*Benim için doğur. Biliyorsun, benim çocuğum olamaz…*
*Doğur bir çocuk, benim için doğur. Biliyorsun, benim çocuğum olamaz…*
Üniversitenin ilk günü derslerle başladı. Elif, koridorlarda kaybolmuş, bir türlü doğru sınıfı bulamamıştı. En ön sıradaki boş koltuğa yeni oturmuşken hoca içeri girdi. Kendini tanıttı ve yıl boyunca işleyecekleri konulardan kısaca bahsetti. Sınav sorularının ders notlarından çıkacağını, kitaplarda olmadığını söyledi. Şimdi derslere düzenli gelmenin, sınav haftasında internetten cevap aramaktan daha iyi olduğunu vurguladı.
Tam o sırada kapı açıldı ve göz kamaştırıcı bir kız içeri daldı. Sınıfta kıkırdamalar yükseldi. Hoca hemen ona döndü.
“Derse mi geldin? Adın ne?” diye sertçe sordu.
“Gülnaz Şen,” dedi kız, hiç utanmadan, kendinden emin.
“Peki, ilk seferlik affediyorum, Gülnaz. Bir daha geç kalma. Derslerime geç girenleri almıyorum.” Sınıfa döndü. “Bu hepiniz için geçerli! Anlattıklarımı tekrarlamayacağım, sonra birinize sorarsınız. Otur şimdi!”
Gülnaz, topuklu ayakkabılarını tıkırdatmamaya çalışarak ön sıraya doğru süzüldü. Elif kenara kaydı, ona yer açtı.
“Selam. Ne anlattı bu? Korkuttu mu?” diye fısıldadı Gülnaz, rengârenk bir kuş gibi parıldayan gözleriyle.
“Sus, atar seni,” diye tersledi Elif.
Tenefüste tanıştılar. Gülnaz, İstanbul’un dışındaki bir ilçeden geliyordu, her gün trenle üniversiteye gidip geliyordu. İlk gün vakti hesaplayamamış ve geç kalmıştı. Elif ise Bursa’dan gelmiş, yurtta kalıyordu.
Gülnaz neşeli, hareketli biriydi, dersleri pek umursamaz, notlar için endişelenmezdi. Elif’in nasıl bütün gün ders çalışabildiğine şaşırırdı.
“Ne fark eder ki, mavi diploma mı, kırmızı mı? Önemli olan iyi bir evlilik yapıp hayatını düzene sokmak,” derdi Gülnaz.
“Anneme söz verdim, iyi okuyacağım diye. Beni tek başına büyüttü. O da üniversiteye gitmiş, âşık olmuş, hamile kalmış. Babamsa evleneceğim demiş ama sözünde durmamış. Doğunca annem okulu bırakmak zorunda kalmış. Benim de aynı kaderi yaşamamdan korkuyor. Onun ne zorluklar çektiğini biliyorum. Annemin gurur duyacağı biri olmak istiyorum.”
“İyi, iyi. Böyle kitapların arasında kuruyup kalırsın. Yaşamak ne zaman?” diye diretti Gülnaz.
“Diplomamı alınca yaşayacağım,” diye güldü Elif.
Derslere ve hayata bakışları farklı olsa da iyi arkadaş oldular. Elif tüm derslere gider, notlarını Gülnaz’la paylaşırdı. Ona derslerde yardım eder, devamsızlık yapınca üstünü kapatırdı. Gülnaz ise partilere koşar, erkeklerle takılır, hayatın tadını çıkarırdı. Birçok kişi Elif’e bu “arkadaşın” onu kullandığını söylemeye çalışırdı.
“Ne var yani? Dostluk çoğu zaman çıkarsız olmaz. Biri mutlaka diğerini kullanır,” diye cevap verirdi Elif.
Dördüncü sınıfta Gülnaz âşık oldu ve dersleri iyice bıraktı. Elif olmasa okuldan atılabilirdi. Son sınıfın başında Gülnaz hamile kaldı.
“Gizlice kürtaj olacaktım ama Selim öğrendi, bağırıp çağırdı. Neyse, evleniyoruz. Sen de nikâh şahidim olacaksın. Tartışma yok!”
Yılbaşından hemen önce görkemli bir düğün yapıldı, devlet sınavlarına yakın Gülnaz bir erkek çocuk doğurdu. Sınavlara yorgunluktan dili dolaşarak gelirdi. Hocalar acıyıp geçer not verirdi.
Elif ise üstün başarı belgesiyle mezun oldu ve Bursa’ya dönmeye hazırlanıyordu.
“Ne yapıyorsun? Böyle bir diplomayla İstanbul’da önüne her kapı açılır. Bursa’da ne işin var? Ben sensiz ne yaparım? Selim’le konuşurum. Babasının şirketi var, seni işe alır.”
“Annem bekliyor…” diye itiraz etmeye çalıştı Elif.
“Annene bir şey olmaz. Senin için mutlu olur. Para kazanır, tecrübe edinirsin. İstanbul’dan sonra seni her yerde kapışırlar. Selim’in bir de bekar arkadaşı var. Hatırlıyor musun, okul bitince yaşamaya başlayacağına söz vermiştin? O yüzden seni bırakmam. Keşke çocuk olmasa, birlikte eğlenirdik…”
“Öyle deme. Çocuklar çabuk büyür, daha çok güleriz. Hayatını iyi kurmak istemiyor muydun? Ailen, evin, iyi bir kocan var. Çocuk ise mutluluktur,” diye teselli etti Elif.
Elif, İstanbul’da kaldı. Selim, babasına Elif’i övmüş, o da onu işe aldı. Elif burada da kendini kanıtladı. Ama özel hayatında bir türlü mutlu olamadı.
Sık sık telefonlaşırlardı ama nadiren görüşürlerdi. Gülnaz çocukla meşguldü, Elif ise çalışıyordu. Bir gün Gülnaz, boğuk bir sesle Elif’i çağırdı. Elif hemen koştu.
“Ne oldu?” diye sordu, Gülnaz’ın kıpkırmızı gözlerini görünce.
“Hamileyim,” dedi Gülnaz, çaresizce.
“Of. Korkuttun beni, bir şey oldu sanıp geldim. Meğerse hamile kalmışsın. Tebrikler!”
“Neyine tebrik ediyorsun? Daha yeni bezlerden kurtuldum, işe başlayacaktım, şimdi yine… Bir doğum izninden diğerine.”
“Niye korunmadınız?” diye sordu Elif, bu trajediyi anlamayarak.
“Nasıl? Hap kullanmaya başladım, Selim buldu, kSonunda, Üç anne – Gülnaz, Elif ve küçük Ayla – birlikte bir aile oldu, geçmişin acılarını unutup yepyeni bir sevgiyle yaşamaya başladılar.




