**Kader**
“Bugün Aylin’le konuştum, inanır mısın, Mehmet yine tuzağa düşmüş,” dedi Tülay, televizyondaki reklam arasında ekrana kilitilmiş kocasına baktı.
Kocası, yatağın arkasına yaslanmış, yükseltilmiş yastığa dayanmış, reklamları ilgiyle izliyordu.
“Ahmet, duyuyor musun beni? Mehmet yine aynı numarayı yapmış,” diye tekrarladı, cevap gelmeyince.
“Duyuyorum. Sana ne?” diye sordu.
“Nasıl yani? Aylin benim arkadaşım. Onun için üzülüyorum. Mehmet sana bir şey söylemedi mi?” diye sordu Tülay, kocasının yüz ifadesini okumaya çalışarak.
“Bana hesap vermiyor. Zaten uzun zamandır görüşmedik. Ama arkadaşın, açıkçası, biraz fazla dramatik. Ben de onun yerinde olsam kaçardım. Bu konuyu kapatalım, dizi başlıyor.”
“Öyle mi? Bunu o mu söyledi? Demek Aylin suçlu? Kadınlar her zaman suçlu sizde, kendi köpekliklerinizi örtmek için. Peki onu bu hale kim getirdi? Ölümüne gezmeye devam ediyor.” Tülay dudaklarını büzdü, kocası ise ekrana kilitlenmişti.
“Bak, ben de seni sürekli azarlıyorum. Kaç kere dedim ayakkabılarını kapıda çıkar diye? Bütün pisliği eve taşıyorsun. Banyoyu hiç temizlemiyorsun… Ben de mi dramatik oluyorum şimdi? Yoksa sen de mi geziyorsun? Takım elbiseli arkadaşlarına katılmak için mi?” Tülay, kocasına dik dik baktı.
“Tamam, başladı yine. Şimdi sıra bende.” Ahmet yorganı fırlattı, yataktan kalktı. “Bu bölümü mutlaktan izlerim.”
“Sadece arkadaşım için üzülüyorum,” dedi Tülay, kocasının arkasından.
“Öyle yeminler ederdiniz. İkinci kata çiçeklerle tırmanırdın penceremden. Size ne oluyor, erkeklik mi kalmadı?” diye bağırdı açık kapıya doğru.
“Evlenirken bizi ‘güneşim,’ ‘tatlım,’ ‘bebeğim’ diye çağırırsınız. Sonra bir metres bulunca hemen ‘dramatik’ oluruz,” diye mırıldandı kendi kendine, sanki kocası duyuyormuş gibi. “Aylin kaç kere affetti onu? İlk seferinde diz çöktü, yemin etti, bir daha yapmayacağına dair ağladı. Çocuklar için katlandı. Mehmet iyi adamdır aslında, ama ruhunu emdi. Belli ki aklı başına gelene kadar böyle devam edecek…” Tülay sustu ve kulak kabarttı. Mutfaktan hiç ses gelmiyordu.
“Acaba Ahmet de bana ihanet mi ediyor? Niye bu kadar tepişti? Damarına mı bastım? Yok ya, tembeldir o. Mehmet en azından spor salonuna gider, kendine bakar. Benimkinin göbeği çıkmış, kel yamaları belirdi…”
Ama içine düşen şüphe, yavaş yavaş telaşa dönüştü. Tülay televizyona bakmıyordu artık. Ayağa kalktı, terliklerini giydi ve mutfağa yürüdü. Kocası sandalyede bacak bacak üstüne atmış, açık pencereden dışıya sigara dumanı üflüyordu. Rüzgâr esti, Tülay ürperdi.
“Niye sigara içiyorsun şimdi?”
Ahmet irkildi, kül tablasına düşen küller masaya dağıldı.
“Of, korkuttun beni.” Külleri yere üfledi. “Belki ben de üzülüyorum. Mehmet’le arkadaşız sonuçta.”
“O zaman konuşsaydın onunla. Çocuklarının önünde utanmıyor mu? Onlara nasıl bir örnek oluyor?” Tülay pencereye yürüdü, kenardan kül tablasını aldı ve masanın üstüne koydu.
“Beni dinler mi hiç? Kendi hayatı, ne yapıyorsa biliyordur.” Ahmet son bir nefes çekti, sigarasını söndürdü. Sonra pencereyi kapattı.
“Yat artık.” Karısının yanından geçti.
Tülay başını salladı, ışığı kapattı ve yatak odasına gitti. Kocası yatağın diğer tarafına dönmüş, ona arkasını vermişti. Televizyonda bir tartışma programı başlamıştı. Tülay ışığı ve televizyonu kapattı, yatağa uzandı. Aylardır böyle uyuyorlardı, sırt sırta.
Üniversite yıllarında tanışmışlardı, birbirlerine doyamıyorlardı. İki yıl sonra evlenmişlerdi. Her şey herkesinki gibiydi. Kavga ederler, barışırlar, hayat devam ederdi. Kızları büyüdü, üniversiteyi bitirdi, İstanbul’a taşındı. Mutluluğu düşünmüyordu Tülay. Ama şimdi düşünüyordu. Arkadaşları boşanıyor, yeniden evleniyordu. Herkesin bir mazereti vardı. Onlar yirmi yedi yıldır birlikteydi, yirmi beş yıldır evliydi. Çok uzun bir zaman.
Düşünceleri yine Aylin’e kaydı. Kulağında hâlâ onun sesi çınlıyordu: “Neden bana bunu yaptı? Her şeyi on için yaptım. Çocuklarını doğurdum. Şimdi ne gençliğim kaldı, ne kocam, yaşlanınca yanımda kimse yok…”
Yatağın diğer tarafında Ahmet gözlerini açmış, karanlığa bakıyor, iç çekişlerini bastırmaya çalışıyordu.
İki gün sonra Ahmet işten geç geldi. Tülay telaşlanmadı. Olurdu böyle şeyler. Trafik, arkadaşlarla bir şeyler içmek, iş yetiştirmek… Kocasının halinden nedenini anlardı. Eğer nefesi alkollü ve keyifli gelirse, arkadaşlarla takılmıştı. Asık suratlıysa, işte sıkıntı vardı.
Sonra anahtar döndü kapıda. Ahmet sessizce soyundu, mutfağa geçti.
Tülay içeri girdiğinde, Ahmet masada oturuyor, sırtı duvara yaslıydı. Ama rahat değildi, tam tersine yay gibi gergindi. Tülay’ın içine bir korku düştü. O geceki gibi bir endişe sardı içini. Ahmet önüne boş boş bakıyordu, sanki önemli bir karar verAhmet birden doğruldu, gözlerindeki yaşları gizlemeye çalışarak, “Tülay, her şeyi yanlış anlamışız, asıl kaçırdığımız şey birbirimizi dinlemekmiş,” dedi.




