Her Şey Yolunda mı? Kapıyı Aç, Lütfen!

“—İyi misin sen? Aç kapıyı, Ayşegül!” diye seslendi Elif, banyo kapısına daha sert vurarak.

Elif uyanmış ve etrafı dinlemişti. Yanındaki yatakta kocası mırıldanarak uyuyordu. Mart güneşi beyaz bulutların arasından sızmaya başlamıştı. Duvardaki saate baktığında işe geç kalacağını sanıp heyecanlandı, sonra bugünün Kadınlar Günü ve tatil olduğunu hatırladı.

“Hadi, yüzümü yıkayıp kahve içeyim, Ahmet ve Ayşegül uyanmadan kahvaltıyı hazırlayayım,” diye düşündü. Yavaşça yataktan çıkmaya çalışırken Ahmet kıpırdandı.

“Kaç oldu?” dedi gözlerini açmadan.

“Sekiz buçuk.”

Ahmet birden doğruldu.

“Sakin ol, tatil bugün, uyu biraz daha,” diye gülümsedi Elif.

“Peki sen niye kalktın o zaman?” diyerek onu kucakladı ve burnunu boynuna gömdü. “Kadınlar Günün kutlu olsun, sevgili eşim, çocuğumuzun annesi.”

“Bir tanecik çocuğumuz var ama,” diye güldü Elif. “Ben kahvaltıyı hazırlayayım, sen biraz daha uyu.”

“Sen hazırlarken ben de bir yürüyüşe çıkayım. Hava çok güzel,” dedi Ahmet, yorganı attı ve yataktan çıkarak banyoya doğru yürüdü.

Elif akşamdan peyniri hazırlamıştı, sadece muz ekleyip unlayıp tavada kızartması kalmıştı. Kısa sürede mutfak tatlı peynir kokusuyla doldu.

“Ne güzel kokuyor,” dedi saçları dağınık, şort ve tişört giymiş Ayşegül, mutfağın kapısında belirerek gözlerini güneşe kısarak.

Güneş bir an bulutların arasına sızarak mutfağı aydınlattı, çaydanlığın metal yüzeyinde parıldadı.

Birden Ayşegül elini ağzına kapattı ve kapıdan kayboldu. Elif bir an donup kaldı, sonra peşinden koştu.

“Ayşegül, aç kapıyı! İyi misin?” diye seslendi, kilitli banyonun kapısına vurdu. Musluktan su sesi geliyordu. “Ayşegül, açsana!” Diye daha sert vurdu kapıya.

İçini bir korku kapladı. “Sadece midesi bulanmıştır,” diye kendini avutmaya çalıştı. Sonra bir anda aklına gelen düşünceyle nefesi kesildi, içi buz kesti. “Hayır, bu Ayşegül’ün başına gelemez, mezuniyet yakın, üniversiteye hazırlanıyordu… Allah’ım, neden?”

Yanık kokusu burnuna gelince mutfağa koştu. Küfür ederek yanmış peynirli kızartmaları çöpe attı. Bu onu biraz kendine getirdi. “Sakin ol,” diye telkin etti kendine.

Kapı zilini duyunca Ahmet’in yürüyüşten döndüğünü düşünerek koştu. Kapıyı açtığında elinde rengârenk lalelerle genç bir erkek gördü.

“Merhaba, Elif Hanım. Bunlar sizin için,” dedi çiçekleri uzatarak gülümseyerek.

“Teşekkürler,” dedi şaşkınlıkla Elif, çiçekleri aldı. “İçeri gel, Ayşegül banyoda.”

Genç adam içeri girdi, ceketini çıkarmadan kapıda oyalanıyordu. Elif, endişeli bakışlarından onun Ayşegül’ün derdinin kaynağı olduğunu anladı.

“Demek sen mi?” diye hışımla üzerine yürüdü. “Sen misin? Biliyor musun, reşit olmayan bir kızı baştan çıkarmaktan hapse atabilirim seni?”

Genç adam korkuyla irkildi.

“Sizinle konuşmaya geldim. Ayşegül’ü seviyorum ve sorumluluğumdan kaçmayacağım…”

Tam o sırada banyodan solgun ve bitkin bir Ayşegül çıktı. Annesine korkuyla baktı, sonra gözlerini gence çevirdi.

“Sen mi?” diye sordu, tıpkı annesi gibi.

“Bana biri açıklayacak mı neler oluyor? Niye sabahları bulanıyor? Yoksa sen mi?” diye bağırdı Elif, genci öfkeyle süzerek.

“Anne! Bir şey yok,” dedi Ayşegül, ellerini uzatarak odasına doğru yürüdü.

“Ayşegül! Geri gel!” diye seslendi Elif peşinden.

Tam o sırada kapı açıldı ve Ahmet içeri girdi.

“Vay, hayranın mı çıktı?” diyerek Elif’in elindeki lalelere baktı. “Umuyorum ki sevinçten bağırarak aldın, merdivenden duyuldu.”

“Sevinçten mi?” diye boğulur gibi oldu Elif. “O…” Korkunç gerçeği yüksek sesle söyleyemedi.

“Kızınızı seviyorum ve onunla evlenmek istiyorum,” diye pat diye söyledi genç adam, yüzü kıpkırmızı olmuştu.

“Vay canına! Ben de karımı kıskanmaya başlamıştım,” diye şaka yaptı Ahmet. “Ayşegül daha lisede, sen de öylesin herhalde. Ciddi bir konuşmamız gerekecek. Adın ne?”

“Emre, Emre Demir. Sizin yanlış anlamamanız için geldim, ben…”

“Çıkar şu ceketi, içeri geç. Elif, çiçekleri vazoya koy. Ben hızlıca duş alıp size katılacağım,” diyerek Ahmet banyoya girdi.

Ahmet’in gelmesiyle Elif biraz rahatladı. Laleleri vazoya yerleştirdi, çiçeklerin mutfağı nasıl aydınlattığına baktı. Sonra peynirli kızartmalara döndü.

Güneş bulutların arkasına saklanmıştı, adeta Elif’in öfkesinden kaçıyordu. Kısa sürede tabak dolusu kızartmalar hazırdı. Masaya tabakları ve bardakları yerleştirdi. Ahmet duştan çıkmış, ferah kokusuyla mutfağa girdi.

“Ooo, peynirli kızartmalar! Ayşegül, misafiri çağır masaya!” diye seslendi. “Neler oluyor?” diye Elif’e baktı ciddiyetle.

Elif cevap veremeden, Emre utangaç bir şekilde mutfağa girdi. Gün ışığında daha da genç ve ürkek görünüyordu. Ahmet sandalyeyi işaret etti, Emre oturdu, gözlerini kızartmalardan ayırmadan.

Hayat bazen beklenmedik sürprizlerle doludur, ama sevgi ve sabırla her zorluğun üstesinden gelinebileceğini o gün bir kez daha anladılar.

Rate article
Lifequest
Her Şey Yolunda mı? Kapıyı Aç, Lütfen!