– Yapma ya! İnanamıyorum! – diye bağırıyordu Elif, ellerini savurarak. – Benimle nasıl böyle bir şey yaparsın anne?
– Elifim, lütfen sakin ol, – diye yanıt verdi Mehtap Hanım, kızının elini tutmaya çalıştı ama Elif çekti elini. – Gel, sakince konuşalım.
– Sakince mi? – Elif’in sesi tizleşti. – Yaptıklarından sonra mı? Anlamıyor musun, artık bütün şehir bana gülüyor?
– Abartma. Hangi şehir? Biz şehrin göbeğinde mi yaşıyoruz sanki?
– Anne! – Elif başını tuttu. – Bilerek mi böyle davranıyorsun yoksa gerçekten anlamıyor musun?
Mehtap Hanım ağır bir iç çekerek koltuğa çöktü. Altmış iki yaşında hala kendini genç ve enerjik hissediyordu, kızının hayatını düzene sokmak için daha çok zamanı vardı. Ama şimdi, uzun zamandır ilk kez, yaşlı ve yorgun hissetti.
– Sadece yardım etmek istedim, – diye mırıldandı. – Evde tek başına oturuyorsun, hiç dışarı çıkmıyorsun. Boşandıktan sonra iyice içine kapandın.
– Bu benim hayatım! – diye patladı Elif. – Benim! Kırk bir yaşındaki bir kadınım!
– İşte bu yüzden endişeleniyorum. Zaman geçiyor, sen ise…
– Ben neyim? Kimsenin istemediği biri mi? Çirkin biri mi?
Mehtap Hanım başını salladı.
– Sen benim güzel, akıllı kızımsın. Sadece fazla gururlusun. Erkekler sana yaklaşmaya çekiniyorlar.
Elif, sabah güneşinin altın rengi ışıklarla doldurduğu küçük salonun içinde huzursuzca dolaştı, bornozunun kemerini çekiştiriyordu. Evin havası gerilimle doluydu.
– Anne, nasıl olur da gazeteye ilan verebilirsin? – diye yorgun bir sesle sordu Elif. – Hem de öyle bir ilan…
– Ne kötü yazdım ki? – diye gücendi Mehtap Hanım. – Çok normal şeyler yazdım.
– Normal mi? – Elif cebinden katlanmış bir gazete çıkardı ve açtı. – Dinle şunu: “Kırk bir yaşında, güzel, ev işlerinde becerikli, çalışkan kızımı ciddi bir ilişki için iyi bir erkekle tanıştırmak istiyorum. Kızım muhasebeci, sigara içmez, içki kullanmaz, yemek yapmayı sever. İlgilenenler annesine ulaşsın.” Anneme ulaşsın, duyuyor musun?
– Bunda ne kötülük var ki? – diye anlam veremedi Mehtap Hanım.
– Ne kötülük mü var? Ben vitrindeki bir mal değilim! Neden benimle değil de seninle iletişime geçsinler?
– Çünkü sen kimseyi beğenmezsin. Onlarca bahane bulurdun niye uygun olmadıklarına dair.
Elif annesinin karşısındaki koltuğa çöktü ve yüzünü elleriyle kapattı.
– Anne, sabah akşam telefonlar yağıyor. Düşünebiliyor musun? Dün yetmiş yaşlarında bir dede arayıp tarhana çorbası yapıp yapamayacağımı ve köydeki üç ineğinin yanına taşınıp taşınmayacağımı sordu.
– Ona hiç gerek yok, – diye onayladı Mehtap Hanım. – Peki diğerleri nasıl?
– Hangi diğerleri? – diye öfkelendi Elif. – Anne, bu çok aşağılayıcı! Sanki kendim bir erkek bulamıyormuşum gibi.
– Peki bulabiliyor musun?
Sessizce sorulan bu soru tam isabet etmişti. Elif sustu, annesinin haklı olduğunu biliyordu. Vedat’tan boşanalı dört yıl olmuştu ama onu gerçekten ilgilendiren birini hala tanışmamıştı.
– Bu, doksanlardaki gibi gazeteye ilan vermek için bir sebep değil, – diye mırıldandı.
– Peki nasıl? İnternetten mi? Sen teknolojiden hiç anlamıyorsun ki.
– Öğrenirdim.
– Tabii, dört yıldır öğrenemediğin gibi.
Mehtap Hanım ayağa kalkıp mutfağa yöneldi.
– Çay ister misin? – diye seslendi. – Yoksa sana birkaç damla kediotu mu koysam?
– Anne, alay etme, – diyerek peşinden gitti Elif.
Mutfakta taze börek kokusu vardı. Mehtap Hanım hep stresli olduğunda hamur işi yapardı. Bugün masada lahmacun, elmalı kurabiyeler ve poğaçalar duruyordu.
– Yine bütün gece mi hamur yoğurdun? – diye gülümsedi Elif.
– Uyuyamadım, – itiraf etti annesi. – Seninle nasıl konuşacağımı düşünüyordum.
– İlan vermeden önce düşünmeliydin.
Mehtap Hanım çaydanlığı ocağa koydu ve dolaptan iki fincan çıkardı.
– Elifim, bir düşün. İş yerinde sadece kadınlarla çalışıyorsun, erkek yok. Eve gelip diziler izliyorsun. MarketMehtap Hanım gözlerindeki sevgiyi saklamadan gülümsedi ve “İşte bu yüzden anneler vardır kızım, göremediklerini biz görürüz,” diyerek Elif’in elini sıktı.




