Leyla mutfakta süpürgeyi sallarken, kolundaki ince bilezikler hafifçe şıngırdadı. Kerem, kanepenin üzerine atılmış, telefonundaki bir sosyal medya hesabını karıştırıyordu. Bir anda ekranda, üniversiteden arkadaşı Emre’nin kocaman gülümsemeli fotoğrafı belirdi. Altında şu yazı vardı: “Nihayet! Hayalimiz gerçek oldu! Taşındık! Herkesi yeni evimize bekliyoruz. Görün, beğenin, kıskanın!” Kerem, linke tıkladı ve Emre’nin bir yıl önce babaannesinden kalan eski evin nasıl baştan yaratıldığını gösteren fotoğrafları gördü.
İstanbul’un tarihi semtindeki bu ev, neredeyse kırk yıldır elden geçmemiş, duvarları çatlamış, mobilyaları antikaydı. Emre, en başta satmayı düşünmüştü. Ama eşi Elif direnmişti: “Bu evin potansiyeli var. Bir şans verelim.” Bütün birikimlerini bu eve yatırdılar. Duvarlar yıkıldı, renkler değişti, modern bir tarz kazandı. Sonunda öyle bir ev oldu ki, görenler “profesyonel bir tasarımcı mı yardım etti?” diye sordular.
“Yok, kendimiz yaptık!” diye gururla yanıtladı Emre. “Elif’in gözü hep iyiydi. O seçti, ben uyguladım.”
Kerem gözlerini kendi mutfağına çevirdi. Sıradan, soluk duvarlar, üstüne kitaplar yığılmış yarım asıllık raf… Şimdiye kadar ona güzel görünen bu manzara, birden içini burktu.
Tam o sırada bir gürültüyle irkildi.
Leyla, parmak uçlarında yükselmiş, rafa uzanıyordu. Raf birden sallandı, kitaplar yere düştü. Kerem, “Çok geç” diye düşünürken, Leyla ona döndü.
“Durduğuna göre, şu rafı bir çakıverecek misin?”
“Bak, Emre’lerin evi…” diye heyecanla başladı, ancak Leyla’nın yüz ifadesini görünce sustu.
“Ne var?” diye sordu Leyla.
“Şuraya bak.” Kerem telefonunu uzattı. “Evin hali eskiden öyle kötüymüş ki, Emre satmak istemiş. Ama Elif—”
“Helal olsun,” diye kesti Leyla. “Adamlar becermiş işte. Bizim raf da bir türlü yerine gelmiyor!”
Kerem iç geçirdi. “Tamam, yarın babamdan matkabı alıp—”
“Kaçıncı ‘yarın’ bu?” Leyla’nın sesi keskinleşti. “Kitap okumak isteyince yerde mi oturacağım?”
“Olur mu öyle şey? Kitaplığı hemen alalım!”
“Kitaplık mı? Peki, ya kendi evimizi ne zaman alacağız? Kirada oturmaktan bıkmadın mı?”
“Leyla, lütfen tartışmayalım…”
“Ben de istemiyorum ama şu raf yüzünden kaç gündür bekliyorum!”
Kerem sıvışmak üzereyken, Leyla’nın gözlerindeki kıvılcımı gördü. “Peki, tamam! Pazartesi işten çıkınca babama uğrar, matkabı alırım!”
“Aynı şeyi kaç kez duydum biliyor musun?” Leyla elini savurup odadan çıktı.
Kerem telefonuna sarıldı, Emre’ye mesaj attı: “Senin yüzünden kavga ettik!”
Emre gülerek yanıtladı: “Bırak ya! Biz Elif’le tadilat sırasında neredeyse boşanıyorduk! Ama şimdi harika bir evimiz var. Senin Leyla da mükemmel kız, kıymetini bil.”
Kerem bunu zaten biliyordu. Leyla, yemekleriyle, evi çekip çevirmesiyle harikaydı. Ama o raf yüzünden her şey altüst olmuştu.
Pazartesi sabahı, Leyla uğurlarken, “Matkabı almayı unutma,” diye hatırlattı. Öğle arasında aklına geldi, ama yoğunluktan yine unuttu.
Akşam eve döndüğünde, Leyla’nın sesi telaşlıydı: “Artık bekleyemem. İnternetten ‘evdeki erkek’ diye birini çağırdım.”
Kerem’in yüzü asıldı. “Ne? Ben varım ya!”
“Sen bir türlü yapmıyorsun ki!”
Tartışma kızışırken kapı çaldı.
Karşılarında, omzunda matkap, kusursuz gülümsemesiyle yakışıklı bir adam duruyordu.
“Beni mi çağırdınız?”
Kerem boğazında bir düğüm hissetti. “Hayır, yanlış numara—”
“Evet, buyurun!” diye atıldı Leyla, Kerem’e anlamlı bir bakış fırlattı.
Kerem öfkeyle dışarı fırladı. Bütün günü, kafasında Leyla’nın o ‘yakışıklıyla’ konuştuğu sahnelerle geçti. Akşam eve döndüğünde, rafın yerinde durduğunu gördü. Kitaplar düzgünce dizilmişti. İçi burkuldu: “Acaba o herif de mi yardım etti?”
Tam o sırada Leyla kapıdan girdi. Kerem gözlerini kaçırdı.
“Üzgünüm,” dedi Leyla yumuşak bir sesle. “Biraz abarttım. Ama senin de sözünü tutmanı istiyorum.”
Kerem ona sarıldı. “Ben de özür diliyorum. Bir daha ertelemeyeceğim.”
Üç gün sonra…
Leyla banyoda, kırık paspas sapını elinde sallarken, “Yine mi!” diye söylendi.
Kerem gülümsedi: “Hadi, birlikte yeni bir tane alalım.”
El ele çıktılar.
Aşk, kavgalarıyla, barışmalarıyla bir bütündü. Bazen küçük şeyler büyür, bazen gürültülü tartışmalar sessiz özürlerle sonlanırdı. Önemli olan, birbirini duymayı öğrenmekti. Çünkü evi yapan taşlar değil, içinde yaşayan sevgidir.




