Benim Değilse Elimi Sürmem!” – Gelinimin Ağzından Dökülen Sözler Dünyamı Altüst Etti

“Bu benim evim değil, neden temizleyeyim ki?” — gelinin bu sözlerinden sonra her şeyi yeniden düşündüm.

Bir zamanlar oğluma ait olan evlerimden birini ona vermeyi ciddi ciddi düşünmüştüm. “Kendilerine ait bir evleri olsun, kirayla uğraşmasınlar,” diye düşünüyordum. Ama oğlumun eşi Ayşegül’ün sözlerini duyduktan ve onun davranışlarını gördükten sonra, bu fikirden bile tiksinti duyuyorum. Hayır, kendi evlerini alana kadar biriktirsinler, bu ev benim kalsın. Hatta bir gün boşanırlarsa, içim rahat edecek. Çünkü oğlumun seçimini sadece onaylamıyorum, aynı zamanda ondan korkuyorum. Ayşegül tam bir hayal kırıklığı oldu.

Ailesi sıradan, ne özel bir geçmişleri var ne de bağlantıları. Ama kendini sanki sarayda büyümüş gibi davranıyor. Annesi babası sessiz, sakin, mütevazı insanlar—tam tersine kızları kendini bir prenses sanıyor. Lise mezunu, bir şirkette menajer olarak çalışıyor, ortalama bir maaş alıyor. Ama parayı yönetmeyi bilmiyor—maaşını iki günde harcayıp, sonra oğlumdan borç istiyor. Sürekli. Hiç utanmadan.

Evlendikten sonra kaldıkları kira evinden çıkarılınca, içimden gelerek onları yanıma aldım. Başka bir evimde kiracılar vardı, boşalana kadar benimle kalacaklardı. Onları almak zorunda değildim, ama oğlum için kabul ettim. Ve neredeyse hemen pişman oldum. Ayşegül kapıdan adımını atar atmaz yüzünde bir tiksinti ifadesi belirdi. Etrafa sanki çatısız bir kulübeye gelmiş gibi baktı. Oysa evim temiz, düzenli, her şey yerli yerinde.

“Ben şimdi bu koltukta mı uyuyacağım? Annen bize yatak veremez miydi?” diye oğluma çıkıştı.

Demek ki koltuk ona göre değilmiş! Kiralık evde nasıl uyuyordu peki? Hiç şikâyet etmiyordu. Oğlumsa, her zaman güçlü iradeli ve karakterli bir adamken, onun yanında bir paspas oldu. Onun her dediğini yapıyor, sabredip katlanıyor. Onu tanıyamıyorum. Bu kıza ne yaptı, anlamıyorum.

Aynı çatı altında geçirdiğimiz aylar benim için bir işkenceydi. İşten gelir gelir odama kapanır, onlarla karşılaşmamaya çalışırdım. Ayşegül’ün hep burun kıvıran yüzünü görmemek için. Konuşmuyorduk—en iyisi buydu zaten.

Nihayet diğer eve taşındıklarında rahat bir nefes aldım. Sonra oğlum usul usul laf atmaya başladı: “Anne, bu evin için ne düşünüyorsun? Bana devretmeyi düşünür müsün?” O anda anladım ki bu onun fikri değil. Ayşegül ona fısıldamıştı. Ona net bir cevap verdim:

“Ev benim üzerimde kalacak. Yaşlılığımda sana muhtaç olmayayım diye bir güvence. Siz burada oturup kendinize bir ev biriktirirsiniz. Hem bu ev genç bir aileye pek uygun değil, eski bir düzen.”

Oğlum anlamış gibiydi. Bir daha konuyu açmadı. Zamanla daha az görüşür olduk. Herkesin kendi hayatı vardı. Karışmadım.

Ama geçenlerde oğlum doğum gününde bizi davet etti. Evlerinde kutladılar. Kapıdan girince donup kaldım. O kadar pislik görmemiştim. Ocağın üzeri yıllardır silinmemiş gibi yağ içindeydi. Yerler yapış yapış, her yerde toz, taşınan kutular hâlâ açılmamış. Tam bir kaos. Misafirler bile fark etti.

Ayşegül’ün annesi, kayınvalidesi, usulca sordu:

“Ayşegül, eviniz neden bu kadar dağınık?”

Ayşegül’ün cevabı içimi parçaladı:

“Ben ne yapayım? Bu benim evim değil ki! Başkasının evinde temizlik mi yapacağım?”

Kayınvalidesi bile ne diyeceğini şaşırdı.

“Ama kiralık evde temizliyordun, orası da senin değildi!” diye seslendi annesi.

Oğlum yanlarında duruyordu. Yüzünden belliydi—o da tiksiniyordu. Temiz, düzenli bir evde büyümüştü, şimdi bu… kâbusun içinde yaşıyordu. Zor durumdaydı, ama ses çıkarmıyordu. Çünkü bir zamanlar ona aşık olmuştu. Peki şimdi? Gözlerinde o ateş kalmamıştı. Aşk gitmiş, yerine sadece alışkanlık… ya da korku kalmıştı.

Ayşegül’e tek bir şey söylemedim. Sadece sessizce baktım. Biliyorum ki oğlum buna daha fazla katlanamaz. Ve içimde bir umut var—boşanmaları. Evet, acı bir dilek, ama samimiyim: eğer ayrılırlarsa, mutlu olacağım. Çünkü oğlumun hakkı olan şey, umursamazlık ve sürekli şikâyetler değil, sıcaklık, şefkat ve gerçek bir kadın. Herkese ve her şeye burun kıvıran, basit bir teşekkürü bile çok gören biri değil…

Hayatta en önemli şey, insanın kendisine değer veren biriyle yürümesidir. Yoksa bir ömür, sadece bir yük taşınıyor demektir.

Rate article
Lifequest
Benim Değilse Elimi Sürmem!” – Gelinimin Ağzından Dökülen Sözler Dünyamı Altüst Etti