«Yine Kızın mı Bağırıyor?!» — Bunu Söyleyen Kendine Anneanne/Babaanne Diyen Kadın

— Senin kızın yine mi ağlıyor?! — dedi, kendine büyükanne diyen kadın, sesindeki tiksintiyle.

— Niye bu çocuk yine bağırıyor?! — diye attı kaynana, öyle bir bakışla ki sanki evimize başkasının çocuğunu getirmişim gibi.

— Hastaydı, ateşi var — diye açıklamaya çalıştım, yorgunluk ve sinirden nefesim kesilerek.

— Umurumda değil! Sustursana şunu! Başımı patlatacak! — diye tükürdü, odanın yanına bile uğramadan. İçerde, hasta kızım ateşler içinde hırıltıyla soluyor, buruşuk çarşafın üzerinde kıvranıyordu.

Evin içinde bir o yana bir bu yana koşturuyordum, bir kafeste gibi. Çocuğun inleyişi, ateşinin yükselmesi, elimdeki ateş düşürücü ilaç, biberonun suyu, güneşin gözlerine vurmaması için perdeleri çekmek… Sonra gece lambasını açtım, yıldızları yansıtıyordu. Ancak o anlık sessizlikti onu sakinleştiren. Tavanda parlayan yıldızlara bakarken bir an susuyor, ben de o kısa zaman diliminde mutfağa koşuyor, mamasını hazırlıyor, çorba kaynatıyor, bezini kontrol ediyordum. Hepsi aynı anda. Ve hep tek başıma.

Kaynana ise koltuğuna kurulmuş, yılan desenli elbisesiyle kendini kraliçe sanıyordu. Başının ağrıdığından yakınıyor, sessizlik istiyor ve beni “çocuğunu susturamadığım” için yargılıyordu.

— Şunu iyi dinle, — dedi, yanından geçerken, — sen ve şu ağlayan yavrucak yakında bu evden gidersiniz. Oğlumun eskiden senin gibi insanlar yerine daha iyi seçenekleri vardı. Böyle bir kaos için evlenmedi o! Senden çabuk sıkılacak, eminim!

Ve sen biliyor musun… Defol git. İşte öylece defol. Tabii bunu yüksek sesle söylemedim. Dişlerimi sıktım ve tekrar çocuğun yanına koştum çünkü yavrum ateşten, ağrıdan, sarılabilecek birinin olmamasından yeniden ağlıyordu. Üstünü örttüm, alnındaki ateşi öptüm, kucağıma aldım.

Sonra yine mutfağa. Ve yine onun zehirli sözleri:

— İyi annelerin çocukları böyle bağırmaz!
— Senin bu afacanın dediği dedik!
— Senin gibi kadınlar ayıp!
— Oğlumun normal bir karıya ihtiyacı var, böyle değil!

Peki kocam neredeydi? Sürekli meşguldü. Annesinin her gün bana zehir akıttığını görmezden geliyordu. “Takma kafana, yaşından dolayı böyle” diyordu. Ama benim yorgunluktan düşmem, ellerimin titremesi, çocuğun hastalığı ve bu cehennemle tek başıma kalışım… Sanki umrunda değildi.

Yarın ne olacak bilmiyorum. Kızımlarla birlikte bize kin beslenen bu evde ne kadar daha dayanabilirim bilmiyorum. Ama tek bir şey biliyorum: Artık kimsenin kızımı küçük düşürmesine izin vermeyeceğim. Gitmeye hazırım. Savaşmaya hazırım. Artık sadece bir eş ya da gelin değilim. Ben bir anneyim. Ve bu, onların sandığından daha güçlü olduğum anlamına geliyor.

Hayat bazen bize dikenli yollar çizer, ama bir anne, çocuğunun güvenliği için o dikenlere basmayı göze alır.

Rate article
Lifequest
«Yine Kızın mı Bağırıyor?!» — Bunu Söyleyen Kendine Anneanne/Babaanne Diyen Kadın