Yolcu ediyorum sevgilim, beni hatıralarda yaşat…
Murat arabasını yüksek metal bir çitin yakınında durdurdu. Eskiden bu çit tahtalardan yapılmıştı. Acaba yanlış eve mi gelmişti diye bir an tereddüt etti. Hayır, dönüşten hemen önceki ikinci evdi. Bunu kesin hatırlıyordu çünkü aklına sık sık düşüyordu bu yer. Arabasından bakınca evin çatısını bile göremiyordu.
Aynaları kontrol edip duruyordu, birileri gelir mi diye. Issız bir sokakta bir araba ve içindeki adam fazla dikkat çekerdi. *”Burada ne yapıyorum? Neden geldim?”* diye tekrar tekrar kendisine soruyordu. Çite bakıp oturdukça, içindeki cesaret de eriyor gibiydi.
Tam o sırada, bahçe kapısından bir genç kız, yanında bir labrador köpekle çıktı. İlk bakışta kızın Elif olduğunu sandı Murat. Aynı kestane rengi dalgalı saçlar, aynı zarif duruş. Yüzünü göremedi henüz. *”Bu olamaz. On beş yıl geçti. Kırk yaşlarında olmalı artık, bu kız ise en fazla yirmili yaşlarda. Günümüzün gençlik iksirleri mucizeler yaratıyor olmalı. Yoksa bu onun kızı mı? Ama Elif’in o zamanlar çocuğu yoktu. Peşinden gitsem mi, sorsam mı? Ne diyeceğim ki? Üstelik kırklı yaşlarında bir adamın genç bir kızın arkasından koşması hiç de normal görünmez…”*
Koltuğuna yaslandı, radyoyu açıp beklemeye koyuldu. Yirmi dakika sonra, köşeden aynı kız köpeğiyle birlikte tekrar göründü. Yaklaştıkça, Murat anladı ki kız Elif’e hiç benzemiyordu. Aramızda yüz metre kala arabasından çıktı.
Labrador, tasmasını çekti, Murat’a doğru atıldı.
“Sakin ol, Rex,” dedi kız, köpeği zapt etmeye çalışarak.
“Affedersiniz. Burası kadar Elif Hanım yaşıyordu, yoksa yanlış eve mi geldim…” Murat o an fark etti ki Elif’in soyadını bile bilmiyordu.
“Elif annem. Siz kimsiniz?” diye sordu kız, yabancıyı merakla süzerek.
“Yakınlarda şehre döndüm. Kızı olduğunu bilmiyordum.” Murat köpeğine şöyle bir göz attı, temkinli davranıp yaklaşmaktan vazgeçti.
“Kaç yıldır şehirde değildiniz?” diye sordu kız, gözlerini hafifçe kısarak.
“On beş yıl.”
“O zaman kesinlikle babam olamazsınız,” dedi kız, kendi şakasına kıkırdadı. “Aslında ben öz kızı değilim. Ailem birazdan gelir. Beklemek ister misiniz?” Darı bir kapıya, çitin yanındaki küçük girişe doğru yürüdü.
Murat omuzlarını silkti.
“Korkmuyor musunuz? Tanımadığınız bir adam…” diye mırıldandı.
Kızın ifadesi ciddileşti.
“Hayır, korkmuyorum. Evde kimse yok diye mi düşündünüz? Rex kimseye göz açtırmaz. Bir de her yerde kameralar var. Geliyor musunuz?” Kapıyı açarak içeri davet etti.
Murat arabanın alarmını devreye sokup kızın peşinden yürüdü. O, Murat’ı bekliyordu, kapıyı tutmuştu.
İki katlı evin bahçesi bakımlıydı ama fazla özenilmiş değildi. Çalılar mükemmel budanmamış, çimlerin biçilmesi gerekiyordu. Ana kapıdan eve kadar uzanan geniş, gri taş döşeli bir yol vardı.
Ev son yıllarda yenilenmişti ama burası kesinlikle aynı yerdi. On beş yıl önce Murat’a kocaman görünmüştü bu ev. O zamanlar öğrenci yurdunda küçük bir odada kalıyordu, öncesinde ise anne babası ve küçük kız kardeşiyle iki odalı dar bir evde sıkışıp kalmışlardı. İşte bu yüzden bu geniş ev ona o zaman çok etkileyici gelmişti. Şimdi ise kendisi de böyle, hâttâ daha büyük bir evde yaşıyordu.
Eskiden evin döşümü çok daha mütevazıydı. Şimdi ise pahalı, zarif mobilyalar vardı, duvarda büyük bir televizyon ekranı asılıydı. Yumuşak bir halı, ayak seslerini yutuyordu.
“Bir şeyler içmek isterseniz, bar şurada,” diye gösterdi kız, merdivenlere doğru ilerlerken.
“Arabayla geldim,” dedi Murat. “Adınız neydi?”
“Defne. Kısa bir süreliğine sizi burada bırakıyorum, üstümü değişeceğim.” Üst kata çıktı.
Murat yalnız kaldı ve etrafına baktı. Raflarda tek bir fotoğraf bile yoktu. Eskiden olmayan şömineye yakın, yumuşak bir koltuğa oturdu ve derin düşüncelere daldı…
(Devamı gelecek, ancak talimatlar doğrultusunda tamamlanacak.)




