Büyükanneye Veda: Torunlardan Feragat

Ayşe Hanım fincanı tabağa öyle sert koydu ki çay örtüye döküldü. Telefonda hâlâ komşusu Fatma Hanım’ın kızgın sesi yankılanıyordu.

“Canım, nasıl böyle yaparsın? Torunlarını görmüyorsun! Küçük çocuklar, sana ne kötülük yaptılar ki?”

“Fatma, sen işine bak,” diye kısa keserek cevap verdi Ayşe Hanım. “Herkesin kendi sebepleri vardır.”

“Çocuklara karşı ne sebep olabilir ki? Elif daha dört yaşında, Mehmet ise henüz iki. Seni özlüyorlar.”

Ayşe Hanım iç çekti ve pencereden dışarı baktı. Bahçede komşu çocukları oynuyordu, o ise bir zamanlar aynı yerde torunlarının koşuşturduğunu hatırladı. Elif her zaman ondan kendisini salıncağa bindirmesini isterdi, küçük Mehmet ise güvercinlerin peşinde acemice yürürdü.

“Fatma, konuşacak vaktim yok. Hoşça kal.”

Telefonu kapattı ve mutfağa geçti. Buzdolabında hâlâ çocukların yaptığı renkli karalamalar asılıydı – Elif’in “büyükanne portresi” dediği resimler. Ayşe Hanım çizimleri çıkarıp çekmeceye attı.

Kapı zili onu ürküttü. Gözetleme deliğinden oğlu Emre’yi elinde poşetlerle gördü.

“Anne, açar mısın lütfen?” diye yorgun bir sesle istedi.

Ayşe Hanım kapıyı açtı ama eşikten geri adım atmadı.

“Yine çocuklara bakmamı istemeye geldiysen, hemen geri dönebilirsin.”

Emre poşetleri yere bıraktı ve annesine baktı.

“Anne, nedir bu çocukça inadın? Zeynep hasta, ateşi kırk derece. İşe gitmem lazım, çocukları bırakacak kimse yok.”

“Bir dadı bul. Paranız çok ya, kıymetini bilmiyorsunuz.”

“Bir günde nasıl dadı bulayım? Anne, bunlar senin torunların!”

“Torunlarım mı?” Ayşe Hanım acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Yarım yıl önce beni evinizden kovduğunuzda da torunlarım mıydı?”

Emre alnını ovuşturdu. Bu konuşmayı defalarca yapmışlardı.

“Anne, açıkladık ya. Bize alan lazımdı. Dört kişilik aile iki odalı evde sıkışıyordu.”

“Tabii, alan. Benim yaşlı halimle bir köşe kiralamam normal, öyle mi?”

“Parayla destek oluyoruz ya…”

“Yaptığınız yardım üç kuruş!” Ayşe Hanım’ın sesi yükseldi. “Yirmi yıl sizin ailenizde yaşadım. Torunlarınıza baktım, siz çalışırken ben yıkadım, temizledim, yemek yaptım. Çocuklar büyüdü, işinize yaramaz oldum – kapı dışarı!”

“Anne, başka çaremiz yoktu…”

“Vardı! Üç odalı ev alabilirdiniz. Ama yok, araba alıp tatil yapmayı tercih ettiniz.”

Emre sustu. Annesinin haklı olduğunu biliyordu ama kabullenmek zordu.

“Bak,” diyerek sesini alçalttı, “fena davrandığımızı biliyorum. Ama çocukların suçu ne? Seni seviyorlar.”

“Ben de onları seviyorum,” diye itiraf etti Ayşe Hanım. “O yüzden de anne babalarının bana nasıl davrandığını görmelerini istemiyorum. İyi bir büyükanne olarak hatırlasınlar beni, bir hizmetçi gibi kullanıldığımı değil.”

“Seni kullanmıyoruz!”

“Kullanmıyor musunuz? Her hafta çocuklara bakmam için arayan kim? Hasta olduklarında kapıma getiren kim? Kendiniz eğlenirken hafta sonu yanıma bırakan kim?”

Emre ağzını açacak oldu, ama annesi devam etti:

“Geçen ay kalbim sıkıştığında kim geldi yanıma? Komşu Fatma! Oğlum değil, gelinim değil, yabancı bir kadın.”

“Anne, işte, çocuklar…”

“Herkesin işi var, herkesin çocukları. Ama normal insanlar anne babalarını unutmaz.”

Ayşe Hanım kapı aralığında duruyor, oğlunu içeri almıyordu. Emre bugün onu ikna edemeyeceğini anladı.

“Tamam,” diyerek poşetleri aldı, “ama bu doğru değil anne. Çocuklar soruyor, neden büyükanneleri artık onları sevmiyor diye.”

Bu sözler yüreğine saplanmıştı, ama Ayşe Hanım belli etmedi.

“Onlara de ki, büyükanne artık her şeye ‘evet’ diyen biri olmaktan yoruldu.”

Emre gitti, Ayşe Hanım kapıyı kapattı ve sırtını dayadı. Gözyaşları boğazına düğümlendi, ama kendini tuttu. Oturma odasına geçip bir zamanlar Elif’e kitap okuduğu koltuğa oturdu.

Altı aydır kiralık bir evdeydi. Eski evinden uzak, şehrin kenarında küçük bir apartman dairesi. Ev sahibi iyi biriydi, ama yine de burası onun yeri değildi. Başkasının duvarları arasında, yabancı kokularla…

Her şey o akşam yemeğinde başlamıştı. Emre ve Zeynep karşısında oturuyor, çocuklar uyumuştu. Fısıldaşıyorlardı ama Ayşe Hanım odasından her şeyi duyuyordu.

“Emre, belki de artık annenin kendi evine çıkma zamanıdır?” diye önerdi Zeynep. “Çocuklar büyüyor, kendi odaları lazım.”

“Bilmiyorum,” diye cevapladı Emre. “Ama çocuklara bakıyor.”

“Bakıyor, ama ne pahasına? Sürekli her şeyden şikayet ediyor, çocukları şımartıyor, beni eleştiriyor. Dün Elif’e saat on bire kadar çizgi film izlettirdi, ben yasaklamıştım.”

“Belki onunla konuşsak?”

“Ne konuşacağız? Bize minnet borçlu olduğunu düşünüyor. Oysa bu bizim evimiz, bizim çocuklarımız. Yetişkin insanlar olarak onları nasıl yetiştireceğimize kendimiz karar verebiliriz.”

Ayşe Hanım o gece uyuyamamıştı. Sabah kahvaltıda Zeynep konuyu resmen açtı.

“AyşeAyşe Hanım gözyaşlarını silerek telefonu kapattı ve hayatının geri kalanını kendi huzuru için yaşamaya karar verdi.

Rate article
Lifequest
Büyükanneye Veda: Torunlardan Feragat