Ağaç Dikti, Bizim İçin Yetişemediklerimiz İçin

**”Ağaçları Dikmeye Vakti Yetmedi”**

Elif, eski ahşap masanın başında oturmuş, kocası Murat’ın köstekli saatini avuçlarında tutuyordu. Saat eskimiş gümüş kapağı ve çatlamış camıyla ağırdı. Akrep ile yelkovuven beş buçuğu gösteriyordu—ne anlamı vardı bilinmez, ya da çok vardı. Parmaklarında çevirirken sanki onu yeniden canlandırmaya çalışıyor gibiydi.

*”Ne kırgın sen Murat?”* diye mırıldandı, kadrandaki rakamları izlerken. *”Hatta bozulduğunda bile takardı. Niye?”*

Murat üç ay önce kaybetmişti onu. Kalp krizi, şimşek gibi ansızın. Elif otuz iki, Murat otuz beş yaşındaydı. Hayaller kurmaya yeni başlamışlardı: çocuklar, seyahatler, evin arkasındaki küçük bir bahçe… Ama zaman durdu. Tıpkı bu saat gibi.

Elif iç çekip saati masaya bıraktı. Kocasının eşyalarını toplamak istiyordu ama her kazak, her kitap onu ona geri götürüyordu. Saatse son bilmeceydi. Murat onun nereden geldiğini hiç anlatmamıştı. Sadece *”Önemli Elif,”* derdi. Hepsi bu.

Aydı, pencereye yürüdü. Banliyödeki evleri sonbahar yapraklarına gömülmüştü. Komşu çocukları top oynuyor, bir yerlerden kıpek havlaması geliyordu. Hayat devam ediyordu ama Elif için donmuş gibiydi.

*”Yok, bu kadar,”* dedi kendine. *”Onu için de olsa yaşamalıyım.”*

Elif, kolay pes edenlerden değildi. Evlilik öncesi şehirdeki bir çiçekçideydi, insanları gülümseten buketler yapardı. Murat şaka kırgın *”çiçekleri terbıye eden kadın”* derdi ona. Kendiyse mühendisti, sessiz ama sıcak bakışlı. Tanışmaları bir tesadüftü: bir kafede Elif’in elinden kırılan vazoda bir menekşe, Murat’sa kırıkları toplamıştı.

*”Üzülme, çiçek yaşar,”* demişti gülümseyerek. *”Ama sen şoktasın galiba.”*

*”En sevdiğim vazoydu!”* diye çıkışmıştı Elif, ama hemen gülmüştü. Onun sükûneti bulaşıcıydı.

Bunu başlangıç oldu. Bir yıl sonra evlendiler, banliyöde ev aldılar, *Pamuk* adında bir kedi edindiler. Çocuk hayalleri vardı. Ama kader farklı yazılıydı. Bir bu yıl önce Elif, beş aylık bebeklerini kaybetmişti. Murat yanındaydı, elini tutmuş, susmuştu. Ama onun sessizliği her sözden daha gür çınlıyordu. O kırgınlığı hiç konuşmadılar, sadece yaşadılar. Şimdiyse o olmazsa.

Saat masada kırgınlık gibi duruyordu. Elif alıp kararlı adım atarken şehirdeki saatçiye gitti. Murat bir ara ondan bahsetmişti. Belki bir şey bilir.

Saatçi dükkânı dar bir sokaktaydı. *”Zaman ve Saat. Tamirat.”* Yazısı asındı. Tezgâha yüzlü, gür kaşlı bir yaşlı oturuyordu. Adı Selim’di.

*”İyi günler,”* dedi Elif, saati uzatırken. *”Çalışmıyor. Tamir edebilir misiniz?”*

Selim gözlerini takıp saati inceledi.

*”Hmm, antika bir parça,”* mırıldandı. *”Antik Avusturya işi, 1900’ler başı. Nerden aldınız?”*

*”Kocamın… Çok kıymet verirdi.”*

Selim başını salladı, daha fazlasını anlamış gibi. Arka kapağı açıp kaşlarını çattı.

*”Bunu buldum,”* dedi, katlı bir kağıt çıkarırken. *”Memele görünüyor.”*

Elif donakaldı.

*”Mektup?”*

*”Bilmem,”* dedi Selim omuz silkip. *”Ama saat paslanmış. Tamir ederim, ama iki gün sürü. Mektupsa… size kızgın.”*

Sarılaşmış kağıdı uzattı. Elif titreyen ellerle aldı, ama açmaya cesaret edemedi.

*”Sağ olun,”* diye mırıldandı. *”Sonra gelip alırım.”*

Evde uzun süre mektupla öylece oturdu. *Pamuk* ayaklarına sürtünüp mırıldanıyordu, fark etmedi bile. Derin bir nefes alıp kağıdı açtı. Yazı Murat’ınkiydi—düzgün, hafif yatık.

*”Hiç göremeyeceğim yavrum,*

*Seni koruyamadığım için affet. Annene söz vermiştim, aile olacaktık. Ama kader başka yazdı. Biliyor musun, senin için bir ağaç dikmek istemiştim. Dedemin bahçesindeki o akçaağaç gibi. Derdi ki; ‘Ağaç, süregiden hayattır.’ Bunu okuyorsan, ben yetişemedim. Ama annen benim yerime diker. O güçlüdür, benim Elif’im. Ona iyi bak, tamam mı?*

*Baban, Murat.”*

Elif’in yanaklarından yaşlar süzüldü. Mektubu göğsüne bastırdı, sanki bu sözlerle Murat’ı sarabilirmiş gibi. Bunu kaybettikten sonra yazmıştı, ama göstermemişti. Niye? Kırgınlığı deşmemek için mi? Yoksa ona bir ümit bırakmak için mi?

*”Her şeyi kendince yapardın sen,”* dedi gülümseyerek. *”Peki, akçaağacını dikeceğim.”*

Ertesi gün bir fidanlığa gitti. Genç, taze yapraklı bir akçaağaç seçti. Satıcı, *Nurhan* adında yaşlı bir kadın, dalgınlığını fark etti.

*”Kime dikiyorsun?”* diye sordu, kökleri bezle sararken.

*”Oğluma,”* dedi Elif usulca. *”Ve kocama.”*

Nurhan sıcak baktı.

*”Güzel iş kızım. Ağaç hatıradır. Benim kocam da akçaağaç severdi. Gücü yettiğince her bahar bir dikerSonra bahçeye döndü, toprağı kazdı, ve küçük ağacı dikerken Murat’ın artık hep burada, her açan yaprakta, her gün doğan güneşte yaşayacağını hissetti.

Rate article
Lifequest
Ağaç Dikti, Bizim İçin Yetişemediklerimiz İçin