Akraba Tuzağı

Bugün kendimi çok kötü hissediyorum. Ablam Aylin ile aramızda geçen konuşma aklıma geldikçe içim sızlıyor.

“Aylin, sen nasıl böyle bir şey yaparsın?” dedim, sesim titriyordu. “Ben senin kardeşinim!”

“Ne yapmamı bekliyordun?” diye tersledi Aylin, gözlerini mutfak masasındaki evraklardan kaldırmadan. “Sen evi elinden alana kadar oturayım mı?”

“Evi elinden almak mı?” Sandalyenin arkalığına tutundum. “Anne ve babamız vefat ettikten sonra otuz yıldır bu evi ben ayakta tuttum! Sen o sırada neredeydin?”

“Neredeydim, neredeydim,” diye alay etti Aylin, sonunda bana soğuk gözlerle baktı. “Çalışıyordum. Para kazanıyordum. Kırk yaşına kadar annemle babamın sırtından geçinmedim.”

Yer ayağımın altından kaydı. Yavaşça sandalyeye çöktüm ve önündeki evraklara baktım.

“Bu vasiyetname mi?” diye fısıldadım.

“Evet,” diye kısa cevap verdi Aylin. “Anne evi bana bıraktı. Tamamen. Sen de kendine yeni bir yuva bulabilirsin.”

“Ama nasıl… Bunu ne zaman yaptı? Son aylarında neredeyse hiçbir şeyin farkında değildi…”

“İşte bu yüzden geldim. Biri işlerini hallederken sen hastane hastane koşturuyordun.”

Aylin’e baktım ve tanıyamadım. Hep sertti ama bu kadar acılığını hiç göstermemişti. Hele annemizin vefatından henüz bir ay bile geçmemişken…

“Aylin, hadi insan gibi konuşalım,” dedim yumuşak bir sesle. “Evin bir kısmı senin de hakkın, biliyorum. Ama beni evden atacak kadar…”

“Kimse seni atmıyor,” diyerek evrakları düzenledi. “Bir oda kiralayabilirsin. Makul bir fiyatla tabii.”

“Ailemin evinde oda mı kiralayacağım?” Kulaklarıma inanamadım. “Ciddi misin?”

“Tamamen ciddiyim. Mülkiyet mülkiyettir.”

Ayağa kalktım ve mutfağın içinde dolaştım. Her köşesinde anılar vardı. Şu pencerenin önünde annemin on beş yıldır her sabah suladığı çiçeği duruyordu. Raflarda her sonbahar birlikte yaptığımız konserveler vardı.

“Annem bu evin ailede kalmasını istediğini söylerdi, hatırlıyor musun?” diye sordum sessizce. “Torunlar için korumamız gerektiğini…”

“Senin torunun yok,” dedi sertçe. “Benim ise Emre ve Elif var. Ev onlara kalacak.”

Aylin’e döndüm.

“Senin çocuklar cenazeye bile gelmedi! Ben ise annemle her gün ilgilendim!”

“İlgilendin, ilgilendin,” diyerek elini salladı. “Peki sonuç ne oldu? Hastanede ölmesini engelleyemedin.”

Bu sözler kalbime bıçak gibi saplandı. Zaten annemin felcini önleyemediğim için kendimi suçluyordum.

“Elimden geleni yaptım,” diye fısıldadım.

“Biliyorum. Ama yeterli değildi.”

Kapı çaldı. Aylin açmaya gitti, ben ise mutfağın ortasında kalakaldım.

“Ah, Lale, sen de buradasın!” Komşumuz Teyze Fatma elinde bir şişe sütle içeri girdi. “Nasılsın tatlım? İşlerini hallediyor musun?”

“İyiyim,” diye yalan söyledim, göz yaşlarımı silerek.

“Aylin’in geldiğini duydum,” dedi merakla masadaki evraklara bakarak. “Miras işlerini mi hallediyorsunuz?”

“Hallediyoruz,” diye soğuk cevap verdi Aylin, mutfağa geri döndü.

“Annen hep derdi ki, Lale onun en sadık evladı,” diye devam etti Teyze Fatma, ortamdaki gerginliği fark etmeyerek. “Hiç ayrılmadı yanından. Bazıları gibi değil…”

Aylin dudaklarını sıktı, ama ses çıkarmadı.

“Fatma Teyze, kusura bakmayın ama aile meselemizi konuşuyoruz,” dedi kibarca ama sertçe.

“Tabii, tabii,” diyerek aceleyle çıktı. “Sadece fazla süt aldım da getirdim. Lale, al sen kullan.”

Komşu gittikten sonra yeniden baş başa kaldık. Aylin çantasından birkaç evrak daha çıkardı.

“İşte kira sözleşmesi,” dedi resmi bir sesle. “Büyük odayı ve mutfağı kullanabilirsin. Aylık on bin lira.”

“On bin lira mı?” diye şaşırdım. “Emekli maaşım on iki bin! Nasıl geçineceğim?”

“Yan iş bul. Ya da daha küçük bir eve taşın.”

“Aylin, sana ne oldu?” diye sordum karşısına oturarak. “Hep iyi geçindik. Sen okuldan sonra şehre yerleştin, ailen oldu, ama hiç kavga etmedik.”

“Kavga etmedik çünkü sessiz kaldım,” dedi gözlerini bana dikerek. “Annemle babamın sırtından geçinirken sustum. Sana şehirde ev alırken bana ‘Paramız yok’ dediklerinde sustum. Kocanla boşanıp geri dönüp yine onların eline bakmaya başladığında sustum.”

“Çalışıyordum!” diye itiraz ettim. “Okulda öğretmenlik, kütüphanede…”

“Beş kuruşa. Yine de annemle babam sana yardım ediyordu.”

“Peki sen aç mı kaldın? Kocan iyi kazanıyordu, çocukların…”

“Çocuklarımın eğitimi için para lazımdı! Bana hiç destek olmadılar. Her şeyi tek başıma yaptım.”

İlk kez Aylin’in gözlerinde sadece soğukluk değil, eski bir kırgınlık gördüm. Yıllardır biriken bir öfke.

“Aylin, adil olmadığını düşünüyorsan, keşke önceden konuşsaydık. Bir çözüm bulurduk.”

“Kiminle konuşacaktım? Annemle mi, senin üzerine titrerken? Babamla mı, seni örnek evlat görürken?”

“İkimizi de seviyorlardı…”

“Beni de severlerdi, sorun çıkarmadığım sürece. Okulda başarılı oldum, üniversiteyi kazandım, evlendim. Kendi hayatımı yaşamaya başladığıLale sonunda yüreğindeki tüm acıya rağmen, ailenin mirasını korumak için hukuk mücadelesine başlamaya karar verdi.

Rate article
Lifequest
Akraba Tuzağı