Her Şey Olacak…

Araba gecenin sessizliğinde İstanbul sokaklarında hızla ilerliyordu. İçinde bir kadın ve bir erkek vardı. Dışarıdan bakanlar, çocuklarını evde bırakmış bir çiftin aceleyle eve döndüğünü sanabilirdi.

“Daha hızlı gidebilir misin?” diye kadın, gergin bir sesle sordu.

“Çok hızlı gitmek tehlikeli. Şehir boş görünse de öyle değil. Haydi artık ona bizden bahset! Ne zamana kadar böyle gizli gizli buluşacağız? Bu yalanları ne kadar sürdüreceksin? Anlat ona, her şey daha kolay olacak,” dedi adam sertçe.

“Kolay mı? Kimin için? Belki senin için, belki benim için… Peki ya Elif? Babasını çok seviyor. O da onu. Onlar öğrendiğinde ne olacak? Bu çok acımasız,” dedi kadın, savunmaya geçerek.

“Peki ya bu kadar zamandır aldatmak, yalan söylemek acımasız değil mi? Onun hiçbir şeyden haberi olmadığını mı sanıyorsun? Artık seni onunla paylaşmaktan bıktım. İstersen ben söylerim ona, erkek erkeğe!”

“Yapma, lütfen. Ben söyleyeceğim. Bana biraz zaman ver,” dedi kadın, direksiyondaki adamın elini tutup sımsıkı kavradı. “Seni çok seviyorum. Ama beni zorlama. Söz veriyorum, yakında ona açıklayacağım.”

Adam başını çevirdi, sevdiği kadının gözlerine baktı ve dudaklarını ona yaklaştırdı.

Tam o anda, bir virajın ardından siyah bir dev araç korkunç bir hızla önlerine çıktı. Kadının çığlığı metalin gürültüsüne karıştı…

***

Telefonun melodisi uykusunun derinliklerine işledi. Mehmet bir an uykuyla uyanıklık arasında bocaladı, sonra gözlerini açtı.

Ayşe akşam sekizde aramış ve gecikeceğini söylemişti. Bir arkadaşının sorunu varmış, onu yalnız bırakamamış. Sonra anlatacağını söyleyip kapatmıştı. Hangi arkadaşı? Ne tür bir sorun? Telefonundaki numaralardan birkaçını arayıp sorsa belki öğrenebilirdi ama kendini küçük düşürmezdi.

İki aydır içinde bir şüphe vardı. Ayşe son zamanlarda çok sık gecikiyordu, hatta hafta sonları bile bir yerlere koşuşturuyordu. Birdenbire sayısız arkadaşı olmuştu, her birinin acil bir işi çıkıyordu.

Yatak başındaki komidinden telefonunu aldı. Tanımadığı bir numaraydı. Kalbi kötü bir hisle sıkıştı.

“Alo?” diye mırıldandı uykulu sesiyle.

“Komiser Demir. Ayşe Hanım’ın eşi misiniz?”

“Evet.”

“Eşiniz bir trafik kazası geçirdi… Ağır yaralı olarak İstanbul Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı…”

“Yaşıyor mu?” diye titreyen bir sesle sordu Mehmet.

“Evet, ama…”

“Baba, bu annem mi?” dedi bir çocuk sesi. Yatak odasının kapısında on yaşındaki Elif, korku dolu gözlerle babasına bakıyordu.

Mehmet boğazına düğümlenen yumruğu yuttu.

“Hayır. Bu… Annen hastanede. Bir kaza geçirdi.”

“Öldü mü?”

“Hayır, ne diyorsun. Yaşıyor,” diye aceleyle cevapladı Mehmet.

“Ama sen sordun… Baba!” Elif birden ona sarıp boynuna dolandı, o kadar sıkı ki nefesi kesildi. “Hemen gidelim ona. Çok korkuyorum.”

Mehmet kızının ellerini tutup yatağa oturttu.

“Hayır, şimdi hastaneye gidemeyiz. Sabah gideriz. Hadi şimdi uyu. Yoksa annemiz uykusuz yüzlerimizi görünce ne der?” diye zoraki bir gülümsemeyle cevap verdi.

Elif başını sallayıp odasına gitti. Mehmet de yattı. Pencereden şafak söküyordu. Telefon ekranındaki saate bakmıştı: gece yarısını geçiyordu.

Sakin olmalıydı. Elini göğsüne bastırdı. Kalbi avucunda çarpıyordu.

Sabah kızıyla hastaneye gittiler. Doktorun odasına girdi, Elif’i koridorda bırakarak.

“Eşiniz mi?” diye sordu yaşıtına yakın bir doktor.

“Evet. Ne oldu kızıma?”

“Ameliyat ettik. Ciddi bir kafa travması, çoklu kırıklar… Koma halinde.”

“Bu kaza nasıl oldu? Araba kullanmaz ki o.”

Doktor ellerini iki yana açtı.

“Bildiğim kadarıyla eşinizin bulunduğu araca bir araç çarptı. İki sürücü de olay yerinde öldü. Eşiniz şanslıydı. Açık konuşayım, durumu çok ciddi. Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Genç bir beden, umuyorum atlatır.”

“Onu görebilir miyim? Kızım da koridorda.”

“Karar sizin. Yüzü pek iyi görünmüyor ama bazen sevdiklerinin sesi mucizeler yaratır. Gelin,” dedi doktor, yoğun bakım kapısını göstererek.

“Arabada kim vardı onunla?” diye sordu Mehmet, koridorda yürürken.

“Bunu polise sormalısınız. Uyarayım, konuşamaz, bilinci kapalı.” Doktor kapıyı açtı.

Mehmet Ayşe’yi tanıyamadı. Kafası sarılı, yüzü morluklar ve çiziklerle doluydu. Yabancı gibiydi. Battaniyenin üstünde, alyanslı bir el duruyordu. Onun eli.

“Anne!” diye seslendi Elif, yatağa yaklaşıp elini okşadı. “Uyuyor mu?” diye dönüp babasına baktı.

“Evet. Ameliyat oldu. Sadece bir bakmamıza izin verdiler.”

Eve dönüşte ikisi de sessizdi. Mehmet Ayşe’nin annesi Nilüfer Hanım’ı arayıp durumu anlattı ve Elif’e bakmasını rica etti. İşe uğraması gerekiyordu.

Nilüfer Hanım elindeki ıslak mendille gözlerini silerek içeri girdi.

“Belki Elif’i bir süre bana alsam? Şimdi sana yük olur,” dedi, biraz sakinleşince. “Benimle gelmek ister misin?” diye Elif’e sordu.

Elif başını salladı.

“Onu uyarmıştım. Ama beni dinledi mi?” diyeOnların hikayesi yeniden başlıyordu, çünkü sevgi her yarayı sarabilirdi.

Rate article
Lifequest
Her Şey Olacak…