Bugün kendime sordum: Bunu nasıl göz ardı ettim? Dışarıdan bakınca olgun, karizmatik, otuz sekiz yaşında bir adamdı. Boşanmış, annesinden ayrı yaşıyor, kendi evini kiraya veriyordu. “İşte gerçek bir erkek,” diye düşündüm. Meğer sadece görüntüde öyleymiş. İçinde hâlâ küçük bir çocuk saklıymış.
Ben de daha önce bir evlilik yapmıştım. İlk kocam bilgisayar başında oyun oynayarak vakit öldüren, iş aşamayan bir çocuk gibiydi. Onun yüzünden “Bir daha asla genç biriyle evlenmeyeceğim,” diye yemin etmiştim. Ama yaş, olgunluk demek değilmiş.
Şimdiki kocamla tanışmamız da… annesi sayesinde oldu. O sıralar bir mağazada çalışıyordum, o da müşterimizdi. Hep şöyle derdi: “Keşke senin gibi bir gelinim olsa.” Sonra oğlu gelmeye başladı, tüm kurallara uygun bir şekilde ilgilendi. Ben de inandım – sözlerine, istikrarına. Evlendik, onun eski evine taşındık.
İlk şok evdi. Her şey 70’lerden kalma gibiydi: duvardaki halılar, vitrindeki kristaller, antika büfeler… Usulca, “Belki biraz yenileyebiliriz?” diye sordum. Cevap: “Olmaz, bunlar annemin seçtiği eşyalar!” Halıyı bile duvardan indirmek savaş gerektirdi. Sanki annesinin kalbini çalmışım gibi öfkelendi.
Sonra daha fazlası oldu. Dolaptaki tabakları kullanamazdım çünkü “Artık böyle kaliteli şeyler yapılmıyor.” Konuşmaları tıpkı annesininki gibiydi. Tabii ki annesi de gitgide daha sık gelmeye başladı. Tabii ki onun davetiyle.
Kapıdan girer girmez nasihatler başlardı: “Neden elektrikli süpürme kullanıyorsun? Halıyı niye kaldırdın? Ev her zaman benimki gibi olmalı, oğlum böyle mutlu olur.” Sonra yemekler… “Oğlumun çorbası mutlaka yağlı ve kavrulmuş soğanlı olacak!” Dayanamadım bir gün: “Peki hastaneye düştüğünde sen mi koşturup duracaksın? Bu yemek değil, mide ilacı!”
Bir gün mobilyaları değiştirmeye kalktım, kayınvalidem şunu dedi: “Sen buraya boş elle geldin!” Yani ne yapmam gerekiyordu? Kendimle birlikte bir antika dükkanı mı getirecektim? Çalışıyorum ben de, satış danışmanı olarak belki ama emek veriyorum. Üstelik iyi kazanan bir kocam var. Neden bu evde bir şeylere karar veremiyorum?
O ise… gün geçtikiler annesine benzemeye başlıyor. Geçenlerde, “Belki annemle sohbet edebilesin diye dizileri takip etsen?” dedi. Çıldıracaktım! Televizyon izlemem bile, zaten her gün burada. Nasıl ütü yapmam, nasıl yerleri silmem, dolapları nasıl kapatmam gerektiğini anlatıp duruyor.
Kötü bir insan olduğunu da söyleyemem. Hayır. Sadece… fazla. Fazla müdahaleci, fazla kontrolcü. Ve en kötüsü, kocam bunun yanlış olduğunu görmüyor. Bunda bir sorun yokmuş gibi davranıyor. Ben ise böyle yaşayamam. Onun annesinin bir kopyası olmak istemiyorum. Kendi hayatımı, kendi kurallarımla yaşamak istiyorum.
Evet, ev onun değil. Evet, maddi olduğundan katkım yok. Ama bu eve ruhumu koydum. Ve burayı kayınvalidemin yönettiği bir “eski zaman müzesi”ne çevirmeye niyetim yok.
Çocuk istiyorum. Ama çocuğumun böyle bir aile modeli görmesini istemiyorum. Kocam gibi annesinin kontrolünde büyümesini istemiyorum. O artık bir çocuk değil. Anlamalı: Evlenen, ayrılır. Eğer o ayrılamıyorsa… belki de ben ayrılmalıyım. Daha çok geç olmadan.




