Süpriz bir akşam yemeği
– Düşündüğüne inanamıyorum, bizim onları davet etmemiz mi gerek? – Volkan, masanın üzerine çomak çomak vuruyordu.
– Neden olmasın? Kullanmazsak yemesi çok üzücü olurdu. Hem ablam… O umutsuz gelse… – Ayşe pencereye dönmüş, bu arada tüylerini silip duruyordu ama aslında pencere çizmesiyle ne yapacağından emin değildi.
– Onu on beş yıldır göremedik! Artık niyeti yokken, sadece sana dönmek mi var dersin? Aklına geldi mi ya gazabını? – Volkan, Ayşe’nin masasına oturmuş, elindeki çay bardağını sarsıyor gibiydi.
– On, Volkan! Ablamın yeni işi felç olmuş. Anadolu’da bir dükkân… Belki biraz destek olabilir miyiz?
– Tabii! Devlet bizi karanlıkta bulurken, ailesi onu terk etmişken sana dönmek istiyor! Kafasını yıkanmayı unuttun mu?
Ayşe, masada yedek çay bardağının üstünü sürtmeye başladı. Aslında çay bardağı zaten parıldıyordu. Ama Volkan’ın sinirden değil, kendi iç çalımının疗效’ıydı bu.
– Bir anne-annelerimiz hep dediği gibi: aile birliği varsa her şeyin çözüleceğini biliyorsun.
– Ama ben senin kocanım ve bu fikri tercih etmiyorum.
Ayşe, Volkan’a döndü. “Bayım, öğleden sonra öğrendiğimizde derhal size haber vereceğini. Sekiz saniye önce değil!” diyordu fakat telefon zili ayağa kalkmasına engel oldu.
– Bu Levent’ten mi gelen?” diye sorarken sinirden çay dolu bardağı eline alıp masaya vurdu.
– Evet. Son görüşmemizden beri nadiren通话’ya da sımsıktı… O umursamaz taraflarla. Şimdi de kötü haber mi var?
– Merhaba! Sağlıkla, bu akşam sahiplenmeniz var. Elif ile birlikte. Anlaşılan sonunda bir karar verdik!
Volkan, telefonu konuşmasından bir an önce kurtulmak istercesine başını yastıkla salladı. Ama Ayşe, bir kez daha masadaki kahveleri çay gibi karıştırarak gözlerini Volkan’a dikti.
– Sensin dediğin, güzel. Ama sahileki yemek törenimize kadar çaylar ölçümü içer ya? Bu kırık otantik kahve fincanı da evet mi?
– Neden olmasın! Fakat yine de Elif ile birlikte başka bir de başka… Onu kim gönderecek?
– Ne varsa hepsiyle birlikte gelir, diye ekledi çocuk.
Birkaç telefon çağrısıyla dolu akşam, aynı zamanda bir işe dönüşmeye şekillenmişti. Volkan, müzik學院’de profesörken Ayşe ise ·中学’in başkanıydı. Çocuklarıyla aynı şekilde buluşmakta zaman zaman zorlanıyorlardı. Ailesiyle aralar uzun süredir meydana geçmemişti. Ablası Cem ise Balıkesir’e dönüp işlerini yeniden düzenlemişti. Aralar 20 yıldır soğuktan soğuya geliyordu.
Volkan evde tek başılmıştı, Ayşe ise sofrayı hazırlamaya başlamıştı. Kürt “”””,
soğan, paprika, domates… Geleneksel bir yemeklerle birlikte, sofradaki gevirtelik de birazcık sakinleşmişti. Volkan, Ayşe’nin sofra hazırlığına baktığında bir anda müzik masalara dönmüş olabilir gibi hissetti.
– Sana bir şey unuttum. Beklediğin abının yanında bir de kuzenim Cevdet geliyor.
– Kuzen? Ne yapacağız şimdi onu da?
– Kafasına çaktı. Senin鸽子’ni birlikte yapması ve İstanbul’daki işiyle ilgilenmesi için. Birlikte bir karar verebiliriz diye dedi.
Volkan, Ayşe’ye gülümsedi. Geçmişteki kısa sürenlik tartışmaların yerini不知不觉 birlikte bir aile sofrasının oluşturduğu sıcaklık almıştı. Cevdet, asker haliyle gelmişti ama anlaşılan son yıllarında deneyimler kazanmıştı. Olsun, gelse… Ayşe’nin sofrasına kim gelirse gelsin, onları seven bir insan olarak hoş geldiğini haber verdi.
Soğana girecek büyük bir topluluk sonunda, Altun’da bir kafe açılması konusunda bir ortaklık süreci başlamıştı. Cem, yemek izindeyken deneyimli Cevdet ile birlikte planlar yapıyorlar. Ayşe ise yemek masasında masalarda konuşulanları birlikte bir kahvaltı bastırmış gibiydi. O akşam yemeği, belki bir çay bardağı çatlama ya da geleneksel bir çkirli anikitin rengiyle başlayabilirdi; ama sonuçta toprak farklı yollarla farklı insanların ailelerini bir araya getirebiliyordu.




