Mutfak, fokurdayan çorbadan yayılan keskin bir kokuyla dolmuştu. Aysel Hanım, iri yarı bedeniyle mutfağa hükmediyor, tahta kaşığını sallayarak emirler yağdırıyordu. Pencereden erken baharın loş ışığı süzülürken, gelini Elif’in huzuru çoktan bitmişti. Aysel Hanım’ın “misafirliği”, bu küçük ailenin düzenini altüst etmiş, adeta “Bu evin yeni hakimi benim!” diye haykırırcasına bir hava estiriyordu.
Aysel Hanım heybetli bir kadındı. Dolgun yanakları ona resmi bir hava veriyor, kalın kaşlarının altındaki soğuk bakışları ise öyle bir yargılayıcıydı ki, bir kez “Hıh!” dese insan hemen özür dilemek istiyordu. Kendi evinde tadilat vardı, o yüzden oğlunun evine… “birkaç günlüğüne” yerleşmişti.
“Yatak odanız biraz küçük ama idare eder,” dedi ilk akşam, etrafı süzerken. “Temiz çarşaf ser, kullandığınızı değil. Ben otel müşterisi değilim, evladımın evindeyim.”
Elif şaşkınlıkla donakaldı.
“Bu bizim odamız,” diye mırıldandı, sinirini belli etmemeye çalışarak. “Eşimle ben burada yatıyoruz!”
Aysel Hanım homurdandı:
“Önemli değil. Salonunuzda geniş bir kanepe var. Gençsiniz, birkaç gece orada yatarsınız. Rahatına mı düşkünsün? Benim belim ağrıyor, anlasana! Bir de, pek kalmayacağım merak etme.”
“Pek kalmayacağım” sözü pek iç açıcı değildi. Elif, bu misafirliğin kısa sürmeyeceğini şimdiden anlamıştı.
Tam bu duruma alışmaya başlamışken, birkaç gün sonra kapı tekrar çaldı. Bu sefer karşısında Aysel Hanım’ın küçük kızı, çalışmayan, hayat dolu kızı Seda duruyordu. Dev bir çantayla içeri daldı.
“Selam, ben de geldim!” dedi ayakkabılarını çıkarıp kapının önüne bırakarak. “Birkaç günlüğüne kalacağım. Yer yoksa yerde bile yatarım, param yok, yemek alamıyorum. Annem burada olduğuna göre, bana da bakarsınız. Elif, çay yap da içelim, yolda yoruldum.”
Elif kafasına yumruk yemiş gibiydi. Burası onun eviydi, kendi özel alanıydı. Ama her yeni misafirle birlikte kendini daha da yabancı hissediyordu.
“Mehmet!” dedi sonra mutfakta yalnız kaldıklarında. “Bu ne böyle? Niye herkes bana yükleniyor? Burası sanki onların evi gibi davranıyorlar! Annen ne zaman gidecek? Bir de Seda neden burada?!”
Ama Mehmet omuz silkti.
“Annemi bilirsin,” dedi sakin sakin. “Biraz sabret, yakında giderler.”
“Yakın ne demek? Haftaya mı, aya mı?” diye sesini yükseltti Elif. “Hiçbir şey sormuyorlar! Bir de senin annem bizim yatağımızda yatıyor, Mehmet!”
“Yeter, tamam mı?” diye kesti Mehmet. “Annem yaşlı, ona anlayış göster.”
Elif derin bir nefes aldı ve sustu. Ama içinde bir öfke dalgası kabarıyordu.
Günler çekilmez bir hal almıştı. Aysel Hanım emirler yağdırmaya devam ediyor, Elif’i bakkala gönderiyor, yemeklerin nasıl pişirileceğine karışıyor, Elif’in saçından yemek beceriksizliğine kadar her şeyi eleştiriyordu. Elif dişlerini sıkıyor, çorbalar kaynatıyor, Aysel Hanım’ın sevdiği etli kuru fasulyeyi yapıyordu.
Sonra bir gün Aysel Hanım pat diye:
“Yakında oğlum Murat da gelecek. Boşandıktan sonra köyde sıkılıyor. Bir haftalığına kalacak. Eviniz geniş, sıkışmayız. Bir de tek başına içmeye başladı, bari gözümün önünde olsun.”
Bu son damla oldu. Elif’in sabrı taştı.
“Hayır,” dedi sertçe, kendi bile şaşırmıştı bu tondan.
“Ne?” diye gözlerini açtı Aysel Hanım.
“Hayır dedim! Ne Murat, ne Seda, ne de siz! Yeter artık! Bir haftadır misafirsiniz ve bu bana ağır geliyor.”
Aysel Hanım yavaşça döndü, buz gibi bir bakış attı.
“Bu nasıl konuşma? Kocana sordun mu?”
“Mehmet’in kararı değil, benim. Burası benim evim, Aysel Hanım. Sizin evinizde istediğiniz gibi davranın, ama burası benim alanım. Kuralları burada ben koyarım.”
Aysel Hanım’ın kaşları çatıldı. Yüzü kıpkırmızı oldu, öfkeden patlayacak gibiydi. Ama Elif’in ses tonundaki o kararlılık onu durdurdu.
“Öyle mi?” dedi sonunda. “Peki o zaman. Ben gidiyorum. Böyle bir evde kalmak bana göre değilmiş. Hiç misafirperverlik bu mu?”
Akşama doğru Aysel Hanım ve kızı Seda eşyalarını topluyor, Elif’e küçümseyen bakışlar atıyorlardı. Mehmet mırıl mırıl bir şeyler geveledi ama Elif ona da soğuk bir bakış attı:
“Mehmet, eğer bu evde bir düzen istiyorsan, şimdi benim yanımda durmalısın.”
Altı ay sonra Aysel Hanım onları aradı, evlilik yıldönümlerini kutladı. Sesi ilk kez bu kadar sıcaktı. Bir daha asla onların yatağına yatmadı, kurallar koymaya kalkmadı. Kısa ziyaretlerinde Elif’in böreklerini övmeyi bile ihmal etmedi. Artık bir “kraliçe” değil, sadece bir misafirdi. Ve Elif, uzun zamandır ilk kez, kendini saygı gören biri olarak hissetti.
Sizce Elif doğru mu yaptı, kayınvalidesini evinden göndererek?




