Sadık Dost

“Barbos, buraya çabuk gel!” diye bağırdı Veysel, arabadan fırlayıp yol kenarında yatan köpeğe doğru koştu.

Ama Barbos kalkmadı, kuyruğunu sallamadı… Aniden geri dönülemez bir şey olduğunu anlayan Veysel’in yüreği sızladı: köpek ölmüştü. “Bunu şimdi anneme nasıl söyleyeceğim?” diye düşündü Veysel, cansız bedenin üzerine eğilirken, gözyaşları Barbos’un ağarmış kürküne damlıyordu.

Valide Hanım’ın yaşlı köpeği, gelini Rümeysa’yı ilk gördüğü andan itibaren sevmemişti. Onu her gördüğünde hırlıyor, tahta sundurmada kuyruğunu huzursuzca yere vuruyordu. Rümeysa da köpekten hem korkuyor hem de içten içe nefret ediyordu.

“Şu işe yaramaz yaratık… Bana gücüm yetse, çoktan uyuturdum!” diye söylenirdi Barbos’a karşı.

“Rümeysa, ne diyorsun öyle! Belki parfümünün kokusunu sevmiyor, belki de topuklarının sesi rahatsız ediyor onu. Yaşlı köpek işte, tıpkı insanlar gibi alışkanlıkları var…” diye yatıştırmaya çalışırdı karısını Veysel.

Valide Hanım ise sadece bakıyor, iç geçiriyordu. Keşke şu süslü püslü kız Barbos’un gerçekte ne kadar değerli olduğunu bilseydi! Köpek, şüphesiz ki Rümeysa’dan çok daha fazla iyilik yapmıştı bu ev için.

Valide Hanım, oğlunun hayatına fazla karışmazdı. Onu Rümeysa ile tanıştırdığında bile bir şey dememişti, içine sinmese de. Rümeysa’nın gülüşünde bir yapmacıklık vardı; gülüyordu ama sıcaklık hissettirmiyordu.

“Anne, Rümeysa’yı beğendin mi? Güzeldir, değil mi?” diye sorduğunda Veysel, Valide Hanım,

“Sen kendine eş seçiyorsun… Önemli olan mutlu olman. Ben de sizi kutsarım,” demiş ve oğlunu sıkıca sarıp öpmüştü.

Evlendikten sonra çift, Rümeysa’nın miras kalan şehirdeki dairesine yerleşti. Veysel artık nadiren köye, annesinin yanına gidiyordu, ama özlüyordu. Rümeysa ise köye gitmekten hiç hoşlanmıyor, konforlu tatilleri tercih ediyordu. Ancak bu yaz, birdenbire bir “doğa turizmi” hevesine kapıldı.

“İnternette okudum, doğada tatil yapmak sağlığa çok iyi geliyormuş. Şehir hayatı stres dolu, üstelik hareketsizlik de cabası! Hem şimdi moda bu! Tabii pahalı… O yüzden aklıma senin köydeki evin geldi,” diye anlattı bavulunu hazırlarken.

Veysel sevinmişti, uzun zamandır köyüne gitmiyordu. İşini uzaktan yürütebildiğinden, kısa sürede hazırlandılar ve iki gün sonra köydeydiler.

Valide Hanım misafirleri sevinçle karşıladı.

“Sonunda geldiniz! İşte gerçek tatil böyle yapılır. Bizim köy de o Antalya’ların, Muğla’ların aşağı kalır yanı yok!”

“Öyle diyemeyiz tabii…” diye burun kıvırdı Rümeysa. “Valide Hanım, burada hayvanlar var mı? Doğa turizmi demek, otantik köy hayatını yaşamak için buradayız.”

Valide Hanım ne demek istediğini tam anlamamıştı ama cevap verdi:

“Barbos var, bir de on tane tavuk. Eskiden bir keçimiz de vardı… Geçen yıl öldü, Allah rahmet eylesin.”

Rümeysa, güneşli sundurmada uyuyan yaşlı köpeğe tiksintiyle baktı ve dudak büktü.

“Ben faydalı hayvanları kastettim! Bu ihtiyar köpek değil. Şaşırdım doğrusu, daha nasıl yaşıyor?”

“Bahçem büyük… Orada çok iş var! İstediğin kadar ‘köy hayatı’ yaşayabilirsin!” diye çabucak ekledi Valide Hanım.

“Yarın başlarız anne,” dedi Veysel. “Hem Rümeysa, hem ben… Odun kırarım, çitleri tamir ederim. Ama şimdi dinlenelim.”

Bavulları alıp içeri taşıdı. Rümeysa topuklu ayakkabılarıyla yere batarak peşinden yürüdü, homurdandı. Sundurmaya çıktığında, Barbos kafasını kaldırıp derin bir hırlama çıkardı. Rümeysa çığlık atarak Veysel’in arkasına saklandı.

“Barbos, kızma, Rümeysa seni ‘faydalı hayvan’ saymadı diye üzülme,” diye gülümsedi Veysel, köpeğin kafasını okşadı.

Barbos kuyruğunu salladı, çocukluğundan beri tanıdığı sahibini görünce sevindi.

Ertesi sabah Valide Hanım, gelinine küçük çiftliğini gezdirdi.

“Bak, tavuk kümesi, elma ağaçları, kuş üzümü… İşte benim sebze bahçem. Yabani otları temizlemek lazım.”

Rümeysa’nın bahçe işleri pek yolunda gitmedi. Tüm bitkiler ona aynı görünüyordu, hangisinin sebze, hangisinin yabani ot olduğunu anlayamıyordu.

“Bak, bu havuç, bu da sarı papatya. Şunu kökünden sök!” diye gösterdi Valide Hanım. “Daha önce yabani ot görmedin mi?”

“Papatya gördüm! Ama sizin diğer otlarınızı ayırt edemiyorum! Ben botanik profesörü değilim!” diye çıkıştı Rümeysa.

Zorlanıyor, ter içinde kalıyordu. Pahalı spor kıyafetleri kirlenmiş, tırnakları berbat olmuştu. Bir saat sonra beli ağrımaya başlayınca pes etti.

“Bugünlük yeter! Bu tatil değil, bu angarya! Bunun sağlığa nasıl faydası olabilir?”

“Sebzelerden sonra sana tavukları gösterecektim…”

Rümeysa ürperdi.

“Tavuklar yarın!”

Beli ağrıyarak eve yürüdü. Ama sundurmada yine o işe yaramaz köpek yatıyordu. Rümeysa’yı görünce dişlerini gösterdi. Kadın korkuyla içeri kaçtı.Veysel, annesinin gözyaşlarını silerek yeni bir başlangıç yapmaya karar verdi ve Barbos’un anısını yaşatmak için köye yerleşti, çünkü gerçek huzurun burada olduğunu anlamıştı.

Rate article
Lifequest
Sadık Dost