Ayşegül hiç yalnız yaşamamıştı. Önce ailesiyle, sonra evlenince eşiyle, iki yıl sonra da kızları Elif dünyaya gelmişti.
Hatta kocası ayrıldığında bile bir süre Elif’le birlikte yaşamışlardı. Şimdi ise tamamen yapayalnızdı. Boş evde dolanıyor, ne yapacağını, kimin için yaşayacağını bilemiyordu. Hayatı çökmüştü, önünde yalnız bir ihtiyarlık ve unutulmuşluk vardı.
Nerede hata yapmıştı, neyi eksikti? Kocasıyla hiç ciddi kavga etmemişlerdi. Sadece ufak tefek tartışmalar. Onu sıkmamış, arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermiş, evi hep temiz ve düzenli tutmuştu. Buzdolabında her zaman çorba, ocakta akşam yemeği hazır olurdu.
Doğumdan sonra bile formunu korumuştu. Zaten hiç kilolu değildi. Hamileyken göğüsleri bir beden büyümüş, kocasının da hoşuna gitmişti, ama sütten kesince eski haline dönmüştü. Ama kim bunun için boşanır ki? Herkes, Onur’la çok uyumlu bir çift olduklarını söylerdi.
Tabii, Ayşegül kör değildi, son zamanlarda kocasının değiştiğini fark etmişti. Hayır, işten geç gelmiyordu ama kendine daha çok özen göstermeye başlamıştı. Gömleklerine uygun kravatlar seçiyor, modaya uygun saç kestiriyordu.
“Neden elbise giymiyorsun?” diye sormuştu bir gün.
“Giymiyor muyum? Bayramlarda giyiyorum,” diye şaşkınlıkla cevaplamıştı Ayşegül. Daha önce hiç kıyafetlerini sormamıştı.
“Bugün çok solgunsun. Kendini iyi hissetmiyor musun?”
“Hep böyleyim. Ne münasebet?” diye çıkışmıştı Ayşegül.
Bir gün makyaj yapmış, allık sürmüş, öyle işe gitmişti.
“Sil bunu, yakışmamış,” demişti kocası akşam eve döndüğünde.
“İşte bütün gün iltifat ettiler,” diye gücenikle cevap vermiş, ama itaatkâr bir şekilde makyajını silmişti.
“Artık her gün böyle güzel geleceksin sanmıştım,” demişti ertesi gün iş arkadaşı, makyajsız görünce.
“Kocam beğenmedi,” diye cevaplamıştı Ayşegül.
“Anladım, her gün böyle görünürsen kıskançlıktan çıldırır,” diye gülmüştü arkadaşı. Ayşegül itiraz etmemişti.
Bir gün arkadaşı Merve arayıp işten sonra kafede buluşmayı teklif etti. Merve güzel ve gösterişliydi, ama bu yıllardır süren arkadaşlıklarını bozmamıştı.
“Nasıl diyet yapmadan böyle formda kalıyorsun? Ben ekmeği kesmezsem hamur gibi şişiyorum,” diye iç çekmişti Merve.
“Kendini kötüleme. Erkekler seni görünce boyunlarını çıtlatıyor,” diye gülmüştü Ayşegül.
“Sana da bakarlar ama hiç şans vermiyorsun. Bacakların güzel, pantolonla saklamak günah. Kalem etek sana çok yakışırdı. Saçını kestirip boyatmalısın. Bence kızıla yakışırsın. Artık kendine çeki düzen ver. Emekli gibi geziniyorsun.”
Merve’nin nedensiz yere eleştirmediğini anlamıştı Ayşegül.
“Merve, ne yaptım sana? Hep derdin ki—”
“Ne dediğimin önemi yok,” diye kesmişti Merve. “Öyle bakma bana.” Gözlerini kaçırmış, bir süre susmuştu. “Üzgünüm. Onur’u genç bir kızla gördüm. Masum bir çiçek gibi, yirmi yaşlarında. Öyle bir bakıyordu ki…”
Ayşegül gözlerini sıkıca kapatıp başını sallamıştı.
“Kes!”
“Ayşe, seni üzmek istemedim. Ama yıllardır aynısın, hiç değişmiyorsun. Adamın da gözü var. Senin şu sıkıcı halin insanın canını sıkıyor.”
“Yalan bu!” Ayşegül ayağa fırlayıp hızla çıkışa yönelmişti.
Evde banyoda uzun süre yerdeki fayanslara boş boş bakarak oturmuştu.
“Anne, baba geldi,” diye bağırmıştı Elif kapıdan.
Ayşegül yüzünü yıkayıp banyodan çıkmıştı. Elif odasına gitmiş, kocası ise masada uslu bir öğrenci gibi oturuyordu.
“Affet, akşam yemeği hazır değil. Merve’yle kafedeydik,” diye mahcup bir şekilde söylemişti.
“Yemek istemiyorum. Demek her şeyi biliyorsun,” demişti Onur.
“Neyi bilmem gerekiyor?” diye sormuştu, ama ne demek istediğini hemen anlamıştı. “Demek Merve yalan söylemedi,” diye düşünmüştü.
“Başka bir kadını seviyorum. Kendimle savaştım ama elimde değil. Yaş farkının çok olduğunu biliyorum, ama onsuz yapamıyorum. Affet beni. Eşyalarımı toplayıp gideceğim.”
Ayşegül kocasını tutmamıştı. Sonra bir de Elif ihanet etmişti. Sık sık babasının yanına gidiyordu. Ayşegül, Elif hediyeler getirmeye başlayana kadar ses çıkarmamıştı. Kocasının yeni sevgilisi Sibel, kızına t-shirtler, parıltılı kısa elbiseler, makyaj malzemeleri ve eski parfümler hediye ediyordu.
“Bak Sibel ne aldı!” diye hava atıyordu kızı. “Çok havalı! Yakışmış mı?”
“Oraya gidip hediye kabul etmeyeceksin,” diye kesin bir dille söylemişti Ayşegül.
“Neden?”
“Çünkü babanı senden aldı o!”
“Ne olmuş? O genç ve eğlenceli, sen ise… Sıkıcısın. Babamın senden ayrılması iyi olmuş,” diye gözleri dolu dolu konuşmuştu Elif.
Sonrası daha kötüydü. Kızı yeni argo sözcükler öğrenmiş, saçlarını yeşil ve pembeye boyatmış, gözlerini ve dudaklarını aşırı boyamaya başlamıştı. Öğretmenler davSonunda Ayşegül, hayatının bu yeni döneminde kendini bulmuş, hem kızı Elif’le hem de torunuyla huzurlu bir yaşam kurmuş, geçmişin acılarını geride bırakarak mutluluğu yakalamıştı.




