeyi yakıp yıkıyordu.
En korkuncu, gitmeye hazırdı. İpek’i, üç çocuğunu bırakacaktı. Aklını kaybetmiş gibiydi, sadece o zehirli bağımlılık kalmıştı içinde.
Torunlarıma bakarken, nasıl “babanız sizi terk ediyor” diyeceğimi bilemedim. İpek’in gözlerinin içine bakamadım. Yüreğim parçalanıyordu. Dualarımla, gözyaşlarımla büyüttüğüm oğlum, şimdi başkalarının acısına sebep oluyordu.
Hayatımda ilk kez çaresiz hissettim. Çünkü Emre artık büyüktü. Kendi kaderini çiziyordu. Ama bir anne susabilir miydi böyle bir şeye? Ailesi yıkılırken kenara çekilebilir miydi?
Biliyordum—savaşacaktım. İpek için. Torunlarım için. Oğlumun kendini tamamen kaybetmemesi için. Neriman’ın bir kez daha her şeyi yıkmasına izin vermeyecektim. Kendi evladıma karşı gelsem bile. Çünkü bazen annelik sevgisi, onaylamak değil, korumaktır. Kimse istemese bile…




