Kâbus Gibi Ziyafet: Ebeveynleri Oğullarının Geleceğinden Şüphe Ettiren Görüşme

Kabus Gibi Bir Akşam Yemeği: Görücülerin Bir Anneyi Oğlunun Geleceğinden Şüpheye Düşürmesi

Kütahya’nın küçük bir kasabasında, Ayşe, oğlu Emre’nin nişanlısı Selma’nın ailesiyle tanışmak için hazırlanıyordu. Hayalinde, sıcak sohbetlerle, lezzetli yemeklerle ve samimi gülümsemelerle dolu bir akşam canlanıyordu. Emre, Selma’nın ailesinin mütevazı ve iyi kalpli insanlar olduğunu söylemişti. Ayşe de bu ziyaretin sağlam bir aile bağının başlangıcı olacağını umuyordu. Ancak karşılaştığı manzara, tüm beklentilerini alt üst etti ve ona şu soruyu sordurdu: Oğlu gerçekten bu aileyle hayatını birleştirmeli miydi?

Görücülerin evine varmak saatler sürmüş, Ayşe ve Emre akşam vakti ulaşmışlardı. Hava kapalıydı, ama Ayşe’nin içi umutla doluydu. En güzel elbisesini giymiş, saygısını göstermek için ev yapımı börek getirmişti. Sıcak bir karşılama bekliyordu. Fakat kapıda umutları bir bir söndü. Selma’nın annesi, Gülseren Hanım, misafirlere şöyle bir baktı ve soğuk bir tavırla, “Buyurun, salona geçin, oturun biraz,” dedi. Ayşe şaşırmıştı, ama oğlunun ardından sessizce içeri girdi, bunun yalnızca geçici bir gerginlik olduğunu düşünerek.

Salon dardı, eski mobilyalarla dolu ve içerisi buz gibiydi. Sanki soba hiç yanmamış gibiydi. Gülseren Hanım mutfağa kaybolmuş, Selma’nın babası, Murat Bey ise işlerinden bahsederek avluya çıkmıştı. Emre ortamı yumuşatmaya çalışıyordu, ama Ayşe kendini bir yabancı gibi hissediyordu. Sofraya davet edilmeyi bekledi, ancak zaman geçiyor, hiçbir şey olmuyordu. Selma mahcup bir gülümsemeyle çay ikram etti, ama çay bile soğuk ve tatsızdı, çatlak fincanlarda gelmişti. Ayşe konuşmaya çalıştıkça, cevaplar kısa, bakışlar kayıtsızdı.

Bir saat geçti, sonra bir saat daha. Açlık bastırıyordu ve Ayşe’nin sabrı tükeniyordu. Emre’ye fısıldadı: “Ne zaman yemek yiyeceğiz? Misafiriz sonuçta!” Oğlu omuz silkti, nişanlısının ailesinin tuhaf hallerine alışkındı. Nihayet Gülseren Hanım tabaklarla ortaya çıktı. Ayşe bolluk içinde bir sofra beklerken, gördükleri karşısında şoke oldu. Masada, içinde üç patates parçası yüzen cılız bir çorba, bayat kokulu köfteler, küflenmiş ekmek ve ekşi mi ekşi turşu vardı. “Buyurun, çekinmeyin,” diyerek kayınvalide yeniden gözden kayboldu.

Ayşe bu manzaraya bakarken içinin öfkeyle dolduğunu hissetti. Bu bir sofra değil, hakaretti. Zorla bir kaşık çorba yuttu, ama tadı mid**”Boğazından geçmeyen lokmalar, yüreğinde biriken endişelerle bir olup, o akşam ona şunu öğretmişti: Bazen sevgi, açık bir kapı değil, kaçmak için bir pencere olabilirdi.”**

Rate article
Lifequest
Kâbus Gibi Ziyafet: Ebeveynleri Oğullarının Geleceğinden Şüphe Ettiren Görüşme