Emre uzun süredir evine gitmemişti. Üniversitede okurken ilk iki yıl tatillerde gelirdi. Annesi tabii ki üzerine titrer, en sevdiği yemekleri yapardı. Birkaç gün sonra sıkılmaya başlardı. Arkadaşlarının hepsi ayrılmıştı, yapacak bir şey yoktu.
Kasaba küçüktü, her köşesini bilirdi, birkaç saatte hepsini dolaşırdı. Bir hafta daha orada kalınca sıkılır, geri dönmek için can atardı. Annesi bir hafta daha kalması için yalvarırdı ama Emre bahaneler uydurur, içi rahat bir şekilde ayrılırdı. Büyük, kalabalık şehir onu çekiyordu. İşte orası sıkılmadan yaşanacak yerdi. Artık orada arkadaşları da vardı. Burada ne yapabilirdi ki? Can sıkıntısından dişleri sızlayana kadar sıkılırdı.
Üçüncü sınıfta bir fast-food restoranında çalışmaya başladı. Akşamları, gençlerin en yoğun olduğu saatlerde çalışıyordu. Böyle bir hayatı sevmişti. Üstelik para da kazanıyordu. Bursla geçinmek mümkün değildi. Gururla annesinin yardımını reddetti. Annesi arayıp en azından Yılbaşı’na gelmesini istedi. Söz verdi, restoranda en yoğun zaman başlayacak olsa da.
Yılbaşı tatili bitti, dersler başladı. Eve gitmeyi yaz tatiline erteledi. Ancak yaz gelince tam gün çalışmaya başladı. Büyük şehirde hayat akıp gidiyordu. Bir de baktı, diplomasını almış. Sınıf arkadaşlarıyla günlerce kutladı, bir daha ne zaman görüşecekleri belli miydi?
Sonra bir arkadaşı ona Türkiye’de çalışmayı teklif etti.
“Benimle gel. Her açıdan uygunsun. Hemen karar vermelisin. Belgeleri yetiştirmek gerekiyor. Benimle gelecek olan çocuk vazgeçti. Kız arkadaşı hamile kalmış, evlenmeye karar vermiş. Yani, kabul et, pişman olmazsın. Bir yıllık kontrat. İngilizcen fena değil. Türkçeyi de öğrenirsin.”
Gençken dünyayı görelim. Sonra işe başlarız, evleniriz, çocuklar olur, yurtdışına yılda bir haftalığına çıkarız. Gençken dans et, oğlum, diye şarkı söyledi arkadaşı.
Emre kabul etti. Doktorlardan rapor almak, belgeleri tamamlamak için koşturmacalı günler başladı. Gitmeden hemen önce annesini aradı. Suçlu bir şekilde bir yıl sonra döneceğine ve mutlaka geleceğine söz verdi.
“Nasıl yaparsın oğlum? Tam bir yıl gidiyorsun! En azından bir günlüğüne gelsene. Nasıl göründüğünü unutmaya başladım,” diye yalvardı annesi.
“Üzgünüm. Yarın uçuyorum, biletler elimde. Şirketi ve arkadaşımı yarı yolda bırakamam. Tamam anne, seni seviyorum, arayacağım…”
Türkiye’de otelde kalıyor, yemeklerini orada yiyorlardı. İsteyen kiralık ev tutuyordu. Para harcamıyor, biriktiriyorlardı. Ne işler yapmadılar ki orada. Rahat davranamazdın, en küçük hatada kesinti yapılırdı. Ama Emre’ye keyifli geliyordu.
Üç yıl sonra döndü. Hemen mortgage ile bir daire aldı, işe başladı. Annesini aradı ama hep koşturmacada. “İşleri hallederim hallmez gelirim,” diyordu ama işler hiç bitmiyordu.
Bir hafta sonu arkadaşıyla bir klüpte eğlenmeye karar verdiler. İçtiler, dans ettiler, eğlendiler. Emre ertesi sabah yatağında bir kızla uyandı. Güzel miydi, değil miydi, anlayamadı. Yüzüne düşen kalın siyah bir saç tutamını kaldırmaya cesaret edemedi, uyandırmak istemedi. Kızın adını bile hatırlamıyordu, nasıl evine geldiğini de.
Yavaşça yataktan çıktı, mutfağa gitti. Musluktan su içti, ardından duşa girdi. Uzun süre suyun altında durup kızı nasıl kibarca evden çıkaracağını düşündü.
Duştan çıkıp etrafa duş jelinin kokusunu yayarken, neredeyse ayılmıştı ki kız mutfakta iş başındaydı. Şükürler olsun, güzeldi. Üzerinde, direkt çıplak tenine, onun gömleği vardı ve cazibeli ince bacakları gözüküyordu. Öyle etkileyici ve seksi görünüyordu ki Emre onu kapıdan kovmayı düşündüğünü unutuverdi. Mutfakta kahve kokusu yayılıyordu, masada bir tabakta ince dilimlenmiş peynirler vardı.
“Üzgünüm, buzdolabında başka bir şey bulamadım,” diye gülümsedi kız.
Kahveden sonra tekrar yatağa döndüler…
Kızın adı Aslı’ydı. Emre bunun gerçek adı olup olmadığından şüpheliydi ama sormadı. Ne fark ederdi ki? Önemli olan kuralları takmayan, rahat biri olmasıydı. Aslı bir ay boyunca onunla kaldı.
Kız hoşuna gidiyordu, sadece cinsel açıdan çekiciydi. Daha genç bir erkeğe ne gerekirdi ki? Aslı’yla eğlenceli ve rahattı. Yemek yapmayı sevmiyor, beceremiyordu. Ya pizza sipariş ediyorlar ya da kafelere gidiyorlardı.
Aslı’nın onunla kaldığı bir ay boyunca Emre tek bir gece bile doyasıya uyuyamamıştı. Aslı hiçbir yerde çalışmıyordu. “Kendimi arıyorum,” diyordu. Emre işe giderken o hâlâ uyuyordu. Akşamları ise onu tekrar klübe çekiyor, uzun saatler takılıyorlardı.
Yorgunluk ve sinirlilik birikmeye başladı. Böyle bir hayatın ona iyi gelmediğini anlıyordu. Patronu şüpheyle ona bakıyordu. Aslı’nın da gerçek yüzünü görmüştü. Para harcamaya hazır erkeklerin sırtından geçinen biriydi. İşini kaybetmeden bu çılgın hayata son vermesi gerekiyordu. Paralar su gibi akıp gidiyordu. Ama onu sokağa atamazdı ya.
Emre aklına,Emre o gece bavulunu topladı, sabah erkenden memleketine giden otobüse bindi ve artık gerçekten bir baba olmak için yeni bir hayata adım atmaya karar verdi.




