Eylül sıcak, kuru ve güneşli geçiyordu. Alçak güneş, özellikle akşama doğru gözleri kamaştırıyordu. Murat, güneşliği indirdi. O uzun boyluydu, güneşlik onu koruyordu, ama Aslı…
Kaç kez arabayı evde bırakmasını söylemişti. Onu işe götürür, akşam da alırdı. Tabii onların çalışma saatleri uyuşmuyordu.
“Benim için endişelenmen çok hoş, ama dikkatli sürüyorum, kendin de biliyorsun. Arabasız yapamam,” derdi Aslı, Murat’a sokulurken.
“Tamam, ama en azından güneş gözlüğü takacağına söz ver. Gelecek hafta yağmurlar başlayacak, soğuyacak. Yine de yağmur, ıslak asfalt ve kaygan yollar, kör eden güneşten daha iyi değil. Her iki durumda da risk var.”
“Ne kadar şefkatlisin. Her şey yoluna girecek. Söz veriyorum,” diye ciddiyetle söz verdi Aslı.
Murat arabayı eve park etti ve alışkanlıkla üçüncü katın pencerelerine baktı. Güneş camlardan yansıyordu, perdelerin çekilip çekilmediğini anlayamadı. Çekilmemişse, evde sıcaktan durulmazdı, bütün gün güneş altında kalmıştı.
Aslı’nın arabasının park yeri boştu, henüz işten dönmemişti. Tuhaf, aramamış, gecikeceğini söylememişti. Murat, yine de telefonunu kontrol etti. Hiçbir çağrı ya da mesaj yoktu. Aslı, Murat’tan bir saat önce işten çıkardı. Genellikle akşam yemeğini hazırlamış olurdu.
Telefonunu cebine koydu, arabayı kilitleyip apartmana girdi.
***
Aslı ile bir buçuk yıl önce tanışmışlardı. Murat işten dönerken yol kenarında kapısı açık bir araba ve yanında çaresizce duran narin bir kız görmüştü. Lastiğin patladığını anlamıştı. Durup yardım teklif etmişti. Tanışmışlar, sonra görüşmeye başlamışlardı.
Aslı, kiralık bir evde yaşıyordu. Narin, küçük, gururlu ve bağımsız. Yanında kendini güçlü ve deneyimli hissettiriyordu. Onu korumak istiyordu, ama Aslı öfkelenir, kendini yetişkin ve bağımsız görürdü. Kısa süre sonra ona birlikte yaşamayı teklif etmişti. Kiralık evi boşuna ödemesine gerek yoktu, zaten hep onun yanında kalıyordu.
Murat’ın evi, tipik bir bekar yuvasıyken, Aslı gizlice dönüştürmüştü. Bir anda battaniyeler, renkli minderler, sıcak ışıklar ortaya çıkmıştı. Ev artık sıcak bir aile yuvasına dönüşmüştü. Mutfaktan pişmiş, buğulanmış, vanilyalı kokular yayılıyordu. Artık sadece bir ev değil, bir yuva olmuştu.
Bir gün Aslı sokaktan kirli bir köpek yavrusu getirmişti. Yağmurdan kaçıp apartmanın önündeki solmuş çalının altına saklanmıştı.
“Aslı, neden bunu getirdin ki? Kirli, kokuyor ve pireli. Belki de hasta. Her yeri batıracak,” diye sinirlendi Murat. Köpeklerden hiç hoşlanmazdı.
“Murat, ne diyorsun? Bak ne kadar tatlı. Pireli falan değil, üşümüş sadece. Sokakta ölecek. Yıkayacağım, yarın veterinere götürürüm. Merak etme, ben temizlerim. O kadar sevimli ki, değil mi?” Aslı, ıslak, titreyen yavruyu göğsüne bastırdı.
“Biliyorsun, kedilerden nefret ederim, köpeklerden ise hiç bahsetmiyorum. Veterinerde bırak onu,” diye izin verdi Murat.
Aslı ona öyle bir baktı ki, eğer köpeğe karşı çıkmaya devam ederse, onun yavruyla birlikte gideceğini anladı. Buna izin veremezdi. Murat aşık olmuştu. Hiçbir kadını bu minik, narin kız kadar sevmemişti. Başka çaresi yoktu, kabullenmek zorundaydı.
Aslı, masum yavruya gürültülü bir isim taktı: Kartal. Yavru hemen kabul etti, başını kaldırıp sarkık kulaklarını dikti.
“Bak, sevdi,” diye sevindi Aslı.
“Kartal!” diye seslendi Murat, ama köpek başını bile çevirmedi, sadece kulağını oynattı, “Rahatsız etme,” der gibi.
İyi beslenen Kartal çabucak kilo aldı. Altı ay sonra orta boyda, ipek gibi kızıl tüyleri olan bir köpek olmuştu. Karışık bir ırktı, ama bir yerlerinde retriever kanı olduğu belliydi.
Murat onunla oynuyor, seviyordu ama Kartal’ın lideri Aslı’ydı. Sadece onu dinler, Murat’ın komutlarını görmezden gelir, peşinden ayrılmazdı. Murat biraz kıskanıyordu bile.
Üçleri böyle yaşıyorlardı. Murat hayatından memnundu, hatta Kartal’a bile alışmıştı, sabahları onu gezmeye çıkarıyordu. Çocukları düşünmüyordu. Bir gün olurdu elbet, ama şimdilik üçleri gayet iyiydi.
***
Apartmana yaklaşırken Murat Kartal’ın uluyup havladığını duydu. Kapıyı açınca köpek yanından sıyrılıp merdivenlere koştu.
Murat çaresizce iç çekti, kapıyı kilitleyip köpeğin peşine düştü.
“Acele etme dostum,” diye mırıldandı Murat, kapıyı tırmalayan Kartal’a. Genellikle tasmasının takılmasını beklerdi, ama bugün tuhaf ve sabırsızdı. Sokağa çıkınca öne fırlayıp geri baktı, Murat’ı da yanına çağırıyordu.
“Geliyorum, geliyorum. Nereye gidiyorsun ki?” diye söylendi Murat, köpeğe yetişmeye çalışırken.
Kartal kulaklarını dikti ve birden hızla koşmaya başladı.
“Dur!” diye bağırdı Murat. “Haydi ya! Nereye koşuyorsun?”
Kartal arada durup arkadan gelip gelmediğini kontrol ediyor, sonra yine koşuyordu, sanki bir yönü biliyordu.
Murat anladı ki Kartal boşMurat o gece rüyasında Aslı’yı gördü, ona gülümsüyordu ve elinde Kartal’ın yavrusunu tutuyordu, sanki her şey yoluna girecekmiş gibi.




