Yarın Seni Arayacağım

Mehmet sırtüstü uzanmıştı. Köprücük kemiğinin altındaki çukurda Aylin’in başı dinleniyordu. Bir bacağını onun üzerine atmış, avucunu tam kalbinin üzerine koymuştu. Mehmet, onun düzenli nefes alışını dinliyor, mutluluktan eriyordu. “Keşke böyle ömür boyu yatabilsek…” diye düşündü ve gözlerini kapattı.

Birisi onu itmiş gibi silkindi ve uyandı. Yanında Aylin kıpırdandı.
“Ne, vakit mi geldi?” diye mırıldandı uykulu bir sesle.

Mehmet, yattığı yerden pencereyi göremiyordu ama odanın kararmasından anladı ki akşam olmuştu. Geçici yuvalarından ayrılma vakti gelmişti. Ama hiç istemiyordu…

Çok geç tanışmışlardı. İkisi de ailelerine ve çocuklarına karşı sorumluluklarıyla bağlıydı. Görüşmeden görüşmeye yaşıyor, bu tatlı saatleri dört gözle bekliyorlardı. Mehmet farkında olmadan iç geçirdi, Aylin başını kaldırdı.

“Çoktan karanlık çökmüş!” diye haykırdı, bir anda uyanarak yataktan fırladı.
Göğsünde Aylin’in avucunun ısısı kaybolmuştu. Yanındaydı, ama Mehmet’in kalbi şimdiden hüzünle sızlamaya başlamıştı.

“Kalk, gitmemiz lazım. Kocama ne diyeceğim?”

“Doğruyu söyle.” Mehmet çarşafı kenara itti ve ayağa kalktı.

Aceleyle giyindiler, birbirlerine bakmadan. Mehmet’in evde ne beklediği umurunda değildi. Zaten her şeye hazırdı. Yalan söylemekten, saklanmaktan bıkmıştı. Ama Aylin gergindi, bu kadar zamansız uyudukları için sinirliydi.

“Markete uğradım, eski bir arkadaşıma rastladık, çoktandır görüşmemiştik, lafa daldık dersin,” diye fikir verdi Mehmet.

“Bütün arkadaşlarımı tanıyor. Arayıp sorabilir.” Aylin inatla Mehmet’e bakmıyordu.

“Okuldan, üniversiteden birini uydur. Arkadaş değil, eski bir tanıdık olsun.”

“Peki sen karına ne diyeceksin?” Aylin gömleğinin düğmelerini iliklemeyi bıraktı ve Mehmet’e baktı.

Mehmet yanına gitti, onu kucakladı, gözlerinin içine baktı.

“O çoktandır sormuyor, tahmin ediyordur.” Mehmet Aylin’i öpmeye başladı, o da gevşedi, kollarında eridi.
Karanlık yoğunlaşıyor, onları görünmez bir örtü gibi sarıyor, gitmelerine izin vermek istemiyordu.

Aylin hafif ama kararlı bir hareketle Mehmet’i itti.
“Böyle hiç çıkamayız buradan,” dedi ve gömleğini hızla iliklemeye başladı.

Mehmet bir şey söylemek, onu sakinleştirmek istedi. Yüzlerce kez kocasına, karısına her şeyi anlatmayı, bu yalan döngüsünden kurtulmayı teklif etmişti. Ama çocuklar… On yaşındaki kızı Zeynep’i çok seviyordu, Aylin ise on iki yaşındaki oğlu Kerem için endişeleniyordu.

Tanıştıklarında birkaç kez birlikte olup ayrılacaklarını düşünmüştü, ama her şey daha karmaşık, daha ciddi olmuştu. Onun için her şeyi feda etmeye hazırdı, ama Aylin hazır mıydı? Aylin kaçamak cevaplar veriyor, zaman kazanmaya çalışıyordu. Mehmet yine iç geçirdi.

“Kızma, anlaştık ya…” Aylin’in sesinde suçluluk tonları vardı.

“Sen arabaya in, anahtarlar ceket cebinde. Ben yatağı toplarım,” dedi ve çarşafları katlamaya başladı.

“Fazla oyalanma,” diye seslendi Aylin koridordan.

Birkaç saat nasıl da çabuk geçmişti. Genelde tutkuları yatıştıktan sonra konuşur, planlar yaparlardı. Ama bugün bu kadar zamansız uyumuşlardı. Bitmemiş, yarım kalmış bir buluşmaydı.

Koridordaki loş ışık odayı zar zor aydınlatıyordu. Kapı çarptı. Aylin gitmişti. Mehmet kanepesini topladı, altındaki çekmeceye çarşafları yerleştirdi. Ev sahibesi onlara dokunmuyordu. Mehmet doğruldu, odada kalmış bir iz var mı diye baktı. Hayır, temizdi.

Dar koridorda hızla giyindi, cebinden önceden hazırladığı birkaç banknot çıkardı (kartından çekmişti) ve konsolun üzerine bıraktı. Işığı kapattı ve kapıdan çıktı.

Buluşmak için birkaç saatliğine kiraladığı bu evi yalnız yaşayan yaşlı bir kadından tutuyordu. Fikri ve evi iş arkadaşı vermişti, bir zamanlar o da kullanmıştı.

Randevu saatinde ev sahibesi evden ayrılıyordu. Mehmet nereye gittiğini hiç sormamıştı. Kadının paraya ihtiyacı vardı, onların da buluşacak yere…

Otel odası da kiralayabilirlerdi. Ama birincisi, tanıdıklara denk gelebilirlerdi, ikincisi, üzerlerinde sayısız çiftin yattığı bir yatağa uzanmak istemiyorlardı.

Merdivenlerden inerken kolları poşet dolu bir kadınla karşılaştı. Otomatikman selam verdi ve yanından sıyrılıp geçti. Kadın cevap vermedi. Sırtına dikilmiş şüpheli bakışları hissediyordu.

Eşi ve kızıyla yaşadığı çok katlı binada herkes selamlaşırdı, hiç kimseyi tanımazdı. Öyle adetti.

Burada ise yabancılarla selamlaşılmazdı. Belki de beş katlı binanın sakinleri birbirini iyi tanıyordu, yabancı biri merak ve şüphe uyandırıyordu. Yaşlılar zaten hep şüpheciydi.

Mehmet arabaya bindi ve Aylin’e baktı.
“Gidelim mi?”
Arabanın karanlığında yüz ifadesini seçemedi.

“Belki haklısın. Konuşup, bu yalanlara bir son vermeliyiz. Birlikte çok iyiyiz. Ama ya ayrılmamaya karar verirsek, nerede yaşayacağız?”

Belki yarım kalmışlıkHayat bazen en umutsuz anlarda bile yepyeni bir başlangıç yapma cesareti verir insana, tıpkı Aylin ve Mehmet’in artık birlikte kurdukları bu yeni hayatta buldukları gibi.

Rate article
Lifequest
Yarın Seni Arayacağım