– **Ayşe**, sen ne yapıyorsun? – **Elif**’in sesi, öfkeden titriyordu. – Ben senin öz kardeşinim, nasıl böyle bir şey yaparsın?
– Ne bekliyordun? – **Ayşe**, mutfak masasına yayılmış evraklara bakmadan, sertçe karşılık verdi. – Oturup, evi tamamen batırmana izin mi vereyim?
– **BATIRMAK** mı? – **Elif**, sandalyenin arkasına tutundu. – Anamızla babamız vefat ettikten son bir **otuz yıldır** bu evi ben ayakta tuttum! Sen neredeydin o zaman?
– **”Neredeydim, neredeydim”** – diye alay etti **Ayşe**, soğuk gözlerini kaldırarak. – Çalışıyordum. Para kazanıyordum. Senin gibi **kırk yaşına kadar** anne-babanın sırtından geçinmedim.
**Elif**, sanki yer ayağının altından kayıyor gibi hissetti. Yavaşça sandalyeye çöktü ve kardeşinin önündeki evraklara baktı.
– Bu **gerçekten vasiyetname** mi? – fısıldadı.
– Evet, – kısa ve net cevap verdi **Ayşe**. – **Annem evi tamamen bana bırakmış.** Sen de artık kendine başka bir yer bakabilirsin.
– Ama… Nasıl yani? Ne zaman yaptı bunu? Son aylarda zaten **hatırlamıyordu bile…**
– İşte **bu yüzden geldim!** Sen hastanelerle uğraşırken, birinin annemin işlerini halletmesi gerekiyordu.
**Elif**, kardeşine bakıyor ve onu tanıyamıyordu. **Ayşe** her zaman sertti, pratikti, ama bu kadar acımasız olduğunu kimse beklemezdi. **Özellikle de annelerinin vefatının üstünden daha bir ay geçmemişken!**
– **Ayşe**, lütfen düzgün konuşalım, – bu kez yumuşak bir tonla denedi. – Tamam, senin de bu evde hakkın var. Ama beni **buradan atman…**
– Kimse seni **atmıyor**, – diyerek evrakları düzenli bir şekilde topladı. – **Kirasıyla kalabilirsin.** Tabii makul bir fiyata.
– **BABA EVİNDE KİRACI MI OLACAĞIM?** – **Elif** inanamadı. – Sen ciddi misin?
– Tamamen. **Mülk, mülktür.**
**Elif** ayağa kalktı ve mutfakta dolandı. Her köşe anılarla doluydu. **Cam kenarında annesinin on beş yıldır her sabah suladığı kocaman çiçek…** Raflarda sonbaharda birlikte yaptıkları turşular…
– **Hatırlıyor musun, annem bu evin ailemizde kalmasını istiyordu?** – sessizce sordu. – **Torunlarımız için saklamamızı…**
– **Senin torunun yok**, – keskin bir cevap verdi **Ayşe**. – Benim **Kerem’le Zeynep** var. Onlara kalacak.
**Elif**, döndü ve kardeşine baktı.
– **Senin çocuğun annemin cenazesine bile gelmedi!** Ben ise her gün onunla ilgilendim!
– **”İlgilendim, ilgilendim”**, – elini salladı **Ayşe**. – Ne faydası oldu? **Sonunda yine hastanede can verdi.**
Bu sözler **Elif**’in **yüreğine bıçak gibi saplandı**. O da kendini suçluyordu. **Annesinin felcini engelleyemediği için, kötüye gittiğini anlamadığı için…**
– **Biliyorsun, elimden geleni yaptım**, – titreyen bir sesle mırıldandı.
– Biliyorum. **Ama yeterli olmadı.**
Kapı çaldı. **Ayşe** açmaya gitti. **Elif** ise mutfağın ortasında öylece durdu. **Hâlâ olanlara inanamıyordu.**
– **Aaa, Elif, sen burada mısın?** – içeri **komşu teyze Gülşah** süt dolu bir poşetle girdi. – **Nasılsın canım?**
– İyiyim, – yalan söyledi, gözlerindeki yaşları silerek.
– **Ayşe’yi duydum geldiğini**, – masadaki evraklara meraklı gözlerle baktı. – **Miras işlerini mi hallediyorsunuz?**
– Evet, – **Ayşe** kısa ve soğuk cevap verdi.
– **Annen hep derdi ki,** – devam etti komşu, **ortamdaki gerginliği fark etmeden**, – **”Elif benim en sadık kızımdı. Hiç ayrılmadı yanımdan.” Başkaları gibi değil…**
**Ayşe’nin dudakları sıkıca birbirine kenetlendi. Ama hiçbir şey söylemedi.**
– **Gülşah Teyze, affedersiniz ama aile meselemiz var**, – kibarca ama sertçe uyardı.
– **Tabii, tabii!** – hemen poşeti uzattı. – **Al, sütümüz fazla geldi.**
Komşu gittikten sonra, iki kardeş yine yalnız kaldı. **Ayşe**, çantasından bir kağıt daha çıkardı.
– **İşte kira sözleşmesi.** Büyük odayı ve mutfağı kullanabilirsin. **Aylık sekiz bin lira.**
– **SEKİZ BİN?** – **Elif**’in ağzı açık kaldı. – Benim **maaşım on iki bin!** Nasıl geçineceğim?
– **Ek iş bul.** Ya da **daha ucuza bir eve taşın.**
– **Ayşe, sana ne oldu?** – karşısına oturdu. – **Hep iyi geçinirdik. Sen üniversiteden sonra şehre gittin, kendi hayatını kurdun, ama hiç kavga etmezdik.**
– **Kavga etmedik, çünkü ben sustum.** – Gözlerini kaldırdı. – **Sen anne-babanın sırtından geçinirken sustum. Onlar sana şehirde ev alırken, bana “paramız yok” dediklerinde sustum. Sen Murat’tan boşanıp buraya dönüp yine onlara yük olduğunda sustum.**
– **Ben çalıştım!** – öfkelendi. – **Okulda öğretmenlik yaptım, kütüphanede!**
– **Üç kuruşa.** Yine de seni **anne-baban besledi.**
– **Peki sen?** Yokluk mu çektin? **Kocan iyi kazanıyordu, çocukların…**
– **Çocuklarımın eğitimi vardı! Bana kimse destek olmadı. Her şeyi kendim yaptım.**
**Elif, ilk kez kardeşinin gözlerindeki soğukluğun altında, yılların birikmiş öfkesini gördü.**
– **Ayşe, bunları hissettiys**Elif o gece annesinin yatağına uzandı ve sessizce ağlarken, bir karar verdi: Bu ev onun hayatıydı ve onun için savaşacaktı.**




