Misafiri Karşıla, Anne

Sabahın erken saatlerinde Ayşe geç kalktı. Emekli olduktan sonra artık koşturmaya gerek yoktu, kimseye bakacak biri de kalmamıştı. Yatakta biraz daha uzandı. Ama içinde bir huzursuzluk vardı. Nedenini anlayamadı. Her şey yolundaydı aslında…

Ayağa kalktı, üstünü başını düzeltti, çaydanlığı ocağa koyup pencereye yöneldi. Karşıdaki evin üstünde gökyüzü kızıla kesmiş, kış güneşi yavaş yavaş yükseliyordu. Demek iki haftalık ılık havanın ardından nihayet soğuklar gelmişti. “İyi oldu. Çayımı içer, bakkala giderim,” diye geçirdi içinden Ayşe ve kaynayan çaydanlığı ocaktan aldı.

Çayını doldurup yudumlamaya başladı. Sıcaklık bedenine yayıldı. Ufak tefek bir kadındı, tek oğlunu doğurduktan sonra bile kilo alamamıştı. Kocası ise iri yarıydı. Ona hep “İncecik,” “İnciğim” diye seslenirdi. Ama o artık yoktu, on yıldır…

Tam çayını kaldırmıştı ki kapının zili çaldı. Aniden irkildi, çayı elinden döküldü, yaşlı ellerindeki lekeli cildi yaktı. Acıyla neredeyse fincanı düşürecekti. “İşte geldi başıma. İçimdeki his yanılmamış. Bundan sonra ne olacak?” Düşüncelerini tamamlayamadan zil tekrar çaldı, bu sefer daha uzun ve ısrarlı.

Ayşe eline üfleyerek mırıldandı: “Kim gelmiş bu erken saatte?” Kapıyı açtığında, üstü başı dağınık iri yarı adamın oğlu olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü. “Ne kadar değişmiş,” diye iç geçirdi. Murat da, yaşlanmış annesini görünce şaşırmış olmalıydı.

“Buyur anne, misafirin geldi,” diye gülümsedi, kendine gelmiş gibi.

“Murat? Sen misin? Neden haber vermedin? Beklemiyordum ki…” Onun göğsüne yaslandı. O da sakar bir hareketle tek koluyla sarıldı.

Ayşe, oğlunun üstündeki yol tozunu, ter kokusunu ve içini titreten bir başka şeyi daha hissetti. Geri çekilip dikkatle baktı ona. Şişmiş yüzündeki düzensiz sakalları, kızarmış gözlerinin altındaki torbaları fark etti.

“Yalnız mısın? Nerelerde Hülya, kızın?” diye sordu.

“Ben tek başıma gelirsem sevinmez misin?” dedi Murat, annesinin başının üstünden bakarak.

“Şaşırdım sadece…” Ayşe geri adım attı, oğlunun içeri girmesine izin verdi. “Gir içeri, üstünü çıkar evladım.”

Murat eşikten geçti, büyük spor çantasını yere bırakıp etrafa şöyle bir göz attı.

“Eve geldim. Hiçbir şey değişmemiş.”

“Tatile mi geldin? Kış ortasında?” Ayşe gözlerini çantadan ayırmadan sordu.

“Sonra konuşuruz anne. Yoruldum,” dedi Murat, montunu çıkarıp askıya astı.

“Tabii, tabii… Tam da çay demlemiştim.” Mutfağa koştu, eski çay bardağını raftan indirdi.

Murat peşinden geldi, masanın kenarına oturdu, bacaklarını açarak küçük mutfağın neredeyse tamamını kapladı. Ayşe bardağı önüne koydu.

“Yoldan gelmişsin, bir şeyler ister misin? Tarhana çorbam var. Dün, sanki hissetmişim gibi, pişirdim,” dedi, oğlunun cevabını beklerken donup kaldı.

“Olur,” diye cevapladı Murat umursamaz bir tavırla. Dudaklarında bir gülümseme belirdi. “Senin çorbanı çok özlemişim.”

Ayşe telaşla buzdolabından tencereyi çıkardı, ısıttı ve dumanı tüten kaseyi oğlunun önüne koydu. Yanına kocasının severek kullandığı ağır kaşığı, kalın bir ekmek dilimini bıraktı. Karşısına geçip çenesini eline dayadı.

“Çorbaya katık bir şeyler var mı?” diye sordu Murat, anneye kısa bir bakış atıp kaşığı çorbada gezdirerek.

“Olmaz öyle şey!” Ayşe birden sertleşti.

Oğlunun iştahla, hatta hırsla yediğini izledi. Gözleri keyiften kısılıyordu, tıpkı güneşin altında kıvrılan bir kedi gibi.

“Hülya nasıl? Kızın kaçıncı sınıfta şimdi? Neden seninle gelmediler?”

Murat annesine bakmadan yemeye devam etti, sanki duymamış gibi.

Ayşe zaten halinden anlamıştı. Oğlu içiyordu. Karısı dayanamayıp kovmuştu onu. Başka gidecek yeri de yoktu elbette, annesine sığınmaktan başka… Tabii ki sevinmişti. Ama içindeki endişe gitmiyordu, aksine büyüyordu.

Murat boş tabağı itti. Ayşe hemen fırlayıp çay doldurdu, önüne koydu ve şekerliğe uzandı.

“Hülya’yla boşandık. Artık buradayım,” dedi Murat, gözlerini annesine dikmeden.

“Önemli değil evladım. Dinlenirsin, sonra bir iş bulursun. Hallolur bunlar,” diye mırıldandı Ayşe, tabağı lavaboya koyarken. Sonra tekrar karşısına oturdu.

Murat çayını yüksek sesle içti, annesine bakmadan. Sonra bardağı itip ayağa kalktı.

“Tamam anne. Yoruldum. Biraz uzanayım, olur mu? Sonra konuşuruz,” dedi ve odasına yöneldi.

Ayşe bulaşıkları yıkarken içinin ona neden daraldığını anladı. Oğlunun gelişini hissetmişti. Ve onunla işlerin kolay olmayacağını biliyordu. Odaya girdiğinde Murat, kanepede televizyon karşısında uzanmıştı. Yanına oturdu.

“Anlatsana ne oldu? Daireyi onlara mı bıraktın? Erkek işi yapmışsın. Burası senin evin zaten.”

“Ne anlatayımMurat sessizce sırtını döndü, Ayşe ise gözyaşlarını silerek mutfağa döndü, artık her şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu.

Rate article
Lifequest
Misafiri Karşıla, Anne