Leyla Hanım mutfak penceresinden kocası Murat’ın garajda bir şeylerle uğraştığını izliyordu. Elindeki buruşuk notu, Elif’in kot pantolonunun cebinde bulmuştu. Gözyaşlarıyla bulanıklaşan gözleriyle bir kez daha okudu: “Saat onda apartman girişinde buluşacağız. Nine ölü gibi uyuyor, duymaz. Öpüyorum. Senin Serkan.”
“Allahım, bunu hak ettim mi?” diye fısıldadı Leyla Hanım, notu daha da buruşturarak.
Elif, altı ay önce gelmişti evlerine. Murat’ın kız kardeşi Sevgi’nin kızıydı. Sevgi, hayatı boyunca yanlış adamlarla dert çekmiş, sonunda bir trafik kazasında can vermişti. On altı yaşındaki kız, tamamen yapayalnız kalmıştı. Tabii ki Murat’la onu evlatlık almak zorunda hissettiler kendilerini.
“Leylacığım, o bizim kanımız,” diye ikna etmişti Murat o zamanlar. “Nereye gidecek? Yetimhaneye mi?”
Ve Leyla Hanım kabul etmişti. Kendi çocukları olmamıştı, doktorlar gençken ümidi kesmişlerdi. Belki de kader, ihtiyarlık zamanlarında onlara böyle bir hediye veriyordu?
Ne kadar da yanılmıştı.
Başta her şey iyi gitti. Elif saygılı, minnettar görünüyordu. Ev işlerine yardım ediyor, derslerinde başarılıydı, onlara “Teyze Leyla” ve “Dayı Murat” diye hitap ediyordu. Leyla Hanım ona âşık olmuştu. Güzel kıyafetler aldı, spor kursuna yazdırdı, üstelik İngilizce için özel hoca bile tuttu.
“Bakın, ne kadar da akıllı bir kız yetiştiriyoruz,” diyordu komşulara. “Hep beş getiriyor.”
Ama yavaş yavaş bir şeyler değişmeye başladı. Elif küstahça cevaplar vermeye, terslemeye başladı. Eve gittikçe geç geliyordu. Bir hafta önceyse, Leyla Hanım birikmiş paraların eksik olduğunu fark etti.
“Elif, komodindeki paraları sen mi aldın?” diye usulca sordu.
“Hangi parayı?” Kız telefonundan başını bile kaldırmadı.
“Yeni spor ayakkabıların için biriktirdiğim paraydı. Üç bin lira vardı.”
“Ben almadım. Belki sen harcadın da unuttun?”
Leyla Hanım susmuştu ama kalbine bir sancı saplanmıştı. Üç bin lirayı çok iyi hatırlıyordu. Zaten emekli maaşıyla geçiniyorlardı, har vurup harman savuracak durumları yoktu.
Sonra geceleri dışarı çıkmaya başladı Elif. Onu duymadığını sanıyordu ama Leyla Hanım yaşlandıkça hafif uyuyordu. Koridordaki tahtanın gıcırtısını, anahtarın sessizce çevrilişini duyuyordu.
Önce kızla içten konuşmayı denedi. Ama her seferinde Elif ya savuşturdu ya da evden çıkıp gitti.
Ve şimdi bu not. Leyla Hanım, Serkan’ın kim olduğunu ve geceleri ne yaptıklarını bir türlü anlayamıyordu.
“Leyla, Elif nerede?” Murat mutfağa girdi, ellini havluyla silerek.
“Odasında. Yine telefonuyla oynuyor.”
“Belki konuşmalıyız onunla? İyice elden çıktı.”
“Deniyorum ama beni dinlemiyor bile.”
Murat masaya oturdu ve çaydanlıktan kendine çay doldurdu.
“ElinLeyla Hanım gözyaşları içinde Elif’i kucakladı, biliyordu ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama onu sevmekten vazgeçmeyecekti.




