Dönüş

**Dönüş**

“Elif! Neredesin sen? Elif!” diye bağırdı Ayşe, evin içine dalıp boş odayı şöyle bir süzdü ve ardından kapıyı çarparak dışarı fırladı. Topuklu ayakkabılarıyla merdivenleri tıkırdatarak indi. “Nereye gitmiş olabilir ki?” diye düşündü öfkeyle ve çaresizlikle ayağını yere vurdu.

Tam o sırada evin köşesinden plastik bir leğen taşıyan ufak tefek bir kız çıktı.

“Sonunda! Saatlerdir seni arıyorum!” diye atıldı Ayşe, arkadaşının yanına koştu.

“Çamaşırları bahçeye asıyordum. Ne oldu ki?” diye sordu Elif, leğeni merdivenin yanına bıraktı.

“Oldu işte!” dedi Ayşe, kara gözlerini kalın siyah saçlarının altından parlatıp sırıttı. Arkadaşını biraz meraklandırmak, haberi hemen vermemek istiyordu ama dayanamadı, nefes nefese pat diye söyledi: “Mehmet döndü!”

“Gerçekten mi?” Elif’in gözlerinde inanmazlık, sonra sevinç, ardından tekrar şüphe belirdi.

“Yalan söylemiyorum, kendim gördüm. Annesi de bırakmaz zaten, o da çok özlemiş.”

“Hadi gidelim!” dedi Elif gülerek ve ilk o atıldı bahçeden dışarı.

Güneş, köyü sıcak bir ışıkla yıkıyor, dere otlarla kaplı kıyılarında kıvrıla kıvrıla akıyor ve tüm dünya muhteşem görünüyordu. Ama Elif bunların hiçbirini görmüyordu. Kalbi, sevdiğini beklerken “Mehmet! Mehmet!” diye çarpıyordu.

“Bak, işte orada!” diye bağırdı Ayşe, Elif’in kolunu sımsıkı tuttu.

Karşıdan asker üniforması içinde Mehmet geliyordu. Kızları görünce hemen koşmaya başladı.

Sevinç Elif’in kalbini kapladı, bulunduğu yerden fırladı ve o da Mehmet’e doğru koştu, kollarına atıldı, titreyen bedeniyle ona sıkıca sarıldı.

Ayşe bir kenarda durmuş, aşıkların bu buluşmasını kıskançlıkla izliyordu. O da Mehmet’ten hoşlanıyordu ama Mehmet, Elif’ten başkasını görmüyordu. Okulu iki yıl erken bitirip köyde kalarak ailesine yardım etmişti. Büyük bir çiftlikleri vardı, ürün, süt ve et satarak geçiniyorlardı. Bir yıl sonra Mehmet askere alınmıştı.

“Bu Elif’te ne buluyor ki? Ben daha güzelim. Neden her şey onun oluyor?” diye düşündü Ayşe kıskançlıkla, dudaklarını ısırarak. Gözlerine ihanet eden yaşlar doldu. Eve koştu, yatağa atıldı, yüzünü yastığa gömüp hıçkıra hıçkıra ağladı.

“Ne oldu kızım?” diye sordu annesi mutfaktan çıkarak.

“Hiç,” diye tersledi Ayşe.

“Hımm. Kıskanıyorsun, değil mi? Sanki senin için başka talipler yokmuş gibi. Bak şu Levent’e mesela, gözünü senden alamıyor, iyi para kazanıyor, yakışıklı bir çocuk, evi var.”

“Anne!” diye daha da hızlı ağlamaya başladı Ayşe. “Ben gidiyorum. Sınavları bitirince buradan gidiyorum. İl merkezine.”

“Aklından neler geçiriyorsun? Seni orada mı bekliyorlar? Hayır kızım, nerede doğduysan orada güzelsin. Sen gidersen, onlar kalır…” diye dikkatlice başladı annesi.

“Yok artık,” dedi Ayşe yastıktan başını kaldırarak. “Ben daha güzeli**Devamı:**

Aradan yıllar geçti, Elif ve Mehmut köydeki dedikodulara rağmen birbirlerine sıkı sıkıya sarıldılar, çünkü gerçek sevginin hiçbir gücün yıkamayacağını öğrenmişlerdi.

Rate article
Lifequest
Dönüş