Dört Çocuğun Tek Anne’si Islak Bir Yabancıyı Küçük Evinin Kapısından Aldı—Ertesi Gün, Hayatını Sonsuza Dek Değiştirdi

Bir zamanlar, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, dört çocuğuyla yaşayan Ayşe adında bir kadın vardı. Hayat onun için hiç kolay olmamıştı. O akşam da bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında, küçük ve yıpranmış evinin penceresinden dışarı bakarken gözyaşlarını tutamadı. Masanın üstü biriken faturalar, o gece yine kıt kanaat toparlayabildikleriyle yetineceklerinin habercisiydi.

Tam içeri dönecekken, gözüne sokakta ıslanmış bir figür takıldı. Yaşlı bir adam, sırılsıklam olmuş, ağır adımlarla yürüyordu. Şemsiyesi yoktu, kaybolmuş gibiydi. Düşünmeden, evdeki tek şemsiyeyi kapıp dışarı fırladı.

“Amca, iyi misiniz?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Adam şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Yolcuyum ben, geçip gideceğim.”

Ayşe başını iki yana salladı. “Bu yağmurda hastalanırsınız. Lütfen, içeri gelin. Çok şeyimiz yok ama misafirimiz olun.”

Adam bir an tereddüt etti, sonra yavaşça başını salladı.

İçeride dört çocuk, yabancıyı meraklı gözlerle süzüyordu. Ayşe bir havlu uzattı ve sıcak bir çay ikram etti. Yaşlı adam, adı Mehmet Bey olan, sessiz ve hüzünlü biriydi. Akşam boyunca çocuklara kendi çocukluğundan, tırmandığı ağaçlardan, elleriyle yaptığı küçük evden bahsetti. Çocuklar kahkaha attıkça, ev uzun zamandır ilk kez bu kadar sıcak hissediyordu.

Ertesi sabah, Mehmet Bey mutfak penceresinde çayını yudumluyordu.

“Biliyor musun,” dedi, “bu ev bana altmış yıl önce yaptığım evi hatırlatıyor. Küçük, ama yaşıyor. Her köşesinde sevgi var.”

Ayşe mahcup bir gülümsemeyle, “Pek bir şey değil, ama elimizdeki bu,” diye karşılık verdi.

Adam ciddi bir ifadeyle ona döndü. “İşte bu yüzden sana bir şey vermek istiyorum.”

Cebinden katlanmış bir zarf çıkarıp masaya koydu. Ayşe yavaşça açınca nefesi kesildi.

Şehrin dışında, tamamen ödenmiş bir çiftlik evinin tapusuydu bu. Yüz binlerce lira değerinde bir mülk—onundu, eğer isterse.

“Satacaktım,” dedi Mehmet Bey sessizce. “Ama çok uzun zamandır yalnız yaşadım. Dün gece… bana evin ne demek olduğunu hatırlattın. Kimse sahip çıkmazken sen beni barındırdın. Böyle bir iyilik her şeyi hak eder.”

Ayşe gözyaşlarına boğuldu. “Bunu kabul edemem.”

“Etmelisin,” dedi gülümseyerek. “Ama bir şartla.”

Şaşkınlıkla baktı.

“Bu evi bana 1 liraya sat,” dedi. “Böylece kahkahaları özlediğimde geri dönebileceğim bir yerim olur.”

Ve öyle yaptılar.

O hafta, Ayşe ve çocukları elma ağaçları, kocaman kırmızı bir ahır ve nefes alacak bolca alanı olan çiftlik evine taşındı. Çocuklar tarlalarda koşup çığlık atarak oynuyordu. Sonunda rahat edecekleri, yeni bir hayata başlayacakları bir yerleri vardı.

Mehmet Bey ise “1 liraya aldığı” küçük eve yerleşti ve her hafta sonu çocukları ziyaret etti. Ona “Dede Mehmet” dediler. Onlara tahtadan oyuncaklar yaptı, domates yetiştirmeyi öğretti, yıldızların altında masallar okudu.

Birisi ona neden her şeyini verdiğini sorduğunda, sadece gülümsedi ve şöyle dedi:

“Çünkü birisi size karşılıksız sevgi verirse, onu katbekat iade etmek gerekir.”

Rate article
Lifequest
Dört Çocuğun Tek Anne’si Islak Bir Yabancıyı Küçük Evinin Kapısından Aldı—Ertesi Gün, Hayatını Sonsuza Dek Değiştirdi