Bugün günlüğüme yazmak istiyorum çünkü hayatımın en sarsıcı anlarından birini yaşadım. Bazen karşılaşmalar olur ki her şeyi bir anda altüst eder. Bana bunu yaşatan, ismini duyduğum anda içimi burkan bir kadındı: Elif Hanım.
Ben, Artun Demir, milletvekili ve köklü bir ailenin ferdi olarak, her dakikası planlı, düzenli bir hayat sürüyordum. Ancak o soğuk aralık günü, on yıllardır verdiğim siyasi kararlardan daha fazla şeyi değiştirdi.
Ofisime gelen bir şikayet dosyasıyla başladı her şey. Bir kadın, evinin önündeki bakımlı çiçekliğin belediye ekiplerince tahrip edildiğinden şikayetçiydi. Asistanım, “Sıradan biri değil, 50 yaşında ama 30 gibi gösteriyor. Kozmetik salonları zinciri var. Üstelik çok çocuklu anne statüsüne sahip,” dedi. Adını söylediğinde ise kalbim hızla çarptı: Elif Yılmaz.
“Aslında,” diye mırıldandım, “benim de yıllar önce Elif adında bir eşim vardı. Fakir ama güzeller güzeli bir kızdı. Deli gibi sevmiştim onu. Ama…” Sustum. Otuz yıl öncesine gitmiştim.
O zamanlar sadece Artun’dum. Ailemin Gururlu soyadını taşıyordum ve katı kuralları vardı: Uygun bir aileden gelin, bir de varis! Elif uygun değildi. Fakirdi ama göz kamaştırıcı kadar güzeldi, içi ışık doluydu. Aileme rağmen evlendim onunla. İki yıl sonra, çocukları olmayınca baskılara dayanamadım. “Doğuramıyorsa bırak!” dediler. Onu tamamen yalnız bırakmak istemedim, bu yüzden bir ev aldım. Ama memleketimizde değil, uzak bir şehirde, ailemin utancını gizlemek için. O günden beri görmedim onu.
Makam aracıyla villasının önüne vardığımda, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Kapıda o duruyordu: Elif. Aynı Elif, ama daha olgun, zarif, eski bir şarabın yıllanmış hali gibi. Tanıdım onu ama tanımamazlıktan geldim.
“Ekibim, araçta kalın. Kendim konuşacaım,” dedim.
O da beni tanımıştı.
“Artun? Sen olduğunu düşünmemiştim. O kıymetli soyadın nasıl peki? Değiştemişsin?”
Gözlerimi kaçırdım.
“Evet. Artık Demir. Siyaset için gerekliydi.”
“Yine soyadın da soyun da her şeyin önünde…” dedi hafif alayla. “Hiç değişmemişsin.”
Çay içerken sohbet devam etti. Evine davet etti beni ve ben hep merak ettim: Bekar mıydı, evli mi? Tam o sırada telefonu çaldı. Ekranda “Can” yazıyordu. Yumuşak bir sesle cevap verdi:
“Merhaba oğlum. Evet, her şey yolunda.çıkardım işlerimi. Seni öperim, sonra konuşuruz.”
Telefonu kapattığında yüzüm bembeyaz olmuştu.
“O… o kızıl saçlı… Benim oğlum mu?”
Elif derin bir nefes aldı.
“Evet. Gitmenden bir ay sonra hamile olduğumu öğrendim. Doktor vazgeçirdi beni. Sonra evlendik onunla. Can’ı kendi çocuğu gibi büyüttü. Ama gerçeği söyledim ona. Kim olduğunu biliyor. Ama babası, yanında olan adam, kaçıp giden değil.”
Gözlerimden yaşlar boşaldı. Yıllar sonra ilk kez, yaptıklarımızın bir gün bize döneceğini hissettim.
“İstersen görüşebilirsin. Ama minnet bekleme. Can artık büyük, karar ona ait.”
Makam aracına döndüğümde, ekibim şaşkındı. On dakika içinde bir çiçeklik yüzünden ne değişmiş olabilirdi?
Artun Demir olarak koltuğuma oturdum, yüzümü sildim ve sert bir emir verdim:
“Not alın: Bu çiçeklik bir hafta içinde eski haline getirilsin. Ve herkes bilsin ki yaptığımız her şeyin bir bedeli var. Bazen… yıllar sonra bile.”




