Üç Yıl Önce Bizi Çocuğumuzla Kapı Dışarı Etti, Şimdi Neden Konuşmadığıma Küsüyor

Üç yıl önce kayınvalidem bizi çocukla birlikte sokağa attı. Şimdi de onunla konuşmak istemediğim için bana kırılıyor.

Otuz yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum, oğlumla birlikte düzgün bir hayat kurmaya çalışıyorum. Ama içimde hâlâ bir acı var, peşimi bırakmıyor. Çünkü üç yıl önce, ailemden biri sandığım kadın, hiç tereddüt etmeden bizi çocukla birlikte kapı dışarı etti. Şimdi ise neden onunla konuşmadığımı bir türlü anlayamıyor. Üstelik bana gücendiğini de söylüyor.

Mehmet’le üniversitenin ilk yılında tanıştık. Gerçek bir aşk yaşadık—partiler, entrikalar yoktu, her şey birden ciddiye bindi. Sonra beklenmedik bir şekilde hamile kaldım. Doğum kontrol hapı kullanıyordum ama test iki çizgi gösterdi. Korku, panik, gözyaşları… Ama aklımdan bile geçiremedim kürtajı. Mehmet korkmadı, kaçmadı—bana evlenme teklif etti ve nikâh kıydık.

Kalacak bir yerimiz yoktu. Ailem Tokat’ta yaşıyor, ben on yedi yaşımdan beri İstanbul’da yurtta kalıyordum. Mehmet ise on altı yaşından beri tek başına yaşıyordu: Annesi, Gülten Hanım, ikinci evliliğinden sonra yeni eşiyle Bursa’ya taşınmış, oğluna ise Bağcılar’daki iki odalı dairesini bırakmıştı. Düğünden sonra büyük bir lütuf gösterip bize orada “geçici olarak” oturabileceğimizi söyledi.

Başta sakin gidiyordu. Derslere gittiğimiz gibi ek işler yapıyor, çocuğumuzun gelmesini bekliyorduk. Evin düzenini korumaya çalışıyor, yemek yapıyor, titizlikle temizlik yapıyor, her kuruşu hesaplayarak harcıyordum. Ama Gülten Hanım bizi ziyarete gelmeye başlayınca her şey değişti. Sıradan ziyaretler değildi bunlar—adeta tebelleş olmuştu. Dolapları açar, yatağın altını kontrol eder, eldivenlerini çıkarıp parmağıyla pervazları silerdi. Hamile halimle evin her köşesinde bezle dolaşır, bu kadına yaranmaya çalışırdım. Ne yapsam yetmiyordu.

“Havlular tam ortada durmuyor!”, “Mutfak kiliminde kırıntılar var!”, “Sen eş değil, bir felaketsin!” — bunlar onun ağzından düşmeyen sözlerdi.

Oğlumuz Can doğduktan sonra işler daha da kötüleşti. Uyumaya, çocuğu emzirmeye bile bu kadar güç bulurken, kayınvalidem operasyon odası gibi tertemiz bir ev istiyordu. Haftada üç kez evi cilalayacak kadar temizliyordum, ama ona yetmiyordu. Bir gün geldi ve dedi ki:

“Bir hafta sonra geleceğim. Tek bir toz tanesi görürsem, kapı dışarı olursunuz!”

Mehmet’ten onunla konuşması için yalvardım. Denedi de. Ama Gülten Hanım kararından dönmedi. Geldiğinde balkonda duran—benim dokunmadığım, çünkü bana ait olmayan—eski kutularını görünce kıyamet koptu.

“Toplanın ve kendi ailenizin yanına gidin! Mehmet de karar versin, sizinle mi kalacak yoksa burda mı?”

Ve Mehmet ihanet etmedi. Benimle Tokat’a gitti. Ailemin yanında kaldık. Her sabah altıda kalkar, derslere gider, sonra ek işe koşar, gece yarıları eve dönerdi. Ben de internetten iş bulmaya çalıştım—ama zar zor geçiniyorduk. Paramız yetmiyordu, kuruş hesaplar yapıyor, makarna ve yumurtayla idare ediyorduk. Sadece ailemin desteği ve birbirimize olan sevgimiz sayesinde ayakta kalabildik.

Zamanla işler yoluna girdi. Üniversiteyi bitirdik, iş bulduk, İstanbul’da kiralık bir ev tuttuk. Can büyüdü, sağlam bir aile olduk. Tek bir şey değişmedi: içimdeki öfke.

Gülten Hanım bu süre boyunca tek başına yaşadı. Bizi kovduğu daire hâlâ bomboş duruyor. Ara sıra Mehmet’i arar, torununu sorar, fotoğraf ister. O konuşuyor. Kin tutmuyor. Ama ben yapamıyorum. Bu bana ihanet gibi geliyor. Hayatımızın en zor anında bizi perişan etti. Çaresizken bizi attı.

“Bu benim evim! Hakkım var!” diyor.

Evet, belki hakkı vardı. Peki ya vicdanı? Kalbi? Biz çocukla birlikte istasyonda buOysa gerçek aile, sevgisiyle sığınak olan, zor günlerde kapısını açandır.

Rate article
Lifequest
Üç Yıl Önce Bizi Çocuğumuzla Kapı Dışarı Etti, Şimdi Neden Konuşmadığıma Küsüyor