Üçüncü Denemede
Ne kadar acı çekmek, sevdiklerini kaybetmek, ne çok şey yaşamak gerekiyor gerçek mutluluğa kavuşabilmek için?
Bunu sık sık düşünür Ayşe; kırk sekiz yaşındadır ve hâlâ güzel bir şeylerin olacağına dair umudunu yitirmemiştir. Hayatı pek şanslı geçmemiş olsa da yılmamıştır. Ama şimdi büyük bir felaket oldu. Öylece durmuş, göz kırpmadan, evlerini yutan alevlere bakıyordu. Kıvılcımlar gece gökyüzüne saçılıyor, ateşin ışığı etrafta toplananları aydınlatıyordu. İtfaiye çoktan gelmişti bile.
Her Şeyi Kaybetmek
İtfaiyeciler telaşla hortumu açıyor, sonunda güçlü bir su jeti alevlere müdahale ediyordu. Duman her yeri kaplamıştı. Ayşe, mendiliyle burnunu kapatmış, yanıp kül olan hayatına dehşet içinde bakıyordu. Her şey yanmıştı: eşyalar, dolaplar, mutfak, her şey… Hiçbir şey kurtarılamamıştı. Ayşe’nin yirmi beş yıldır yaşadığı ev, bir anda kül olmuştu.
“Ayşe, hadi benimle gel, Mehmet şimdiden bizim avluda Osman’la oturuyor,” diyerek kolundan çekiyordu komşusu Fatma, yıllardır dostça yaşadıkları kadın.
“Oturuyor, hiç oralı değil, onun yüzünden yandık. Zorla uyandırdım onu, yoksa orada kalırdı…” diye mırıldandı Ayşe, gözyaşları yanaklarından süzülürken. “Ah Fatma, ancak şimdi anladım, her şeye ne kadar bağlanmışım,” diyerek eliyle yanık evin olduğu tarafı işaret etti. “Her gün çevremde olan şeyler, tüm fotoğraflar, bütün hatıralar…”
“Bir şey olmaz Ayşe, hiçbir şey olmaz, daha her şey olacak, sen daha ellisine bile gelmedin, gençsin daha,” diyerek onu teselli etmeye çalışıyordu Fatma.
Fatma’nın avlusuna girdiler. Orada Ayşe’nin kocası Mehmet ve ev sahibi Osman oturuyordu. Mehmet, dünkü sarhoşluğundan ancak kendine gelmişti, yangın onu iyice sarsmış olmalıydı.
“Ayşe, ne oldu yahu?” diye sordu karısına. “Nasıl çıktı bu yangın?”
“Nasıl mı? Sen yine sigarayla uyuyakalmışsın, yatağın altına düşmüş, ben seni uyandırdığımda alevler çoktan yayılmıştı,” diye ağlayarak anlattı Ayşe. “Kaç kere uyarmıştım sana, işte sonuç… Elimizde bir şey kalmadı.”
Mehmet, başını öne eğmiş, gözyaşları yanaklarından akarken, bir zamanlar kendi elleriyle yaptığı evinin olduğu yere donuk gözlerle bakıyordu.
“Ayşe, Allah aşkına beni affet, bir daha içmeyeceğim, komşuların yanında söz veriyorum. Vallahi içmeyeceğim,” diyerek göğsünü işaret etti. “Annemlerin evine taşınacağız, tabii orası pek iyi durumda değil, ama tamir ederiz. Söz veriyorum Ayşe.”
Onun annesiyle babası eskiden içki içerdi ve uzun zaman önce peş peşe ölmüşlerdi. Ev harap durumdaydı. Ayşe ve Mehmet yangın yerinde eşya aradılar, ama hiçbir şey bulamadılar. Mehmet sözünü tuttu. O günden sonra bir daha içki içmedi, belki de yaşadığı şok etkili olmuştu.
Sadece Hatıralar Kalmıştı
Ayşe, marketten dönerken, bir zamanlar evlerinin olduğu yerde durdu. Anılar birden bastırdı, hatta kapının yanındaki yanmamış banka oturuverdi. Mehmet’le bu evde geçirdikleri yirmi beş yılı düşündü. Yeni evlerine ne kadar sevindiklerini, duvar kağıtlarını, boyaları, yeni mobilyaları nasıl seçtiklerini hatırladı. Yılbaşlarında Mehmet tavana kadar uzanan kocaman bir çam ağacı getirirdi, hep birlikte süsler, etrafında oynarlardı. Ah, kızları ne çok sevinirdi! Bir Ocak sabahı hemen ağacın altına koşar, Noel Baba’nın ne getirdiğine, hangi hediyeleri bıraktığına bakarlardı.
“Bu duvarlar ne çocuk sırrı, ne kahkaha sakladı,” diye geçirdi içinden Ayşe. “Benim sırlarım, üzüntülerim? Buradan kızlar okula koşardı, sonra büyüdüler, kendi hayatlarına uçup gittiler.”
İlk evliliğinden iki kızı vardı Ayşe’nin. Genç yaşta, henüz insanları ve hayatı tanımadan Cemal’le evlenmişti. Cemal’le birbirlerine hiç uygun değillerdi, bir aile düzeni kuramamışlardı hatta günlük hayatı bile. Beceriksizdi, bir de üstüne hayatı yaşamamıştı. Ayşe hemen hamile kalmış, evde otururken kocası gece gündüz dışarıda gezmişti. İki kız doğurmuştu, yine de kocasının uslanacağını ummuştu. O zamanlar ilçede yaşıyorlardı, Cemal oralarda takılıyor, Ayşe pek kimseyi tanımıyordu.
“Nerede uslanacak,” diye yüksek sesle mırıldandı Ayşe, kendi kendine konuştuğunu fark etmeden. “Annemi dinlemedim, o haklıymış meğer.”
Cemal’in bir motosikleti vardı. Bir gün köydeki ailesini ziyaretten dönüyorlardı, kızlar kayınvalidedeydi. Bir kaza geçirdiler. Cemal oracıkta öldü, Ayşe ise uzun süre hastanede yattı. Belli ki güçlü bir koruyucu meleği vardı, iyileşti, çocuklar öksüz kalmadı.
Tam da doksanlı yıllardı. Ayşe işten çıkarılınca, çocuklarla annesinin köyüne taşınmaya karar verdi. Yakınlarda Mehmet yaşıyordu, sık sık içen annesi ve babasıyla kalıyordu, bazen o da onlara katılırdı.
Bir gün Ayşe’yi kızlarıyla görünce hemen ona âşık oldu. Çok düzgün, güzel bir kadındı. Yanına gidMehmet ona yaklaştı ve o akşam yürüyüşe çıkmayı teklif etti, böylece hiç beklemediği bir anda, külün içinden yeniden doğan kalbi nihayet gerçek aşkı buldu.




