Sabahın erken saatleriydi. Çiy henüz çimlerin üzerindeydi, sis nehrin karşı kıyısına doğru yavaşça çekiliyordu ve güneş ormanın dişli ufkunun ardından yükseliyordu.
Ahmet, verandanın önünde durmuş, sabahın güzelliğini seyrediyor ve derin nefesler alıyordu. Arkasından çıplak ayak sesleri duyuldu. Gecelikli ve omuzlarına atkı almış bir kadın yanına gelip durdu.
“Ne kadar güzel bir sabah!” dedi Ahmet, ciğerlerine hava doldurarak. “İçeri girsen iyi olur, üşütürsün,” diye nazikçe uyardı, kadının omzundan kaymış atkısını düzeltti.
Kadın hemen ona sarıldı, kolunu tuttu.
“Senden ayrılmak istemiyorum,” dedi Ahmet, sesi sevgiyle doluydu.
“Öyleyse ayrılma.” Kadının sesi büyüleyiciydi, bir Siren şarkısı gibi çekiyordu. “Kalsam, sonra ne olacak?” Bu düşünce Ahmet’i ayıltmıştı.
Eğer her şey bu kadar basit olsaydı, çoktan kalırdı. Ama yirmi üç yıllık evliliğini ve çocuklarını silip atamazdı. Ayşe neredeyse evlenmek üzereydi, artık kendi hayatını yaşıyordu. İse ise henüz on dört yaşındaydı, en zor dönemindeydi.
Şoför olarak her yerde iş bulabilirdi, ama burada büyük paralar kazanamazdı. Şimdilik lüks hediyeler alıyordu Ceyda’ya. Peki, kazancı yarıya, hatta üçte birine düşerse, onu hâlâ aynı şekilde sever miydi? Bu bir soruydu.
“Başlama Ceyda,” dedi Ahmet, elini savurarak.
“Neden başlamayayım? Çocuklar büyüdü, artık kendini düşünme zamanı geldi. Kendin dedin, eşinle alışkanlıktan yaşıyorsunuz.” Ceyda kırılmış bir ifadeyle ondan uzaklaştı.
“Keşke seni daha önce tanısaydım…” Ahmet derin bir iç çekti. “Kırılma. Gitmem lazım, zaten fazla kaldım.” Kadını öpmek istedi ama o yüzünü çevirdi. “Ceyda, yola çıkmam gerekiyor, akşama kadar evde olmalıyım. Yüküm var, anlaşma yaptım.”
“Hep vaat ediyorsun. Geliyorsun, kalbimi karıştırıp eşine koşuyorsun. Beklemekten yoruldum. Mehmet uzun zamandır benimle evlenmek istiyor.”
“Öyleyse git.” Ahmet omuzlarını silkti.
Ona daha fazla bir şey söylemeyi düşündü ama vazgeçti. Yavaşça verandan indi, evin arkasına dolanarak otoyola doğru yürüdü. Tırını bilerek orada bırakmıştı, sabah erkenden köyü uyandırmak istememişti.
Kabine tırmandı. Genelde Ceyda onu tırına kadar uğurlar ve vedalaşırlardı. Ama bugün peşinden gelmemişti, gerçekten kırılmıştı. Ahmet rahatça yerleşti, kapıyı kapattı. Motoru çalıştırmadan önce eşinin numarasını aradı. Ceyda’nın yanında aramaktan çekiniyordu. Telefondan duyduğu kayıtsız bir ses, telefonun kapalı olduğunu söyledi… Cevaplanmayan aramalar da yoktu.
Ahmet telefonunu cebine koydu, motoru çalıştırdı. Tır, uykusundan silkelenir gibi sarsıldı ve yola koyuldu. Ahmet kısa bir korna çaldı, gaza bastı.
Verandaki kadın, motor sesinin uzaklaşmasını dinledi, sonra içeri girdi.
Radyodan bir şarkı yükseliyordu: “Sevgilim, sevgilim, dünyadaki nazik meleğim…” Ahmet içinden eşlik etti, geride bıraktığı kadını düşünerek. Ama kısa sürede aklı eve kaydı: “Orada neler oluyor? İki gündür ulaşamıyorum. Eve varınca konuşacağız…”
O sırada, Ahmet’in karısı Leyla, hastane odasında narkozun etkisinden uyanıyor ve her şeyi hatırlıyordu…
***
Ahmet’le yirmi dört yıldır evliydiler. Kocası uzun yol şoförüydü, iyi para kazanıyordu. Güzel bir evleri, iki çocukları vardı. Ayşe artık büyümüştü, yakında evlenecekti. İse ise on dört yaşındaydı, denizci olma hayalleri kuruyordu.
Ve sonra o telefon geldi. İlk başta Leyla, bir şaka olduğunu ya da yanlış numara çevrildiğini düşündü.
“Merhaba Leyla. Kocanı mı bekliyorsun? O biraz gecikecek…” Kadının sesi bal gibi yapışkandı.
“Ona bir şey mi oldu?” diye keskin bir şekilde sordu Leyla, hemen bir kaza olduğunu düşünerek. Yol uzundu, her şey olabilirdi.
“Bir şey oldu tabii. Sevgilisiyle birlikte,” diyerek güldü kadın.
“Kimsin sen?” diye bağırdı Leyla.
“Sen bekle, bekle…” Telefondaki kahkaha Leyla’nın kulaklarında çınladı.
Panikle telefonu kapattı. Kocasını aramayı düşündü ama vazgeçti. Ya o sırada direksiyon başındaysa? Ne diyecekti? Onu rahatsız edemezdi. Dönünce konuşurlardı.
Ev işlerine odaklanmaya çalıştı ama hiçbir şey yapamadı. Kulaklarında o kadının alaycı kahkahası çınlıyordu. Ne Ayşe ne de İse evdeydi.
Sakinleşmek için markete gitmeye karar verdi. Kestirme bir yol seçti, ıssız bir arka sokaktan geçiyordu. Aniden birisi çantasını çekip aldı! Leyla dengesini kaybetti, düşmemek için geriye yaslandı. Adam kaçıyordu, peşinden koştu ama bir taşa takılıp yere yuvarlandı. Bileği aniden şişti, acı içinde kaldı.
Yardım isteyecek kimse yoktu. Telefonu da çalınmıştı.
Tam umudunu kaybetmişken, bir araba durdu. Adam garajını açmaya geliyordu. Leyla bağırdı, adam onu fark etti.
“Yardım edin!” diye seslendi.
Adam yaklaştı: “Düştünüz mü?”
“Ayakkabım takıldı, bileğimi incittim. Telefonum yok, yardım edebilir misiniz?”
Adam onu kaldırdıLeyla’nın gözleri doldu, bu yabancı adamın şefkati karşısında yıllardır unuttuğu bir duyguyu, insanlığın iyiliğini hatırladı. _O günden sonra hayatına yeni bir sayfa açtı; kendini önce kendisi için sevmeye, gerçekten değer verenlerle yoluna devam etmeye karar verdi._




