Boşanıyor musunuz? Ben babamla kalacağım

Ayşe uzun zamandır Murat’la olan ilişkilerinin çatırdadığını hissediyordu. Aşk yerini alışkanlığa bırakmış, sohbetler tükenmiş, kırgınlıklar birikmişti. Evin havası, fırtına öncesi sessizliği gibi ağır ve gergindi.

Kendini kandırıyor, belki düzelir diye bekliyordu. Ama derine indikçe, kabullenemeyeceği şeyler yüzeye çıkacaktı. Peki ya kızları? Onu düşünmek zorundaydı.

Yemek yapıyor, evi topluyor, kızının derslerini kontrol ediyordu. Kızı Elif son zamanlarda sırlar biriktiriyordu. Büyüyordu artık. Murat ise… Murat sadece maaşını getiriyordu. Ailesine katkısı bundan ibaretti.

Telefonundan ayrılmıyor, genç bir delikanlı gibi ekrana gömülüyordu.

Bir gün Ayşe aniden hastalandı. Ateşi fırladı, vücudu kırılıyordu. Murat’tan akşam yemeği hazırlamasını rica etti. Elif yine arkadaşlarıyla dışarıdaydı.

“Boşver, çayla tost yeter,” dedi Murat.

Ayşe tartışacâk hâli olmadığı için sustu. İki gün boyunca yarı uykulu yarı uyanık yattı. İyileşip mutfağa gittiğinde lavaboda bulaşık yığınını, çöplerin taştığını gördü. Çamaşır makinesi Murat’ın gömlekleriyle doluydu, koridorda kum çıtırdıyordu. Temizlik, yemek derken akşamı zor etti.

Yemekten sonra lavabo yine dolmuştu. Ayşe ağlayacaktı neredeyse. Sabrı taştı.

“Yeter! Evin hizmetçisi değilim. Ben de çalışıyorum, eve gelip yine iş yapıyorum. En azından tabağını kendin yıka,” diye patladı.

“Zaten sen yıkıyorsun ya,” dedi Murat umursamazca.

“Yarın çöpü at işe giderken. Kapıya poşeti koyacağım.”

“Tamam,” diye mırıldandı, telefonuna bakarak.

“Tamam değil, unutma demek istiyorum,” dedi yorgunlukla. “Eskiden yardım ederdin, elektrik süpürgesini bile sen çekerdin. Çöpü at diyorum, dünyayı istemiyorum. Beni duyuyor musun? Telefondan kafanı kaldır!”

“Ne? Zaten her şeyi ben yapıyorum.”

“Ne her şeyi?”

“Neden bu kadar abartıyorsun? Sen kadınsın, bu senin işin. Ben para kazanıyorum. Daha ne istiyorsun? Evde iki kadın var, bir de ben mi bulaşık yıkayacağım?”

“Kızımı kadın diye mi çağırıyorsun?” diye tepki gösterdi Ayşe.

“Bu arada, nerede o? Senin terbiyen, bırakıyorsun gezip tozsun. Bir tabak için kıyameti koparıyorsun,” diye söylendi Murat.

“Tabağa değil, bana karşı duyduğun umursamazlığına içerliyorum…”

“Yeter! Bıktım artık…” diyerek mutfaktan çıktı. Banyo kapısını çarptı.

Masada unutulan telefonun ekranı yandı. Ayşe mesajı gönderenin adını okudu: Sibel. İşte o çatlağın sebebi; hissettiği ama kabullenmediği gerçek.

Murat mutfağa döndüğünde hemen telefonunu aldı.

“Sibel… Kim bu Sibel?” diye sordu Ayşe, sesini olabildiğince soğuk tutmaya çalışarak.

Murat dondu, sonra sertçe döndü.

“Telefonumu karıştırdın mı?”

“Şifreli zaten. Saklayacak bir şeyin mi var?” diye sordu, içinden “Uydur bir şey, yalan söyle…” diye geçirirken.

“Ya öyleyse?” diye meydan okudu. “Evet, başka biri var. Sakince konuşalım.”

“Nasıl yani?” Ayşe artık tutamadı, gözlerinden yaşlar boşandı.

“İşte başlıyor,” diye homurdandı Murat. “Kurban rolü oynamak istiyorsan, öyle kal.”

Dünyası başına yıkıldı. Gök gürledi, yağmur başladı ve bir daha dinmeyecekti.

“Ne duruyorsun? Git eşyalarını topla.”

“Ne? Nereye?” diye şaşırdı Ayşe.

“Çünkü bu ev benim. Ailem aldı. Paylaşmayı düşünmüyorum.”

“Peki biz, Elif’le nereye gideceğiz? Şaka mı yapıyorsun?”

“Hayır, ciddiyim. Ailene git.”

“Ben gitmiyorum,” diye bir ses çıktı arkadan. Elif oradaydı.

“Kulak misafiri mi oldun?” diye sordu Murat.

“O kadar bağırıyordunuz ki, herkes duydu. Boşanıyor musunuz? Ben babamla kalıyorum.”

Murat kızını işaret etti. “Gördün mü? Hangimiz kötüyüz?” diyerek çıktı. Muhtemelen sevgilisine evin “boşaldığını” yazmaya gitti.

“Onunla kalamazsın Elif. Onun başka…” Ayşe duraksadı. “Yalnız yaşamayacak,” diyebildi gözyaşlarıyla.

“Ne olmuş? Odam var. Dedemlere gitmem. Çok uzakta oturuyorlar. Burada okulum, arkadaşlarım var. Gitmiyorum. Hem ödevlerim var,” diyerek odasına kapandı.

Ayşe panikledi. Bir şeyler yapmalıydı ama ne? Ailesi, evi, her şey bir anda yok olmuştu. Sanki bir hortum onu içine çekip savurmuş, nefesini kesmişti.

Kızı bile ihanet etmişti. Sakin olmalıydı. Elif ergendi, söylediklerini anlamıyordu. Banyoda ağladı. Odasına döndüğünde dar divanda yastık ve battaniye duruyordu. Murat yine sevgilisine yazıyordu.

“Bu ne demek?” diye sordu.

“Anlamıyor musun?”

Bütün gece uyuyamadı. İyi bir eş, iyi bir anne olmaya çalışmıştı. İkisi de olamamıştı. Yalvarmayacaktı. Özür dilemeyecekti. Ev için savaşamazdı. Ama Elif için… Belki hâlâ şansı vardı.

Sabah erkenden, onlar uyurken çıktı. İşe vardığında güvenlik şaşırdı.

Mesai arkadaşı Durusu hâlini görünce sordu: “Bir şey mi oldu?”

“Ne ailem kaldı, ne kızım, ne de evAyşe, Elif’in bir gün gerçekten döneceğini bilmenin verdiği sessiz umutla, yeni hayatına sarıldı ve artık kendi ayakları üzerinde durabileceğini fark etti.

Rate article
Lifequest
Boşanıyor musunuz? Ben babamla kalacağım