Sonraki Adım Bana Ait

— Ayşegül Hanım, delirdiniz mi siz? — Müdür yardımcısı Emine Hanım’ın sert sesi öğretmenler odasında yankılandı. — Elli sekiz yaşında okuldan ayrılmak mı istiyorsunuz? Nereye gideceksiniz, söyler misiniz lütfen?

Ayşegül özenle ders kitaplarını üst üste dizdi, gözlerini kaldırmadan. Elleri titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.

— Bir yer bulurum Emine Hanım. Mutlaka bulurum.

— Ne yaptığınızın farkında mısınız? Otuz altı yıl bu okulda! Saygın bir öğretmensiniz, çocuklar sizi çok seviyor, veliler hep övüyor… İki yıl sonra da emekli maaşınız bağlanacak! Evde ne yapacaksınız siz?

Ayşegül sonunda başını kaldırdı. Gözlerinde tutmaya çalıştığı yaşlar parlıyordu.

— Ben burada ne yapıyorum ki? Hep aynı şey… Ders, ders, ders… Gece yarılarına kadar sınav kağıtları okuyorum, sanki kırk yıldır aynı müfredatı bilmiyormuşum gibi hazırlanıyorum. Çocuklar… — duraksadı, yüzünü elleriyle sıvazladı. — Çocuklar değişti Emine Hanım. Beni duymuyorlar artık.

— Saçmalama! Dün Elif Öztürk, oğlu Can’ın ancak sizden matematik anladığını söylüyordu!

— Anlıyor… — Acı bir tebessümle. — Peki teneffüslerde ne yapıyor? Telefonuna gömülüyor, herkes gibi. Bir şey soruyorum – mırıldanıyor. Problem anlatıyorum – pencereden dışarı bakıyor. Evde sabahlara kadar oyun oynuyor.

Emine Hanım derin bir iç çekti, pencereye yöneldi.

— Ayşegül, neden kendini bu kadar hırpalıyorsun? Zaman böyle, çocuklar böyle… Ama yine de öğretmeliyiz! Biz olmazsak kim öğretecek?

— Bilmiyorum, — diye fısıldadı Ayşegül. — Açıkçası artık hiçbir şey bilmiyorum.

Ayşegül evin yolunu tuttu, alıştığı sokaklardan geçerken merdiven basamaklarını sayıyordu otomatik olarak. On yedi, on sekiz, on dokuz… Her zaman üçüncü kata kadar yirmi basamak. Hayatı dakikası dakikasına belliydi.

— Anne, bugün erken geldin! — diye şaşırdı kızı Defne, mutfaktan başını uzatarak. — Bir şey mi oldu?

— İstifa dilekçemi verdim, — kısa bir cevapla odasına yöneldi Ayşegül.

— Ne dilekçesi? Anne, nereye? — Defne peşine takıldı.

— İstifa dilekçesi.

Defne olduğu yerde donakaldı, kapı pervazına tutundu.

— Hastalandın mı sen? Ateşin mi var? — Annesine yaklaştı, alnını kontrol etmeye çalıştı.

— Bırak Defneciğim. Hastalanmadım. Sadece karar verdim.

— Nasıl karar? Anne, ne dediğinin farkında mısın? — Defne yatağın kenarına oturdu. — Düzenli bir işin var, güzel bir çalışma ortamın, maaşın… Az ama garanti. Şimdi ne olacak? Evde oturacak mısın? Bu tam bir depresyon sebebi!

Ayşegül ayakkabılarını çıkardı, yorgun ayaklarını ovuşturdu.

— Şimdi neyim var peki? Neşe mi? Mutluluk mu? — Yorgun gözlerle kızına baktı. — Defne, her sabah idam sehpasına çıkıyormuş gibi uyanıyorum. Okula giderken kendimi kürek mahkumu gibi hissediyorum. Tahtanın karşısında durup aynı şeyleri yüzüncü kez anlatırken tek düşündüğüm şey: Bu ne zaman bitecek?

— Anne, ama bu herkesin başına geliyor! Mesleki tükenmişlik deniyor buna. Tatil yapmalısın, dinlenmelisin…

— Dinlenmek mi? — Ayşegül acı bir kahkaha attı. — Defneciğim, kırk yıldır dinlenmedim. Kırk yıl her gün okula, her akşam sınav kağıtlarına… Her hafta sonu derslere hazırlanıyorum. Her tatil ya kurs ya da yazlık bahçe işleri. Ne zaman dinleneceğim peki?

Defne sessizce tişörtünün ucunu çekiştirdi.

— Peki Cem ne diyecek buna? — Sonunda sordu.

— Cem’in ne alakası var?

— Nasıl ne alakası? O senin… Hani, siz…

— Biz neyiz? — Ayşegül kızına döndü. — Haftada bir görüşüyoruz, pazar günleri. Sinemaya ya da tiyatroya gidiyoruz. Sonra beni eve bırakıyor, yanağımdan öpüp kendi evine gidiyor. Üç yıldır aynı şey.

— Ama beraber olmayı düşünmüyor muydunuz…

— Düşünmek mi? — Ayşegül ayağa kalktı, aynaya yöneldi. — Defne, şimdi bana bak. Ne görüyorsun?

Defne mahcup bir şekilde omuz silkti.

— Annemi görüyorum.

— Ben ise yaşlı bir kadın görüyorum. Her ay aynı kuaförde boyattığım saçlarım. Her yıl artan kırışıklıklarım. Yalnızca tebeşir ve kağıt tanıyan ellerim. Işığı unutmuş gözlerim. Ve biliyor musun en kötüsü ne? En son ne zaman güldüğümü hatırlamıyorum. Gerçekten gülmüşüm, nazikçe tebessüm etmek değil…

Defne annesine yaklaştı, omuzlarına sarıldı.

— Anne, ne diyorsun sen? Güzel, zeki bir kadınsın…

— Zeki mi? — Ayşegül uzaklaştı. — Zeki olsaydım hayatımı başkası planlamış gibi yaşamazdım. Okul, üniversite, mezun olduğum okulda iş… İlk isteyenle evlendim. Seni doğurdum, boşandım, yine iş, iş, iş… Peki ben neredeyim? Ayşegül nerede? Öğretmen değil, anne değil, eski eş değil. Sadece Ayşegül. Onu yolda bir yerlerde kaybettim.

Koridorda kapı çarpıldı, torunu Efe’nin ayak sesleri duyuldu.

— Anneanne! — On yaşındaki çocuğun taze sesi yankılandı. — Akşam yemeğinde ne var?

— Şimdi bakarım tatlım, — diyerek gözlerini sildi AyşegülDefne’nin gözlerindeki cesareti görünce, yıllarca ertelediği hayallerinin aslında tam da şimdi, bu mutfakta, sevdikleriyle birlikte başlamakta olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Sonraki Adım Bana Ait