Ah, torunlarım, dinleyin şu ihtiyarın sözünü… Derler ya huzurevinde sessizlik hâkim diye, ama bana o sessizlik, bir zamanlar etrafımda vızır vızır akan hayatı hatırlatıyor. En çok neyi hatırlıyorum biliyor musunuz? Bayramları değil, hediyeleri değil, o aileleri yıkan insan aptallıklarını.
Bir zamanlar tanıdığım bir çift vardı – Emine Hanım ve oğlu, Volkan. Sessiz sakin yaşarlardı, ta ki o eve bir kız getirene kadar. Adı Leyla’ydı. Güzel mi güzel, ruju, ojeleri tırnakları jilet gibi, ama işte dert şu ki – ne işe ne ev işlerine eli yatkındı.
Emine Hanım ilk görüşte suratını astı – bana dedi ki:
“Bu kız bana pek yatmadı.”
Boşuna dememişti. Çünkü Leyla ilk kez bulaşık yıkadığında tabakların üstündeki yağı daha çok yaymıştı. Bir de cesaretle ekledi:
“Ben elimi kirletmem, bu bana göre değil.”
Kaynanası ona:
“Ben de senin peşini toplamam. Yıka, burası otel değil!”
Leyla omuz silkti. Eh, dedim, bu uzun sürmez. Ama Volkan diretmiş:
“Aşık oldum! Evleniyorum!”
Emine Hanım onu her yönden vazgeçirmeye çalıştı, nafile. İki ay içinde düğün yaptılar, bir hafta sonra da evin anahtarlarını çifte teslim etti.
Ama sevinci uzun sürmedi – bir gün ziyarete gittiğinde evde öyle bir dağınıklık gördü ki, dedim torunlarım, neredeyse evi yıkıp yeniden yapacak! Toz, kirli bulaşıklar lavaboda, eşyalar ortalıkta. Leyla, bezini suya sokacağına oturmuş tırnağıyla oynuyor, diyor ki:
“Kendimi arıyorum. İş beni bulacak, zamanı gelince.”
Kaynanası ona:
“Seni iş bulmayacak, banka kredisini senin kocan ödeyemeyince icra bürosu bulacak!”
Çünkü Volkan’ın zaten iki kredisi vardı, üçüncüsünü de onun kaprisleri için almıştı. Leyla, bir de araba istedi!
“Niye?” diye sordu kaynanası.
“Mülakata giderken, arabayla gidersen sana farklı bakıyorlar!” diye gururla cevap verdi.
Böyle laf atıştırdılar, ta ki Emine Hanım buzdolabındaki tozu silip şunu söyleyene kadar:
“Oğlumu bilirim. Sen burada uzun kalamazsın.”
Leyla arkasından:
“O bana âşık!”
Kaynanası artık kararını vermişti – bir kuruş daha vermeyecekti. Yanılmadı da: bir ay sonra Volkan koşarak geldi – artık araba için değil, annesinden kredi çekmesini istiyordu.
“Bizim için, anne! Ben öderim!” diye yalvardı.
O ise:
“O arabayı kime söz verdiğini biliyorum. Ama benim üstüme – asla!”
Volkan suratını asarak gitti, Leyla’ya alışveriş yok dedi. O da bir çığlık attı! Sanki dünya başına yıkılmış gibi bir kavga çıkardı.
İşte o an Volkan dayanamadı. Leyla’nın eşyalarını toplayıp kapı dışarı etti. Ve boşanma davası açtı.
İşte böyle, çocuklar: ömür boyu aşk sanırsın, ama rüzgârın önündeki köpük gibi uçup gider. Çünkü aşk oje gibi değildir, emek ve saygı olmadan çabuk çatlar.
Size sonra nasıl yaşadıklarını da anlatayım mı? Çünkü o hikâye de ibretlik…




