Benim İçin…

Ayşe, ütüsünü düzenli hareketlerle ütü masasında gezdiriyordu. Alnından, ensesinden ve sırtından ter damlaları süzülüyordu. Akşam saatlerinde hava biraz serinlemişti ama ütünün yaydığı sıcaklık her yeri kavuruyordu. Az bir çamaşır kalmıştı ki telefonu çaldı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra tekrar çalmaya başladı, sinirleri geriliyordu.

Ütüyü kenara bırakıp masaya yöneldi, telefonu eline aldı. Ekrandaki ismi görünce şaşırdı.

“Ece, sen misin? Bir şey mi oldu?” diye telaşla sordu.

“Benim, başka kim olacak? Bir şey oldu işte. Geliyorum, o yüzden aradım. İş için seyahate çıkıyorum, otelde kalmayıp sana geleceğim. İki günlüğüne kabul eder misin?”

“Soruyorsun ya. Ne zaman geliyorsun?” Ayşe, buzlukta yalnızca temel ihtiyaçlar için azıcık yiyecek olduğunu hatırlayıp gerildi. Kendi için fazla yemek yapmıyor, ufak şeylerle idare ediyordu.

“Yarın işte. Son dakikada karar verdim, biliyorum beklenmedik oldu ama… Tren numarasını, vagonu ve saati mesaj atarım. Karşılar mısın?”

“Tabii ki karşılarım,” diye söz verdi Ayşe ama aklından geçirdi: Zaten sık sık rapor alıyorum, bir de izin istemek zor olacak.

Fakat arkadaşı onu rahatlattı, iki tam gün kalacağını söyledi. İçi biraz ferahladı.

“Özel hazırlık yapma sen, seni bilirim. Bekle, konuşa konuşa bitireceğiz,” dedi Ece ve konuşmayı kapattı.

Ayşe çamaşırları ütüledi, düzenli bir şekilde katlayıp dolaba yerleştirdi. Arkadaşını duyduğuna sevindi. “Ece sorular soracak, içimi eşeleyecek… Ben yeni yeni kendime gelmiştim, her şeyi kabullenmiştim, yalnızlığa bile alışmıştım. Şimdi ne yapacağımı düşünmeliyim…” Duvardaki saate baktı. “Market kapanmadan yetişebilirim, yarın vaktim olmaz. Vay canına, geliyor işte…”

Buzdolabını açıp baktı. Kendi için az şey hazırlıyordu, zaten iştahı da yoktu. Kemoterapi her türlü isteği kırmıştı. Üstünü değiştirip markete doğru yürürken arkadaşını düşündü.

Ortaokulun altıncı sınıfında, dönem ortasında sınıflarına romantik ve gizemli isimli, Ece adında yeni bir kız gelmişti. İlk günden kaynaşmışlardı. Sonra beraber üniversiteye girmişlerdi. Üçüncü sınıfta Ece, askeri liseden yeni mezun birine âşık olup evlenmiş, uzak bir garnizona taşınmış ve yakındaki bir üniversitenin açık öğretimine geçmişti.

Önceleri mektuplaşmışlar, sonra cep telefonları yaygınlaşınca ara sıra konuşmuşlardı. Ama zamanla ilişkileri yalnızca yılbaşında ve doğum günlerinde tebrik mesajlarına dönüşmüştü. Herkesin kendi hayatı, derdi, çocukları vardı. Ece’nin iki oğlu vardı, gözünü dört açması gerekiyordu.

Ayşe, üniversiteden mezun olduktan bir yıl sonra evlenmiş ve hemen hamile kalmıştı. Doğum zor geçmiş, bir daha çocuk yapma şansı kalmamıştı. Kızı büyüdü. Tıp fakültesini bitirmek üzereyken evlenip kocasının memleketine taşındı.

Markette alışveriş yaparken, temizliğe vakit yetmeyeceğini düşündü. “Boş ver, kim geldi ki? Arkadaşım geliyor, cumhurbaşkanı değil ya…” Acaba arkadaşına kocasının iş seyahatinden mi bahsetse, yoksa kızını ziyarete gittiğini mi söylese? Sonra vazgeçti; Ece onu iyi tanırdı, yalanını anında anlardı. Onu kandıramazdı. “Hemen anlar evde erkek kokusu olmadığını. Neyi saklıyorum ki? İlk de ben değilim, son da olmayacağım…”

Kocasının gitmesinden çok önce, başka birinin olduğunu anlamıştı. Bir anda kıyafetlerini değiştirmeye başlamıştı – kot pantolon ve kazak giyiyor, takım elbiseleri yalnızca resmi toplantılarda kullanıyordu. Spor ayakkabı almış, sabahları koşmaya başlamıştı ama bu hevesi çok sürmedi.

Kızları evdeyken ikisi de hiçbir şeyi değiştirmemeye karar vermişti. Kocası işten geç geldiğini söylüyor, sadece uyumaya geliyordu. Ayşe de onun gelişinden rahatsız oluyordu. Tok gelip hemen uyuyordu. Demek ki yemeğini başka yerde yiyor, keyfini başka yerde çıkarıyordu.

Kızları evlenip kocasının yanına taşındığında, artık bir şeyleri saklamaya gerek kalmamıştı. Ayşe, ona gitmesini teklif etti. Ütülü kıyafetlerini valize özenle yerleştirdi. Rakibine, “kötü bir eş” olduğu için ayrıldıkları zevkini yaşatmak istememişti. Baksın, karısı özenliydi. Kocası da neler kaybettiğini bilsin. Acaba diğeri de böyle olacak mıydı? Yaş ilerledikçe erkekler rahatı ve huzuru önemsiyordu. Tutku, malum, çabuk geçerdi. Ayşe, kocasının bir gün aklını başına alıp geri döneceğini umuyordu. Ama zaman geçti, o dönmedi.

Sonra… Sonra rutin bir kontrolde kanser olduğunu öğrendi. Bu, onu acılardan ve kederden bir süre uzaklaştırdı. Kırgınlıklara takılacak hali yoktu. Ameliyat, kemoterapi seansları… Her kontrole idam sehpasına çıkar gibi gidiyor, kötü haberi duymaktan korkuyordu. Ama şimdilik durumu stabildi, kötüleşme yoktu.

Ara sıra yoğun bir şekilde kocasını görmek, ona her şeyi anlatmak istiyordu. Peki ya sonra? Acır, kalırdı. Onu her gün göBir süre sessizce suyun ışıltısını izlediler, sonra Mehmet yavaşça elini uzatıp Ayşe’nin elini tuttu ve “Eve dönelim mi?” dedi.

Rate article
Lifequest
Benim İçin…