Tek Bir Tartışma Yüzünden Torunumu Görme Hakkımı Kaybettim…

Her zamanki yolumu takip ederek anaokuluna doğru yürüyordum, yıllardır sevgili torunum Defne’yi almaya gittiğim o yolu. Genellikle Defne beni ilk fark eden olurdu ve “Büüüüü!” diye bağırarak koşup kollarıma atlardı. Ama bu sefer her şey farklıydı. Onu uzaktan gördüm: adımını attı, gözleri ışıldadı, ama öğretmeni hemen onu durdurdu, kulağına bir şeyler fısıldadı. Defne, boynunu büküp oyuncakların olduğu köşeye döndü. Öğretmen ise bana sakin ama üzgün bir sesle açıkladı:

“Üzgünüm, ama annesi bir dilekçe bıraktı. Kızı yalnızca kendisine ve babasına teslim edebiliriz. Başka kimseye veremeyiz.”

Bir anda ayaklarımın altındaki toprak kaydı gibi oldu. Sanki yüzüme tokat atılmıştı. Nasıl olur? Neden? Ben onun yabancısı değilim ki! Bu benim torunum… Yanlarında hep oldum, minnet için değil, sevgiden.

Kızım Aslı, beş yıl önce evlenmişti. İki yıl sonra Defne doğdu, bizim güneşimiz. Sadece yardım etmedim, hayatlarının bir parçası oldum: yemek yedirip gezdirir, uyutur, masallar okur, anaokuluna götürüp getirirdim. Özellikle de Aslı ve eşi işe gömüldüklerinde. Damat sık sık gece geç saatlere kadar çalışırdı, Aslı da akşamüstü gelirdi – grupta sadece Defne ve ailesi başka şehirde olan bir erkek çocuk kalırdı. Ben ise hep oradaydım!

Ama bütün bu acı ve kırgınlık, bir cumartesi çay sohbetiyle patlak verdi. Poğaça getirmiştim, Defne’ye yeni bir bebek almıştım. Aslı’nın yürüyüşünün değiştiğini ve karnının hafifçe yuvarlaklaştığını fark ettim. Şüphelerim doğru çıktı – ikinci çocuğu bekliyordu. Bir anne olarak sessiz kalamadım:

“Aslıcığım, cidden şu maddi durumunuzda bir çocuk daha mı yapacaksınız?”

Sakin bir şekilde yanıt verdi:

“Evet. İstiyoruz. Zamanı geldiğini düşünüyoruz. Çocuklar arasında ideal bir yaş farkı olacak.”

Ve işte o zaman patladım: evin kredisi olduğunu, iş yerinde “aman işten atılmayayım” diye tetikte çalıştıklarını, ay sonunu zor getirdiklerini hatırlattım. Açıkça söyledim, iki torunla nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum.

Aslı öfkeden kızardı. Damat sessizce odadan çıktı, karışmak istemedi. Ama Aslı içindekileri döktü:

“Biz senden hiçbir şey istemedik! Kendin koşturuyorsun, kendin yardım ediyorsun, şimdi de şikayet mi ediyorsun? Sağ ol anne, ama artık biz kendimiz halledebiliriz.”

Ve hallediyorlar. Ama hangi bedelle? Defne duygusal, utangaç, sessiz bir çocuk. Anaokulunda zorlanıyor: oyuncağını alıyorlar, oyunlara almıyorlar, itip kakıyorlar. Artık uykudan sonra onu hemen almıyorlar, son ana kadar bekletiyorlar. Nöbetçi grupta saatlerce oturmak zorunda – küçükler ve büyükler karışık. Gürültü, çığlıklar, karmaşa. O ise öğretmene sığınıyor, birinin gelmesini bekliyor. Ben ise gelemem. Yasak.

Aslı’ya ağlayarak telefon açtım, “Yeter artık! Kavga ettik, öfkelendik… Ailede kimse tartışmaz mı?” diye yalvardım. Ama o soğuktu:

“YediyBu kadar basit bir anlaşmazlık yüzünden torunuma sarılma hakkımı kaybettim, şimdi sadece uzaktan bakabiliyorum.

Rate article
Lifequest
Tek Bir Tartışma Yüzünden Torunumu Görme Hakkımı Kaybettim…