Yaz tatilinde Ayşe, kocası ve çocuklarıyla birlikte şehre yakın bir köye gittiler. Her hafta sonu ziyaret ediyorlardı, bazen Ayşe tek başına gidiyordu. Köy, sadece yedi kilometre uzaktaydı, bu yüzden Cuma akşamı iş çıkışı doğruca otobüse atlayabiliyordu, eğer kocası Emre hafta sonu çalışacaksa.
Belki her hafta sonu gitmezdi, ama birincisi çocuklarını özlüyordu, ikincisi de babası felç geçirdikten sonra annesine bahçede yardım etmek istiyordu. O Cuma, işten çıkınca doğruca köye gitmeye hazırlandı.
“Emre, ben işten sonra direkt köye gidiyorum, bu yüzden sen burada bir şeyler ye, buzdolabında her şey var. Pazar günü de gel beni al, zaten izinlisin, tuhaf ama Cumartesi çalışıyorsun…”
“İşte tam bir kaos var,” dedi kocası. “Patron fazla mesai ücreti ödeyecek.”
Ayşe bir ofiste baş muhasebeci olarak çalışıyordu. Cuma günü raporu yetiştirmeye çalışırken acele ettiği için büyük bir hata yaptı ve yanlış raporu üst yönetime e-posta ile gönderdi.
Cumartesi öğleden sonra patronu Cemal Bey’in telefonu çaldı.
“Ayşe, bu raporu ne hale getirdin? Üstler arayıp bana çıkışıyor, derhal düzelt, başka bir şey bilmiyorum, yoksa ikramiyeni kaybedersin!”
“Köydeyim, Cemal Bey, belki yarın… Ne yapmış olabilirim ki—” Sözünü bitirmesine izin vermedi.
“Senin nerede olduğun umurumda değil, düzelt dedim!” diye bağırdı öyle ki, yanındaki annesi bile duydu.
“Tamam, şimdi gidiyorum.”
“Kızım, bu kadar bağıran kim?”
“Patronum, Cemal. Raporda bir hata yapmışım, dün yetiştirmeye çalışırken. Neyse, ofise gitmem lazım. Acilmiş görüyorsun…”
On üç yaşındaki oğlu ve on yaşındaki kızıyla vedalaştı.
“Tamam çocuklar, haftaya görüşürüz.”
Şehre varınca doğruca ofise gitti, güvenliği arayıp alarmı kapatmalarını söyledi, bilgisayarı açıp rapor üzerinde çalışmaya başladı. Dikkatle incelediğinde iki bariz hatayı fark etti, kendi bile şaşırdı.
“Bunu nasıl gözden kaçırdım? Belli ki üstler de şaşırmıştır, bu hatalar göze batıyor. Telaştan olmalı, otobüsü kaçırmamak için koşturuyordum.”
Akşam olmuştu. Raporu tekrar gönderdi, ofisi kapattı ve eve doğru yürüdü.
“Emre yakında işten gelir, beni evde görünce şaşıracak,” diye düşündü, yavaş adımlarla ilerlerken. “Son zamanlarda değişti. Telefonundan ayrılmıyor, dalgın, bazen sinirli. Çocuklar olmadan konuşmalıyız.”
Eve yaklaşırken çantasından anahtarı çıkardı, başını kaldırıp mutfakta ışığı gördü.
“Demek Emre evde!”
Üçüncü kata çıkarken nedense kalbi hızlandı. Kapıya yaklaştığında, kocasının sevmediği romantik bir müzik duydu. Tuhaflığın kokusunu almıştı. Kapıyı sessizce açtı, koridorda yabancı bir çift terlik gördü. Tanıdık geliyordu ama kime ait olduğunu çıkaramadı.
Çantasını ve anahtarı sessizce bırakıp salona baktı. Loş bir ışık vardı, yatak odası boştu. Balkona döndüğünde iki siluet gördü, ikisi de sigara içiyordu.
“Esra… Bu Esra!” diye çarpıldı içinden. “Terlikler onun!” Mideleri bulandı, bu en yakın arkadaşıydı.
Son zamanlarda sık sık evlerine geliyordu, Ayşe evdeyken. Birlikte çay, bazen şarap içiyorlardı. Titremeye başladı, balkon kapısına usulca yaklaştı.
“Emre, bana ne zaman söyleyeceksin Ayşe’ye bizim durumumuzu?” diye duydu arkadaşının sesini.
Kocası bu soruya pek hazır değildi, sinirli bir sesle:
“Esra, yine mi bu konu? Anlaşmıştık, beni zorlamayacaktın. Henüz karar vermedim…”
İnce perdenin arkasından, Emre’nin boxer içinde, Esra’nın ise onun gömleğiyle sigara içtiğini gördü.
“Peki ne zaman karar vereceksin?” diye beklenmedik bir sesle bağırdı Ayşe, perdeyi açarak.
Emre şaşkınlıkla sigarasını düşürdü, Esra çığlık attı, belki de ayağına düşmüştü.
“Sen ne arıyorsun burada? Yarın gelecektin!” diye bağırdı Esra, od




