— Oğlum…
— Affedersiniz, ama ben sizin oğlunuz değilim. Böyle hitap etmeyin lütfen. Adım Alper.
— Alper… Alperciğim… Oğlum!
Aylin Hanım başını kaldırıp yanındaki erkeğin yüzüne hüzünle baktı. Sesinde umut, yalvarış ve çaresizlik vardı, ama Alper öylece duruyordu, söyledikleri ona hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi.
— Size ‘oğlum’ dememenizi rica etmiştim.
— Ama ben senin annenim! Öz annen!
— Bunu hatırlamak için çok geç kaldın.
Alper, bankta oturan kadına bakarken çocukluğunu hatırladı. Anıları acı vericiydi, öyle ki annesini son gördüğü günden bu yana otuz yıldan fazla zaman geçmişti. Otuz yıl! Neredeyse bir ömür. Bir daha asla karşılaşmayacaklarını sanmıştı, ama kader başka türlü oynadı.
İki gün önce bilinmeyen bir numaradan aramışlardı. Önce açmak istememişti. “Yine bir dolandırıcı ya da ısrarcı bir pazarlamacı” diye düşünmüştü. Ancak içinde bir his, bu aramanın sıradan olmadığını söylüyordu.
— Buyrun, dedi soğuk ve resmi bir tonla. Konuşun.
Telefondan hışırtılar ve arka plan gürültüsü geliyordu. Tam kapatacakken, güvensiz bir kadın sesi duydu:
— Benim, merhaba.
— Kimsiniz? diye sordu boğazı düğümlenirken. Anlatın!
Kalbi göğsünde durmuştu sanki. Konuşmayı kesmek istedi, ama kendini tuttu ve telefonu daha sıkı kavradı.
— Benim, annen.
Alper’in gözleri karardı. Önce telefonu fırlatıp atmak, numarayı engellemek geldi içinden. Derin bir nefes aldı ve cevap verdi:
— Benim annem yok. Yanlış numara arıyorsunuz.
Kontrol edemediği öfke dolu sözlerdi bunlar. Konuşmayı kesti ve telefon ekranına boş boş baktı, üzerine çöken anılardan kaçmaya çalıştı. Bu kısa diyalogun bir daha tekrarlanmayacağını umuyordu, ama yanılmıştı.
Telefon tekrar titredi. Anne inadının ardındaydı. Arayanın o olduğundan emindi artık. Aylin Hanım her zaman istediğini elde etmekte kararlıydı. Oğluna ulaşıp konuşmaya niyet etmişse, bunu mutlaka başarırdı.
— Size söylediklerim yeterli, dedi sert ama soğukkanlı bir tavırla. Bir daha aramayın.
— Sadece bir görüşme istiyorum! Sadece bir tane! Dinle beni!
— Numaramı nereden aldınız? diye sordu annesine “siz” diye hitap ederek. Garip geliyordu, ama başka türlüsü mümkün değildi. Aylin Hanım onun için uzun zamandır yabancıydı.
— Teyze Meral verdi, kız kardeşim.
Alper burun kıvırdı. Yine istediğini almıştı. Meral Teyze asla bu numarayı ona vermezdi, ama görünen o ki ablasını ikna etmeyi başarmıştı.
— Sizinle görüşmek istemiyorum. Bunun anlamı ne?
— Benim için anlamı var! diye ısrar etti kadın. Sadece bir görüşme, oğlum!
Alper kabul etti. Eğer reddetseydi, annesi kapısına kadar gelir, çocuklarını rahatsız eder, eşini sıkıştırırdı. Buna izin veremezdi.
Aylin Hanım, oğlunun hayatından çıkıp gitmişti Alper dokuz yaşındayken. Aylar boyunca annesini beklemiş, Teyze Meral’in mutfağındaki pencerenin önünde oturup dışarı bakmıştı. Teyzesi onu azarladıkça, “O geri gelecek!” diye ağlıyordu.
— O beni seviyor!
— Alperciğim, annen kendinden başka kimseyi sevmez. Bunu bir gün anlayacaksın.
O zamanlar Teyze Meral’den nefret ediyordu. Ama yıllar sonra, onun için yaptıklarına minnettar oldu.
Aylin gençliğinde güzel ve kendinden emin bir kadındı. Erkeklerin ilgisini çekmeyi biliyordu. Biri de Alper’in babasıydı.
Mehmet Bey evliydi, iki çocuğu vardı. Ama bu, yirmi beş yaşındaki Aylin’i durdurmadı. Mehmet Bey ona daire tuttu, şımarttı. Aradaki otuz yaş farkı hiç umurunda değildi.
— Başkasının mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunu kuramazsın, diye uyarmıştı Meral Teyze.
— Sen ne bilirsin? diye karşılık vermişti Aylin.
Mehmet Bey’i kendine bağlamak için hamile kaldı. “Ya boşanıp benimle evlenirsin, ya da çocuğu aldırırım” dedi. Mehmet Bey, eşiyle konuşmaya hazırlanırken kalp krizi geçirdi.
Aylin doğum yapmak zorunda kaldı.
— Ondan nefret ediyorum! diye bağırıyordu.
Alper, sevilmeyen bir çocuk olarak büyüdü. Annesi için yalnızca bir engeldi. Sürekli azar işitiyor, görmezden geliniyordu. Sonra annesinin hayatına Volkan girdi.
Alper’i dövüyor, disiplinli bir asker gibi yetiştirmeye çalışıyordu. “Sabah altıda kalk, soğuk suyla duş al, kahvaltı saat yedi.”
— Karateye gitmek istemiyorum!
Tokadı yediği anda Volkan’dan nefret etmişti. Annesinin onu aldattığını öğrenince sevindi. Ama bu huzur uzun sürmedi.
Bir yıl sonra Amerikalı bir dilbilimciyle tanıştı. “Benimle ABD’ye gel” dedi. Ama bir şartı vardı: Alper’siz.
— Yeni bir hayat kurabiliriz, dedi.
Aylin kabul etti.
Dokuz yaşındaki Alper, Teyze Meral’e bırakıldı. “Birkaç ay sonra seni alırım” dedi annesi. Ama hiç gelmedi.
Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğünü, zengin biriyle evlendiğini öğrendi.
Alper evlendi, iki kızı oldu. Eşine annesinden bahsetti, ama kızlarına “babanızın annesi yok” dedi.
Ve şimdi, otuz yıl sonAlper arkasına bile bakmadan yürüdü, çünkü artık geçmişin yükünden kurtulmuş, gerçekten özgür olduğunu hissetmişti.




