Altmış yaşındayım ve hayatımda ilk kez, çocuklarım, torunlarım, eski eşim ve hatta dünya için artık var olmadığımı hissediyorum. Varım tabii ki. Eczaneye gidiyorum, ekmek alıyorum, evin önündeki avluyu süpürüyorum. Ama içimde, işe gitmek için koşturmadığım her sabah biraz daha büyüyen bir boşluk var. Kimse “Anne, nasılsın?” diye sormuyor.
Yalnız yaşıyorum. Uzun zamandır. Çocuklarım kendi aileleriyle farklı şehirlerde: oğlum İzmir’de, kızım Antalya’da. Torunlarım büyüyor, onları neredeyse hiç tanımıyorum. Okula gidişlerini göremiyorum, onlar için atkı öremiyorum, masal anlatamıyorum. Beni hiç ziyaretlerine çağırmadılar. Hiç.
Bir gün kızıma sordum:
“Niye gelmemi istemiyorsun? Çocuklara yardım edebilirim…”
Soğuk ama sakince cevap verdi:
“Anne, biliyorsun… Kocam seni pek sevmiyor. Sürekli işlerine karışıyorsun, üstelik senin kendine has bir tarzın var…”
Sustum. Utandım, incindim, canım yandı. Zorla gitmek istememiştim, sadece yanlarında olmak istemiştim. Ama karşılığı “sevmiyor” oldu. Ne torunlarım, ne çocuklarım. Silinmişim sanki. Hatta yan köyde yaşayan eski eşim bile bana vakit ayıramıyor. Yılda bir, bayramlarda kısa bir mesaj. Sanki lütfediyor.
Emekli olduğumda, “İşte, artık kendime vakit ayırabilirim” diye düşünmüştüm. Örgü örecektim, sabah yürüyüşlerine çıkacaktım, hep hayalini kurduğum resim kursuna yazılacaktım. Ama mutluluk yerine kaygı geldi.
Önce tuhaf rahatsızlıklar başladı: Kalp çarpıntısı, baş dönmesi, aniden gelen ölüm korkusu. Doktor doktor gezdim, testler yaptırdım, EKG, MR çektirdim, ama bir şey çıkmadı. Bir doktor dedi ki:
“Bunların hepsi sizin kafanızda. Konuşacak birine ihtiyacınız var. Çok yalnızsınız.”
Bu, herhangi bir teşhisten daha kötüydü. Çünkü yalnızlığın ilacı yok.
Bazen markete sadece kasiyerin sesini duymak için gidiyorum. Bazen apartmanın önündeki bankta oturup, biri gelir diye kitap okur gibi yapıyorum. Ama insanlar acele ediyor. Herkesin bir yere yetişmesi lazım. Ben ise sadece “oradayım”. Oturuyorum, nefes alıyorum, anıları yad ediyorum…
Hayatta nerede yanlış yaptım? Niye ailem benden uzaklaştı? Tek başıma büyüttüm onları. Babaları erken terk etti. İki çocuğa hem annelik hem babalık ettim, iki vardiya çalıştım, çorba kaynattım, okul ütüleri yaptım, hastalandıklarında geceler yanlarında bekledim. İçmedim, gezmedim. Hep onlar için çabaladım. Şimdi ise… Gereksizim.
Belki de çok serttim? Kontrol manyağı mıydım? Ama iyiliğini istedim. İyi insanlar olsunlar diye uğraştım. Kötü arkadaşlar edinmesinler, hayatlarını mahvetmesinler diye çabaladım. Sonuç? Yapayalnız kaldım.
Acınacak biri de değilim. Sadece şunu anlamak istiyorum: Gerçekten kötü bir anne miyim? Yoksa bu, herkesin kendi derdine düştüğü, kredilerin, okulların, kursların arasında anneye yer kalmadığı bir çağın sonucu mu?
Bazen “Bir adam bul. İnternetten tanış” diyorlar. Ama yapamıyorum. Güvenemiyorum. Yıllardır yalnızım. Yeniden kapılarımı açacak, aşık olacak, bir yabancıyı hayatıma alacak gücüm yok. Üstelik sağlığım da yerinde değil.
Çalışamam artık. Eskiden en azından işyerindeki arkadaşlar vardı. Şimdi öyle bir sessizlik ki, televizyonu sırf birilerinin sesini duymak için açıyorum.
İçimden geçiyor: Belki bir gün yok olup gitsem, kimse fark etmez? Ne çocuklarım, ne eski eşim, ne de üçüncü kattaki komşum. Bu düşünce gözlerimi yaşartıyor.
Ama sonra kalkıyorum, mutfağa gidip çay demliyorum. Belki yarın daha iyi olur, diye düşünüyorum. Belki biri beni hatırlar. Arar. YazBelki yarın bir telefon beklerken, umudun son ışığıyla bir kez daha uyanırım.




