Her Zaman Yanımda Olacaksın…

*Günlük,*

Sen hep benimle olacaksın…

Derya, tava üzerinde cızırdayan etleri çevirip kapağını kapattı ve açık pencereden motor sesiyle lastiklerin kaldırımda çıkardığı hışırtıyı duydu. Murat gelmişti, akşam yemeği daha hazır değildi. Derya fırındaki elmalı keki kontrol etti, buzdolabından sebzeleri çıkarıp yıkamaya başladı.

– Derya, ben geldim! – diye seslendi Murat holde. – Mis gibi kokuyor! – İştah kabartan kokuyu içine çekerek mutfağa girdi.

– Aç mısın? – Derya musluğu kapattı ve dönüp ona baktı. – Bugün erken geldin. Yemek daha hazır değil.

– Önemli değil, beklerim. Tatlı da var mı?

– Elmalı kek yaptım. Biraz sabredebilir misin?

– Tabii ki. – Murat odasına gitti, Derya ise salata için sebzeleri doğramaya koyuldu. Aynı anda iki işi yapmayı sevmezdi, hele yemekleri bir arada pişirmek çok zordu. Dikkati dağılınca mutlaka bir şeyler yanardı. Ama bugün her şey kusursuz oldu. Sofrayı kurdu ve Murat’ı çağırmaya gitti. Oturma odasında televizyon karşısında gözleri kapalı, kanepeye yayılmıştı. Haberler dönüyordu. Onu uyandırmalı mı diye düşünürken Murat gözlerini açtı.

– Yoruldun mu? Yüzün pek iyi görünmüyor… – Derya kelimeleri tarttı.

– Biraz. Yemek zamanı mı? – Kanepten kalktı, birlikte mutfağa geçtiler.

– Mmm. Ne güzel görünüyor, kokusu da harika! – diyerek sofrayı inceledi Murat.

– Şarap ister misin? Biraz kalmıştı, – diye teklif etti Derya.

– Hayır. Bugün olmaz.

Derya, Murat’ın iştahla ama dikkatle yemesini izlemeyi severdi. Aslında onu her haliyle severdi. Onun için yemek yapmayı, gömleklerini ütülemeyi, omzunda uyuyakalmayı… Mükemmel olmasa da kusurlarıyla, alışkanlıklarıyla seviyordu işte.

***

Tanıştıklarında her ikisinin de geçmişinde bir evlilik vardı. İlk evliliğinde Derya hamile kalamamıştı, doktorlar ikisinde de bir sorun olmadığını söylemişti. “Böyle de olur, sabretmek gerek,” demişlerdi.

Derya sabredip beklerken, kocası vakit kaybetmemiş, başka bir kadınla ilişki yaşamaya başlamıştı. Bunu bir arkadaşından öğrenmişti. Alışveriş merkezinde kocasını, hamile sevgilisiyle bebek giysileri alırken görmüşler. Derya önce inanmamıştı. Yanlış anlaşılmıştı, hata yapıyorlardı. Kocasıyla iyi bir evliliği vardı, bunu yapamazdı… Ama sonra eksik parçaları birleştirdi, her şey yerine oturdu.

Kavga etmek mi? Ne değişecekti ki? Doğacak çocuk suçsuzdu, babasız büyümemeliydi. Derya çok acı çekti ama kocasını tutmamaya karar verdi. Zaten dayanamazdı, gizli ya da açık oraya koşmasına… Basit bir flört değildi bu, sevgiydi, hamile kalınmıştı. Demek ki ona olan sevgisi bitmişti.

Kocası her zamanki gibi biraz geç gelmişti eve. Derya ne yemek yapabiliyordu ne de televizyon izleyebiliyordu. Kalbi acı ve adaletsizlikle parçalanıyordu.

– Hastalandın mı? – diye sordu kocası, onu karanlık odada kanepeye bacaklarını çekmiş otururken bulunca.

– Hayır. Sağlığım yerinde.

– Aileye bir şey mi oldu? Söylesene. – Şaşkın ve endişeli, karşısında duruyordu.

– Oldu, ama sana. Başka bir ailen var. Çocuk bekliyorsun. Bunu bana ne zaman söyleyecektin?

– Demek biliyorsun. – Derin bir nefes aldı, gözlerini kaçırdı. – Şimdi gitsem mi yoksa…

– Şimdi, – diye kesti Derya ve arkasını döndü. Ağlamamak için kendini zorluyordu, içi acı, öfke ve çaresizlikle doluydu.

Kocası evin içinde dolandı, eşyalarını topladı, Derya’ya bakmadan. Bazen diz çöküp yalvarmasını, affedilip kalmasını istediğini düşünüyor, bazen de hemen gitmesini bekliyordu artık.

Valizin tekerlek sesi kanepenin yanında durdu.

– Geri kalanları yarın alırım, sorun olur mu? – diye sordu.
Derya sadece başını salladı, ona bakmadan.

Valiz holde kayboldu. Birkaç dakika sonra kapı kapandı, kilit sesi geldi. İşte bu kadar. Derya ancak o an gerçek olduğunu anladı, tamamen yalnız kalmıştı. Ve sonra hıçkırarak ağlamaya başladı. Hayatında artık hiçbir şeyin olmayacağını düşündü: ne aile, ne aşk, ne de mutluluk. Hayat bitmişti.

Bütün gece uyuyamadı. Ya evin içinde çıplak ayaklarıyla dolandı, ya da yastığa gömülüp ağladı. Ama sabah kalkıp şişmiş gözlerle işe gitti. Herkes hastalandığını düşünüp eve gönderdi. Derya eve döndüğünde kocasının tüm eşyalarının yok olduğunu fark etti. Diş fırçasını bile unutmamış, çamaşır makinesindeki kirli gömleğini bile almıştı. Sanki hiç yokmuş gibi, sanki sekiz yıllık evlilik hiç yaşanmamıştı.

İyi mi oldu kötü mü, bilemedi. Sonra iyi olduğuna karar verdi. Eşyalarını görmeyecek, daha çabuk unutacaktı. Hep böyle titiz olsaydı. Oysa evin içinde kıyafetlerini sağa sola atar, kirli tabakları masada bırakırdı.

Doğruydu, yaraya yapışmış bandajı bir hamlede sökmek, yavaş yavaş acı çekmekten iyiydi. Yoksa “diş fırçamı unuttum” diye geri gelirdi. Onun unuttuğu eşyaları bulup ağlamayacaktı. Ama yine de Derya uzO gece, rüyasında Murat’ı gördüğünde onun sıcak nefesini ensesinde hissetti ve sabah uyandığında yastığın üzerinde bir tutam beyaz saç buldu.

Rate article
Lifequest
Her Zaman Yanımda Olacaksın…