Sinema Planımız Yine Suya Düştü!

**Günlük Kaydım:**

Merhaba, dedi aklına ilk geleni söyleyerek, önceden hazırladığı cümleleri unutmuştu.

Emre ve Selin, sahilde oturmuş, üniversiteye gireceklerini, mezun olup bir daire alacaklarını hayal ediyorlardı.

“Yepyeni bir araba alacağım, en iyisinden. Her şeyi başaracağız,” dedi Emre ve bir taşı suya fırlattı.

“Tatillerimizi deniz kıyısında ya da yurt dışında geçireceğiz,” diye ekledi Selin neşeyle, Emre’nin attığı taşın suda bıraktığı halkaları izleyerek. “Ama önce üniversiteye girmemiz lazım. Dersler artık canıma tak etti,” diye ekledi hüzünle.

“Gireriz,” dedi Emre ve Selin’i omzundan tutup kendine çekti.

Kimsenin onlar kadar birbirini sevmediğini, hiçbir şeyin onları ayıramayacağını düşünüyorlardı.

“Hadi eve gidelim, annem merak ediyordur. Üstelik hava da soğudu,” dedi Selin, banktan kalkarken acıyla inledi. Yeni ayakkabıları ayağını vurmuştu. Onları çıkarıp sahilin serin taşları üzerinde çıplak ayakla yürüdü.

“Yarın sinemaya gidelim mi? Çok iyi bir film var,” diye önerdi Emre. Boş konuşarak, her şey hakkında muhabbet ederek yürüdüler.

“Yarın görüşürüz,” dedi Selin evinin önünde, parmak uçlarına yükselip Emre’nin yanağına bir öpücük kondurdu ve hızla apartmana koştu.

“O zaman sinema biletlerini alayım mı?” diye bağırdı arkasından. Selin cevap vermedi, sadece kapıda gülümsedi.

Şehir hâlâ uyku halindeydi, ama kısacık haziran gecesi bitmiş, şafak yıldızları söndürüyordu. Eski mezunların yetişkin hayatının ilk günü başlıyordu.

Emre sessizce eve girdi, annesini uyandırmamaya çalışarak soyundu ve hemen, mutlu, yarınından emin bir insanın uykusuna daldı. Öğleden sonra Selin’in kapısının önünde bekliyordu. O pencereye baktı ve kısa süre sonra dışarı fırladı.

“Biletleri aldım,” dedi Emre, elinde sinema biletlerini sallayarak.

“Özür dilerim Emre, gelemeyeceğim. Annemin kız kardeşi geldi. Almanya’ya taşınıyor ve bize İstanbul’da bir daire bıraktı. Yarın onunla gidip her şeyi görmemiz gerekiyor… Ben İstanbul’a gidiyorum.”

“Ne zaman döneceksin?” diye sordu Emre, henüz Selin’in dediklerini tam anlamıyordu.

“Bilmiyorum. Orada üniversiteye gireceğim.”

“Peki ya ben? Ya biz?.. Birlikte hayal kurmuştuk…” Emre kulaklarına inanamıyordu.

“Emre, böyle bir fırsat hayatta bir kez çıkar. Sonra, ben aya gitmiyorum ya, sen beni ziyaret edebilirsin. Hadi, sen de İstanbul’da bir üniversiteye gir!” Selin’in gözleri parladı. “Ciddiyim, benimle gelmeye ne dersin?”

“Orada nerede kalacağım? Senin ailen ne diyecek? Benim bana daire bırakan zengin bir teyzem yok, param da yok. Anneme ne diyeceğim? O tek başına…”

“Bir çaresini buluruz,” dedi Selin kaygısızca.

“Ne zaman gidiyorsun?” diye sordu Emre küskün bir sesle.

“Yarın sabah. Eşyalarımı toplamalıyım. Her şey çok ani oldu… Emre, ailem beni burada bırakmaz, denemenin anlamı yok. Eğer beni seviyorsan, birlikte olmanın bir yolunu bulursun.”

“Peki ya sen beni seviyorsan…” Emre cümlesini bitirmedi, elini salladı, döndü ve hızla uzaklaştı.

Selin arkasından bağırıyordu, ama o dönüp bakmadı. Koşmaya başladı, arada hızlanıyordu. Ancak Selin çok geride kalıp onu göremeyecek kadar uzaklaştığında, ağır adımlarla yürümeye başladı. İçinde kedi tırmıkları değil, kurt sürüsünün ulumaları vardı. “Selin gidecek, yeni arkadaşları olacak, beni unutacak… Ben kimim ki? Sıradan bir taşra çocuğu…” diye düşündü Emre, kendi kendini yiyerek.

“Pekâlâ, git öyleyse. Yaşarım. Her şeyi başaracağım… Pişman olacaksın…” diye mırıldandı kendi kendine eve kadar.

Eve geldiğinde yatağına yığıldı, duvara dönük saatlerce öylece yattı. Annesi ambulans çağırmayı bile düşündü, hastalandığını sandı.

“Emre, sınavlara çalışmaya başlasan iyi olur. Böyle yatarsan, üniversiteye giremezsin, askere alınEmre, eve dönerken derin bir nefes aldı ve hayatının gerçek mutluluğunun geçmişte değil, şimdi yanında olanlarda saklı olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Sinema Planımız Yine Suya Düştü!