Merhaba! Biliyordum ki bir gün mutlaka karşılaşacaktık…
Bir yıl önce Levent işten dönerken onu tesadüfen görmüştü. Dönüş yolunu ararken, geri döndüğünde, o çoktan kaybolmuştu. O günden beri hüzün ve hatıralar bastırdığında buraya gelir, arabasında oturur ve onu tekrar görebilme umuduyla beklerdi. Arabadan çıkıp, “Merhaba! Ne beklenmedik bir karşılaşma!” diyeceğini hayal ederdi.
Aynı sınıftaydılar. Sıradan bir kızdı, özel biri değildi, belki sadece sınıfın en çalışkanıydı. Ona hiç dikkat etmemişti. O dönemde hiçbir kız hoşuna gitmiyordu zaten. Yıllarca birlikte okumuş, büyümüş, birlikte olgunlaşmışlardı. Sınıf arkadaşları neredeyse aileden sayılırdı. Mesela kız kardeşine nasıl âşık olabilirsin ki? Olmaz işte. Var işte. Erkek arkadaşlarıyla takılırdı, ama o bambaşkaydı. Kimi kızlarla daha fazla konuşurdu, kimileriyle daha az. Ama onu fark etmemişti.
Önünde üniversite sınavı duruyordu. Eskiden notlara pek takılmazdı ama şimdi stres yapmaya başlamıştı. Annesi, onun hukuk fakültesine girip avukat olmasını hayal ediyordu, tıpkı iki yıl önce kalp krizinden aniden ölen babası gibi.
Levent avukat olmak istemiyordu. Programlama yapmayı, modern teknolojileri ve yapay zekayı öğrenmek istiyordu. Üniversiteye girmek ve iş bulmak için matematiğe ihtiyacı vardı.
Okuldan iyice sıkılmıştı. Ama üniversite okul değildi. Ne için çalıştığını bilirdi, sadece genel kültür için değil. Hayatta zaten öğrendiklerinOnlar da birbirlerine uzun uzun baktılar, yılların yorgunluğu yüzlerinde silinirken, geçmişin acıları yerini yeni bir başlangıcın umudanı bıraktı.




