Küçük Ev Yenilemesi mi, Büyük Düğün mü? Kazanan Kim Olacak?

Evde tadilat yapmak istiyorum, ancak kayınvalidem mahallenin tümünü davet edecek bir düğün peşinde. Kim kimi bastıracak?

Bir yıl önce biri bana kocamla düğün yüzünden kavga edeceğimizi söyleseydi, gülerdim. Sonuçta en önemlisi aşk, değil mi? Emre’yle neredeyse beş yıldır birlikteyiz. Daha önce yıllarca kiraya verdiğim, sonra da basit bir şekilde yenileyip taşındığım İzmir’deki evimde yaşıyoruz. Ama şimdi evin acilen büyük bir tadilata ihtiyacı var: borular, duvarlar, elektrik tesisatı, zemin… Bu bir lüks değil, zorunluluk.

Bir uzlaşma önerdim: sessizce nikâh kıyıp, restoran ve kalabalık eğlenceler olmadan, sadece ailemizle evde küçük bir yemek yapalım. Tasarruf ettiğimiz parayı da gerçek hayatımıza, evimize yatıralım. Fakat bu mantıklı plana, hiçbir şeyin durduramayacağı bir kadın müdahale etti: Kocamın annesi, Fatma Hanım.

“Emre benim biricik oğlum!” diye haykırdı. “Nasıl olur da düğünsüz evlenir? Bütün akrabaları davet ettik onların düğünlerine, şimdi utanacak mıyız? Herkes bekliyor! Zaten herkes bizim yakında bir şölen yapacağımızı biliyor!”

“Ama sizden kimseyi davet etmenizi istemedik,” diye hatırlattım sakin bir şekilde.

“Senin karışacağın iş değil! Oğlumun nikâhı ekmek almaya gider gibi kıyılmasına izin veremem!”

Asıl sorun şu ki, bu “herkes” dediği akrabaları hiç görmedim. Kim olduklarını, nereden geldiklerini, kaç kişi olduklarını bilmiyorum. Ama kayınvalidem hepsini aramış, hepsini haberdar etmiş ve hatta tarihleri bile çizmiş durumda.

“Sizde biraz para var, ben de biriktirdim, belki senin ailen de yardım eder—güzel bir düğün yaparız!” diye coşkuyla konuştu, sözlerime kulak asmadan.

Bu arada, benim ailem benim tarafımda. Onlar da ev tadilatının, bir gün giyilecek beyaz bir elbise ve restoran için on binlerce lira harcamaktan daha önemli olduğunu düşünüyor. Ama karar verirsek destek olacaklarını söylediler. Baskı yapmadan, ültimatom vermeden.

Ama Fatma Hanım farklı düşünüyor. Onun için oğlunun düğünü bizimle ilgili değil, kendisiyle ilgili. Akrabalarının gözünde nasıl görüneceğiyle ilgili. Ve daha fazla baskı yapmak için şantaja başvurdu:

“Eğer düzgün bir düğün yapmazsanız, benim artık oğlum yok! Sizi tanımak istemiyorum. Yazıklar olsun!”

Emre’ye baktım. Sessizdi. Sonra… annesinin tarafına kaymaya başladı. Katıldığı için değil, ona acıdığı için. Çünkü ağlıyor, acı çekiyor, kendini aşağılanmış ve kimsesiz hissediyordu.

Ona net bir şekilde söyledim:

“Eğer annen düğün istiyorsa, kendisi ödesin. Tamamen. Biz buna dahil olmayacağız. Ne ben, ne ailem. Tek kuruş vermeyeceğiz.”

Tabii ki son sahne şöyle oldu:

“Benim o kadar param yok!” diye bağırdı kayınvalidem. “Ama siz de sokakta yaşamıyorsunuz!”

İşte bu. Kısır döngü. Kocam iki ateş arasında. Ben ise ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Evdeki gerginlik, fırtına öncesi sessizliği gibi. Emre benden düğün istemiyor, ama bu durumu çözmek için de bir adım atmıyor. “Akrabalara karşı ayıp olur,” diyor. “Herkesi çağırdık, şimdi sessiz kalamayız.” Ben ise anlamıyorum—başkaları bizim geleceğimizden nasıl daha önemli olabilir?

Düğüne karşı değilim, eğer bu bizim ortak arzumuz olsaydı. Ama bu, Fatma Hanım’ın kişisel gösterisi. Yaşadığı herEvdeki huzurumuzu korumak için sonunda anlaşmaya vardık: düğünü küçük ve samimi yaptık, kalan parayı da evimizin ihtiyaçlarına harcadık.

Rate article
Lifequest
Küçük Ev Yenilemesi mi, Büyük Düğün mü? Kazanan Kim Olacak?