Eski büyük bir apartman dairesinde alışılmadık bir hareketlilik vardı. Kapı zili sık sık çalıyor, ardından kapı açılıyor ve akrabalardan biri içeri giriyordu. Bu kez, pahalı takım elbiseli, ceketi şiş göbeğine zor sığan iri yarı bir adam geldi.
Solgun, sıradan görünümlü bir kadın ona ekşi bir gülümsemeyle baktı, adam ise koltuğundan kalkıp yeni gelenin yanına gitti.
“Mehmet! Geldiğine şaşırdım,” dedi el sıkışırken. “Otur da anlat, hayat nasıl gidiyor?”
Kadın sıkıntıyla koltuğun diğer ucuna çekildi, erkek kardeşlere yer açtı.
“Yoksa İbrahim’in karısı mı bu? Bu kadar kadın arasından böyle birini mi seçmiş?” Mehmet kelime bulmakta zorlandı.
Zilin tekrar çalmasıyla üçü birden kapıya döndü. Bekledikleri kişi nihayet içeri girdi: siyah pantolonlu, lacivert kazaklı, beyaz gömleğinin temizliğiyle dikkat çeken uzun boylu bir adam.
Burak kuru bir selam verdi, etrafa göz attı ve odanın karşı köşesindeki yıpranmış koltuğa oturdu.
“Burak da iyice şık kesilmiş,” diye düşündü Mehmet. Otuz yıldır görmediği halde hemen tanımıştı onu. İşte üç kardeş, üç mirasçı bir araya gelmişti. Leşin başına üşüşen kargalar gibi. Mehmet, özellikle Burak’ın gelmeyeceğini umuyordu.
Üç kardeş, Ayşe Hanım’la vedalaşmak üzere buraya davet edilmişlerdi. Mektupta açıkça “vedalaşmak” yazıyordu. Adres de unutanlar için eklenmişti.
Mehmet uzun zamandır başka bir şehirde ailesiyle yaşıyordu. İyi bir işi, evi, arabası vardı. İki kızı, biri torun bile vermişti. Halasının mirasına ihtiyacı yoktu aslında. Sadece meraktan gelmişti.
Eskiden bu daire ona koskocaman gelirdi. Karanlık köşelerden, dev saatlerden, hantal mobilyalardan korkardı.
Babaları inşaattan düşüp öldüğünde, anneleri yasa boğulmuştu. Üç çocuğu tek başına nasıl büyütürdü? En küçük İbrahim daha beş bile değildi. Zor günlerdi. Bir gün, daha önce adını bile duymadıkları annelerinin ağabeyi çıkageldi ve en azından iki büyük çocuğu yanına almayı teklif etti.
Kendisinin çocuğu olmamıştı. Anne kendine gelince çocukları alırdı. Dayı biraz para verip çocukları götürdü. Anne acıya dayanamayıp içkiye başladı ve kısa süre sonra öldü.
Hala Ayşe sert ve soğuktu. Çocukları doyurdu, giydirdi, sevmeye çalıştı. Mehmet hemen bu fırsatı değerlendirdi. Dayısına ve eşine yaranmaya çalıştı.
Oysa ortanca Burak içine kapanıktı, yeni ailesiyle bağ kurmak istemiyordu. Okulu bitirince Mehmet gibi üniversiteye gitmedi. Memleketine, anne babasınDairesine dönen Vefa, Ayşe Hanım’ın eşyalarına dokunurken artık yalnız kaldığını hissetti, ama Burak’ın kapıda beklediğini görünce yüreğine bir sıcaklık doldu.




